Menu

Pieter Bruegel’in Eserleri ve Hayatı

Pieter Bruegel, Pieter Brueghel, De Oudere veya Boeren Bruegel olarak da bilinen, kendi gibi ressam olan oğulları ve torunlarından ayrılmak için Köylü Bruegel, Yaşlı Bruegel, Baba Bruegel gibi lakaplarla anılan ressam ve gravür sanatçısı Pieter Bruegel’in hayatı ve yaşamının ilk yılları hakkında pek az şey bilinmektedir.

Flaman ressam Karel Van Mander’in Flaman sanatçıların biyografilerini kaleme aldığı 1604 tarihli Het Schilder-boeck (Ressamlar Kitabı) adlı kitaba göre Bruegel, 1525 tarihinde Flandra ülkesinin Breda şehrinde dünyaya geldi. Ancak, bu kent Hollanda sınırları içinde kalan Breda şehri mi, yoksa Belçika sınırları içindeki Bree şehri mi olduğu tartışmalıdır.

Pieter Bruegel, 1530’lu yıllarda Brüksel’de İtalya ve Osmanlı İstanbul’una gezilerde bulunmuş olan ressam, heykeltıraş, mimar, goblen ve vitray sanatçısı Pieter Coecke van Aelst’in öğrencisi oldu. Bruegel, bu sırada hümanizm felsefesi ile ilk kez tanıştı ve ustası vasıtasıyla dönemin önde gelen Flaman hümanist entelektüel çevresine girme olanağı buldu. Coecke’nin eşi, suluboya ve tempera ressamı Maria Verhulst Bessemers vasıtasıyla tempera resim tekniğiyle, alegori ve köy yaşamı temalarıyla da ilk kez tanışmış oldu. Tempera, yumurta, su, tutkal, balmumunun bağlayıcı olarak kullanıldığı bir tür boyadır, hızlı kurur ve uzun ömürlüdür, 15. yüzyılda yağlı boya tahtına geçinceye kadar pek çok resim yüzeyinde kullanılıyordu.

Pieter Bruegel, Flaman Rönesansı’nın önemli merkezlerinden Belçika’nın Antwerp kentine yerleşti ve kısa sürede şehrin ressamlar loncası olan Aziz Luka Loncası’na usta ünvanıyla kabul edildi.

Ice Skating Before The Gate of Saint George

Ice Skating Before The Gate Of Saint George, 1558 (Gravür)

1551-1552 arasında Pieter Bruegel, uzun bir İtalya yolculuğuna çıktı. Kuzey İtalya’ya ulaşan ve daha sonra Napoli ötesine geçerek Sicilya adasının Palermo kentine kadar giden ressam, geçtiği yollar üzerindeki manzaraları, özellikle vahşi tabiatıyla dağları ve vadileri tasvir eden birçok desen, gravür ve resim ile belgelemiştir. 1553’te Roma’ya giden Bruegel, bir süre dönemin önemli minyatür ressamlarından Giulio Clovio ile birlikte çalıştı ve ortak bir minyatür çalışmasının yanı sıra yağlıboyalar ve çizimler yaptı.

Landscape With Christ Appearing To The Apostles At The Sea Of Tiberias, 1553

Landscape With Christ Appearing To The Apostles At The Sea Of Tiberias, 1553

İlk imzalı ve tarihli yağlıboya resmi olan Celile Denizi Kıyısında İsa’nın Havarileri’ne Görünmesi isimli eserinde, daha sonra Bruegel’in sık sık kullanacağı engin bir manzara içindeki çoğul figürler temasını görebiliriz. Ancak, eserdeki kutsal figürlerin yine aynı dönemde İtalya’da bulunan bir başka Flaman ressam olan Maerten de Vos’a ait olduğu da iddia edilmektedir.

Naval Battle In The Gulf Of Naples

Naval Battle In The Gulf Of Naples, 1560

Bruegel’in erken dönem bu tablosunda olduğu gibi sanatçıyı bir manzara ressamı olarak görürüz. Lakin Bruegel’in manzaraları hem 16. yüzyıl Flaman ve hem de Tiziano ve Venedik manzara ustalarının geleneğini çok aşmakta, manzara sanatını yeni boyutlara taşımaktadır. Bruegel, her ne kadar sanat yaşamı boyunca konu ve imge olarak geniş ve kendine has bir dağarcığa sahip olduğunu gösterse de nerdeyse izlenimci ve hatta dışavurumcu olarak adlandırılabilecek engin bir doğa manzarası, resimlerinde teşhis edilebilecek bir öğe halini alacaktır.

1555’te Antwerp’e dönen Bruegel, yaklaşık 10 yıllık bir sürede yoğun bir üretim faaliyeti içine girdi. Bu dönemden Bruegel’in kendine has temalarını ve üslubunu yaratma sürecini belgeleyen en erken örnekler 1553 ve 1556 yılları arasına tarihlenen ve Alp Dağları bölgesini tasvir eden bir dizi desen çalışmasıdır. Bu çizimlerin küçük bir kısmı, sanatçının İtalya yolculuğu sırasında çizilmiş olsa da büyük bölümünün Antwerp’e dönüşünden sonra yaratıldığı düşünülmektedir. Büyük bir kısmı yolculukları boyunca eskizlediği, sanatçının yol deneyimlerinden gelen izlenimler doğrultusunda serbest kompozisyonlar halinde bir araya gelmesinden oluşan bu desenler, ressamın dağların vahşi, görkemli ve pitoresk atmosferinden ne kadar etkilendiğini göstermektedir.

Alpine Landscape, 1555-56

Alpine Landscape, 1555-56 (Gravür)

Landscape With The Parable Of The Sower, 1557

Landscape With The Parable Of The Sower, 1557

Bu dönemde, matbaanın yaygınlaşmasıyla Orta Avrupa’da gravür sanatı hızla popülerleşmekteydi. Gravürler, dini fraksiyonlar, felsefi akımlar ve politik grupların yaygın olarak kullandığı bir propoganda malzemesiydi. Bruegel, Antwerpli bir yayıncı ve gravür sanatçısı olan Hieronymus Cock’la beraber çalışarak, 1556’dan itibaren kırktan fazla gravüre imza atmıştır. Bruegel, her ne kadar başlangıçta Hieronymus Bosch’un gravürlerinden etkilendiyse de, daha sonra kendi üslubunu yaratarak, 1563’e kadar didaktik, politik ve ahlaki konulardan kıssalara, mizahi öykülere, dini sahnelere ve manzaralara uzanan geniş bir yelpazede özgün eserler üretmiştir. Bruegel’in gravürleri, adının ilk kez geniş kitlelerce duyulmasını da sağlamıştır.

Landscape With The Fall Of icarus, 1558

Landscape With The Fall Of Icarus, 1558

Bruegel, bu eserini Yunan mitolojisindeki bir öyküden yola çıkarak yapmıştır. İkarus, Giritli mimar, heykeltıraş ve pek çok mekanik araç üretimine hakim, yetenekli ve çok yönlü Daidolos’un oğludur. Kral Minos’un emriyle Daidolos ve oğlu İkarus, Labyrinthos’a kapatılırlar. Baba oğul bir plan yaparlar, uçarak labirentten uzaklaşacaklardır. Daidolos, oğlu ve kendi için bir çift kanat yapar ve bu kanatları kuşlarınkine benzer bir biçimde omuzlarına balmumuyla yapıştırır. Baba, oğlu İkarus’a sürekli alçaktan uçması gerektiğini, güneşe doğru yükselmesi halinde balmumunun eriyeceğini belirtir. Her ikisi de havalandıktan sonra İkarus babasının tembihinin aksine yükselmeyi sürdürür ve güneşe doğru yaklaştıkça balmumu erimeye başlar. Sonunda İkarus denize düşer ve boğulur.

Resimde, mitolojik bir konu güncel hayatın içinde resmedilmiştir. Bruegel, tablosunda bu mitolojik olayı merkeze almaz. Resimde, İkarus’un belden yukarısı suyun içinde, bacakları dışındadır. Dikkatli bakmayan bir göz, aslında bu trajikomik olayı algılamakta güçlük çekebilir. İkarus, denize gömülürken çiftçi, çoban, her şey, herkes son derece duyarsızdır, hiçbiri bu trajik ölüme dönüp bakmaz bile. Tabloya dikkatli bakarsak, İkarus’un bir köşede bacakları görünür, suda çırpınmaktadır. Tablonun merkezinde çift süren bir köylü bulunur. Onun arkasında bir çoban, resmin sağ alt köşesinde ise bir balıkçı vardır. Çiftçi toprağı sürerken bir çoban, yanında köpeği ile dünyadan habersiz sürüsünü otlatmaktadır. Çiftçinin sol üst tarafında, muhtemelen İkarus’un kaçtığı labirenti temsil eden, üzerine kale inşa edilmiş bir ada görülmektedir. 16. yüzyıla ait gemiler kendi rotalarında sessiz sakin yol alırlar. İnsanların İkarus’un düşüşü karşısındaki ilgisizlikleri tablonun ana öğesidir. Resmin ön planındaki kılıç ve para çantası, “Kılıç ve para iyi ele muhtaçtır” şeklindeki Flaman deyimini, hemen yanındaki tahıl çuvalı ise “Taşa ekilen tohumdan hiçbir şey bitmez” deyimini anlatır. Bunlar, İkarus’un yarasız çabasına birer göndermedir. Aslında bu resimle, Bruegel bir zıtlığı ortaya koymuştur. Semavi, uhrevi, efsanevi ve dini olan bir olay karşısında, dünyevi, gerçek olan, yaşanan ve geçerli olanın diyalektiği… İkarus miti, döneminin popüler bir konusu olarak yalnız Pieter Bruegel tarafından değil, birçok sanatçı tarafından tasvir edilmiştir

Netherlandish Proverbs, 1559

Netherlandish Proverbs, 1559

Bruegel’in, sıradışı ve dahice yöntemiyle, ahlaki konuları konuşma diline dönüştürmesinin en tanınmış örneklerinden biri Felemenk Atasözleri tablosudur. 16. yüzyıl Flaman köyü ortamında, yerel halkın diline uygun 100’den fazla atasözü ve özdeyişi bu resim yoluyla ve bu ölçekte bir araya toplayan Bruegel’in bu tablosu, sanatçının en popüler eserlerindendir. Resmedilen atasözleri ve deyimlerin ortak özelliği, insanların aptallıklarıyla dalga geçmesi. Bruegel, sadece kalem, fırça, boya ve çağları aşan yaratıcılığı ile eserlerini neredeyse üç, hatta çok boyutlu hale getirir.

The Triumph Of Death, 1562

The Triumph Of Death, 1562

Dulle Griet (Mad Meg), 1562

Dulle Griet (Mad Meg), 1562

Ölümün Zaferi ve Deli Meg adlı karanlık atmosferli bu iki resminde, kasvetli bir ruh, didaktik ahlakçılığı çok aşan acımasız bir ironi ve hatta saldırganca şiddetli bir karamsarlık göze çarpar. Hieronymus Bosch’un resimleriyle benzerlikler göze çarpar. Bu durum, doğrudan bir etkilenmeden ziyade, Katolik ve Protestan mezheplerinin ayrışmasının yarattığı kaotik atmosfer ve acımasız din savaşlarının yanı sıra, şiddetli iklim bozukluğunun tüm hızıyla sürdüğü, politik ve ideolojik çalkantılarıyla dolu coğrafyalarının getirdiği karamsarlığın duygudaşlığı demek daha doğru olur. Bu resimlerinde her ne kadar hikâyeci özellikli çok figürlü bir kompozisyon amaçlandıysa da, tabiat ve manzara yine de başat rol oynamaktadır. Figürler, manzara içinde dağınık öbekler halinde, küçük ve yalın halde tasvir edilmiştir ve bu haliyle hiçbir figür ön plana çıkmamaktadır. Bu kompozisyonda öne çıkan ve resmin ruhunu ortaya koyan manzaradır ve manzara da gayet ifadeci, dışavurumcudur. Bruegel, bu kuvvetli manzara içinde küçük öykücükler oluşturur ve birden çok sahneyi aynı tablo içinde bir araya getirir. Bu halde resmin asıl kahramanı figürler değil, bizzat manzara ve öykü haline gelir.

The Fight Between Carnival And Lent, 1559

The Fight Between Carnival And Lent, 1559

Karnaval, Avrupa halk kültüründe yer alan şenliklerdir. Aralık ayının sonunda ya da Ocak ayının başında başlar, perhizinden önceki son 3 gün kutlamaların doruğa ulaştığı dönemdir. Bu tablosunda, manzaraların yanı sıra didaktik ve ahlakçı olguları kendine has alegorik taşlamalarla, keskin sosyal ve politik yergilerle resmetmiştir. Tablonun sol tarafında tam bir eğlence hakimken, sağ tarafında yardımseverlik ve dinselliğin vurgulandığını görürüz. Karnaval ve Perhiz, tutku ve mantık, şehvet ve akıl, zevk ve dindarlık, aşırılık ve yokluk gibi pek çok öğe arasındaki mücadeleyi temsil eder. Brugel’in eserlerinin vazgeçilmez yanı alaycı üsluptur. Kilise penceresindeki figür, kilisenin yan kapısından çıkan dindarlar gibi…

Pieter Bruegel, 1563 yılında hocası Pieter Coecke van Aelst ve Maria Verhulst Bessemers’in kızı olan Mayken Coecke ile Brüksel’de evlendi. Ressamın Antwerp’i terk ederek karısının ailesinin yaşadığı Brüksel’e taşınması, onun hayatında olduğu kadar sanatında da önemli bir dönüm noktasıdır. Brüksel’de gravür tasarımını tamamen bir kenara bırakarak, yağlıboya tablolar resmetmeye yoğunlaşan Pieter Bruegel, en önemli eserlerini bu dönemde yarattı.

The Tower Of Babel, 1563

The Tower Of Babel, 1563

Bruegel’in yaşadığı dönemde Babil Kulesi iki inanışı temsil etmekteydi. İlki, kule insanoğlunun Tanrı karşısında haddini aşmasını temsil eder ve bu cezalandırılmalıdır. İkincisi ise bütün modern diller ve antik dilin kullanımının, Babil Kulesi’nin inşasında çalışan işçilerden miras kaldığına inanılmaktadır. Pek çok sanat tarihçi, Bruegel’in resminde yaşadığı çağın dinini, politik olaylarını, Tevrat’ta (Yaradılış bölümü) bilinen bir konuyu kullanarak semboller ve alegorilerle anlattığında hemfikirdir. Resimde ana izlek olan kulede, ressamın İtalya’ya yapmış olduğu seyahatinde gördüğü Colosseum’un mimari etkileri açıkça seçilir. Resimdeki insanların fiziksel özellikleri, giyim tarzları tümüyle Avrupalıdır. Kule, hem bitmemiş hem de yıkılmış izlenimi vermektedir. İşçiler ya da esirler yıpratıcı bir çalışma sergilemektedirler. Kule, görünen iç bölmeleri de dikkate alındığında, mükemmel bir yapı etkisi yaratmaktadır, ancak mimarlık ya da mühendislik bakımından çok ayrıntılı bakıldığında, imkansız bir yapı olduğunun açıkça görüldüğü ve ressamında bunun bilincinde olduğu söylenmektedir.

Winter Landscape With A Bird Trap, 1565

Winter Landscape With A Bird Trap, 1565

Ressam, manzaralarını öykücü ikonografik resimlerin arka planından tamamen kurtararak tamamen başrole getirmiştir. Bu açıdan Bruegel, Batı Sanatı’nda manzara resmini kendi başına bir resim konusu haline getiren ilk ressam olarak tanımlanmaktadır. Görkemli dağları ve coşkun denizleri ile kıpır kıpır aydınlık manzaraları kadar, kar altındaki ormanları ve köyleri ile muhteşem bir coğrafyayı yansıtan sakin kış manzarası resimleri de adeta yüzyıllar öncesinden izlenimcilik akımını haber vermektedir. Figürler, artık manzara içinde eriyip gitmiştir. Bu resimlerde manzara, o kadar ifadeci hale gelir ki adeta dışavurumcu olarak nitelenebilir.

The Hunters in The Snow, 1565

The Hunters In The Snow, 1565

Resim, Bruegel’in sipariş üzerine tasarladığı yılın on iki ayını gösterdiği altı adetlik resimler dizisinin bir parçasıdır. Sol tarafta avdan dönen 3 avcı görünür, sadece birinin sırtında ölü bir tilki bulunur. Avcılar, sanki avdan istediklerini bulamadıkları için başları öne eğik umutsuzca yürürler. Köpekler de sahipleri gibi başları eğik onları takip ederler. Avcıların aralarından geçtiği ağaçlar, ilerleme yönleriyle paralellik gösterir ve tepeden aşağı doğru sıralanır ki, bu durum resimde derinlik algısı yaratır. Bu derinlik, gözleri vadiye, donmuş göl parçasına yöneltir. Resme dikkatlice bakınca, hanın önünde ateşle uğraşan kadınlar, kızak kayanlar, curling oynayanlar, kuşları vurmaya çalışan insanlar, sırtında çalı-çırpı taşıyan kadın, donmuş su, değirmen, kilisenin ilerisindeki evde çıkan baca yangını gibi birçok detay göze çarpar. Resimde, beyaz, gri, soluk mavi tonları, izleyende durgun, melankolik, donuk bir izlenim bırakır.

The Harvesters, 1565

The Harvesters, 1565

Bruegel, bu dönemde pek çok konuda şaheserler yaratmasına rağmen, hem tema ve hem de üslup olarak sanatının zirve noktası, 16. yüzyıl günlük hayatını mükemmel olarak tasvir ettiği günlük yaşam resimleridir. Ressamın, özellikle Flaman köylüsünün yaşamını olanca gerçekçiliği ile ortaya koyduğu resimler, onun Köylü Bruegel olarak adlandırılmasını sağlayacak ölçüde öne çıkar. Bruegel’den önce Avrupa resminde halk kültürüne ve taşra yaşantısına bakış yok denecek kadar kısıtlı ve önyargılıdır. Bruegel’in bütün bu önyargıları kırarak, insancıl ve gerçekçi bir bakışla köy yaşamının tüm yönlerini belgelediği resimlerindeki ruh, çağının o denli ötesindedir ki, sonraki yıllarda ressamın bizzat taşra kökenli olduğu zannına dahi yol açmıştır. Bu resimlerde, tarım, avcılık, ziyafetler, hasat şenlikleri, çocuk oyunları, danslar, düğünler gibi 16. yüzyıl Flaman taşra hayatının tüm yönleri belgeci bir detaycılıkla anlatılır.

Haymaking, 1565

Haymaking, 1565

Bruegel resimlerinde, adetler ve törenler kadar, yapılar, aletler, giysiler gibi unsurları da inanılmaz bir detaycılıkla yansıtmıştır. Ressamın bu amaçla sık sık tebdil-i kıyafet, Flaman köylerine gittiği ve halk arasına karışarak gözlem yaptığı söylenmektedir. Lakin bu resimler basit günlük yaşam kesitleri olmaktan çok ötedir. Ressam ciddi bir gözlem ve ayrıntıcı bir etüd sonucu yarattığı öğeleri çok zekice, kontrollü bir şekilde kurguladığı güçlü ve karmaşık bir kompozisyon içine yerleştirerek sunmaktadır. Bu resimlerde, sanatçının ilk yağlıboyasından itibaren görülen güçlü ve ifadeci manzara içine yerleştirilmiş yalın figürlerden oluşan kompozisyon şemasının zirveye ulaştığı görülür. Resimlerde hissedilen ruh ise, yer yer mizahi de olsa samimi hümanist bir iyimserliktir. Bruegel adeta, aydın ve şehirli yaşamın ahlaki, dini, politik ve sosyal yozlaşmasına, tüm kabalıkları, kusurları ve cahillikleri ile de olsa köy yaşamının naif ve dürüst yaşam tarzı ile cevap vermektedir. Bu resimlere kaotik bir çağda yaşayan bir aydının huzur arayışı olarak da bakılabilir.

The Wedding Dance, 1566

The Wedding Dance, 1566

Resmin ortasındaki siyah giysili figür gelindir. O dönemlerde evlilik törenlerinde beyaz yerine siyah gelinlik giyiliyor. Erkekler, kasık bölgesini koruyan parçası olan pantolon codpiece’i giyiyor. Bruegel bunu abartılı şekilde resmetmiş. Resimde dikkat edilirse köylü kadınların neredeyse hepsi biraz şişman daha doğrusu karın kısımları belirgin olarak resmedilmiş. Hamile silueti olarak yorumlanır. Bruegel, bütün bu eğlencenin içinde alkol, dans, codpiece (cinselliğe atıf), hamile siluetleri ve herkesin ortasında öpüşen bir çift resmederek bunların karşısında olduğunu eğlenceli bir resimde gizlemiştir yorumları da yapılır.

Peasant Wedding, 1568

Peasant Wedding, 1568

Bruegel’in en mükemmel insan komedilerinden biri onun Köy Düğünü resmidir. Ziyafet, bir tahıl ambarında geçiyor. Arka planda iyice yükselmiş saman yığınları görülüyor. Gelin, mavi bir kumaş parçasının önünde oturuyor, kafasının üstünde de bir çeşit taç var. Ellerini kavuşturmuş ve yüzünde memnuniyet ifade eden bir görüntüyle sessizce oturuyor. Sandalyede oturan yaşlı adam ve yanındaki kadın, anne ve babası. Sol tarafta görünen kaşığıyla yemeği silip süpüren adam belki de damat. Masada oturan insanların çoğu yalnızca yiyip içmeyi düşünüyor ve henüz düğün ziyafetinin başında olduğumuzu fark ediyoruz. Sol köşedeki bir adam bira boşaltıyor, sırasını bekleyen çok sayıda bira bardağı boş durumda, sepette duruyor. Bu sırada beyaz önlüklü iki adam eski bir kapıdan yapıldığı izlenimi veren bir tablada on tabak yemek götürüyor. Misafirlerden biri tabakları masaya veriyor. Arka planda içeri girmeye çalışan bir kalabalık var. Müzisyenler de var. Bunlardan biri, üzgün, umutsuz ve aç bakışla yanlarından geçip giden yiyeceklere bakıyor. Masanın köşesinde herkesten ayrı oturmuş iki kişi var, papaz ve yargıç. Kendi aralarında konuşmaya dalmışlar ve ön planda bir çocuk var, elinde bir tabak tutuyor ve küçücük kafasına çok bol gelen bir kasket giymiş, lezzetli yiyecekleri yalamakla meşgul, tam bir çocuksu oburluk resmi. Burada resmin anlatım zenginliğinden, akıl ve gözlem gücünden çok hayranlık duyacağımız şey, ne kalabalık ne de karışık görünmeyecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır.

The Parable Of The Blind Leading The Blind, 1568

The Parable Of The Blind Leading The Blind, 1568

Bruegel’in İncil’den esinlendiği bu eserinde beş kör figür, ürkütücü detaylarla betimlenmiştir. En öndeki kör kılavuzdur, ancak yere düşmüştür. Arkadakilerin de akıbeti aynı olacaktır. Körler ya ellerini birbirinin omuzuna atmış ya da bir sopa vasıtasıyla temaslarını koparmıyorlar. Rehber olan birinci kör adam, tamamen sırt üstü düşmüşken, ikinci kör adam da ona takılıp üzerine düşmek üzeredir. Yüzünde korku vardır, ağzı açıktır. Üçüncü kör adam da korku içinde ve çok tedirgindir. İlk düşen adamın çığlığı ve uyarısıyla dördüncü adam, kör olmasına rağmen gökten yardım istercesine gökyüzüne bakıyor. Son iki adam sakin, onların kötü akibete uğramamak için zamanları ve sopa ile dayanışmaları var. Her birinin gözlerine bakınca körlük nedenlerinin farklı olduğu anlaşılıyor.

The Peasant Dance, 1568

The Peasant Dance, 1568

Bruegel’in tabloları ahlaki mesajlar içerir, özellikle köy eğlencelerini ve düğünlerini işleyen tablolarda aç gözlülüğün, zinanın, oburluğun eleştirildiği görülür. Fakat bu tabloların sadece bu tür ahlaki mesajları iletmez, dönemin köylü yaşantısının belli bir anını, gayet açık bir şekilde gözler önüne seren betimleyici etnografik belgelerdir de aynı zamanda.

The Storm At Sea, 1569

The Storm At Sea, 1569 (Yarım kalmış olan Fırtınalı Deniz adlı tablosu bilinen son resmi olduğu sanılmaktadır)

9 Eylül 1569’da Brüksel’de yaşama gözlerini yuman ressam, evlendiği kilise olan Notre-Dame de la Chapelle’in bahçesine defnedildi. Oğulları Cehennem lakabı ile de tanınan Genç Pieter Bruegel ve Yaşlı Jan Bruegel’in, babalarının ve dedelerinin yolundan gitmesiyle Pieter Bruegel, 18. yüzyıl içlerine kadar sürecek, torunları Ambrosius Bruegel, Genç Jan Bruegel ve David Teniers ile torununun oğlu Abraham Bruegel gibi önemli sanatçıları kapsayan dört kuşaklık bir ressam hanedanının kurucu atası haline geldi.

Ne var ki Bruegel’in 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar ne kadar farklı bir yeteneğe sahip olduğu tam anlaşılmadı, diğer ressamları taklit ettiği sanıldı, sadece köylü figürlerinin etkileyici tuhaflığı takdir edildi. Bu yorumlar da Bruegel’in ortada görülen gravürleri üzerine yapıldı. Bruegel’in büyük özenle yaptığı aristokrat koleksiyoncuların depolarındaki tabloları ortaya çıktıkça Bruegel’in dehası da, kıymeti de anlaşıldı.

Bruegel

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.
Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.
Zaten her yanda hüzün görülür
Uzakta çocuklar kayıyorsa,
Kızaklar tahtadan yapılmışsa,
Kar dinmişse, avdan dönüyorsa avcılar,
İnsan anlamışsa ansızın, başladığını
Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.
Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları
Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;
Soluk alır, tüy verirler yorulunca,
Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,
İçinde tazılar yaban ördeklerini,
Çantalı okullular kar tanelerini avlar.
Norveç’in nüfusunu bilir de okullular
Karın nüfusunu bilmezler nedense.
Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.
Norveç’ten söz açan şiirlerde.
Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.
Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.
Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi
Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;
Unutmazdım, yelkenin bir köşesine
Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.
İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.

Ülkü Tamer

Kaynak
Kuzey Rönesansı’nın Devrimci Hümanisti: Pieter BruegelPieter Bruegel Resimleriİkarus ve BruegelGünlük Yaşam ResmiKarnaval ve Perhiz: Bruegel’in Yapıtına İlişkin Bir ÇözümlemeBabil Kulesi ve Pieter BruegelBir Resim Okuması: Babil KulesiPieter Bruegel17. Yüzyıl Hollanda Toplumu ve Resim Sanatı Üzerine: Bakış, Üslup ve YorumlamaKarda Avcılar – Pieter Bruegel


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir