Menu

Osmanlı Tarihi Hakkında Mutlaka Okumanız Gereken 10 Kitap



Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Necdet Sakaoğlu başta olmak üzere Osmanlı tarihi üzerine okumanız gereken tarih kitaplarını derledik.

1. Halil İnalcık (1916 – ) – Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)

Şeyh-ül Müverrihin, tarihçilerin şeyhi ya da tarihçilerin kutbu olarak anılan hocaların hocası Halil İnalcık gelmiş geçmiş en önemli Osmanlı tarihçilerinden biri. Özellikle Osmanlı ekonomik ve sosyal tarihi üzerine çalıştı.

halil inalcik

Kendine özgü sistematiği ile Batı’da ve Türkiye’de Osmanlı tarihi üzerine yapılmış birçok tarih yorumunu eleştirdi. Gün ışığına çıkardığı yeni belgelerle Osmanlı tarihçiliğinde yerleşik yargıların değişmesini sağladı. “Osmanlı 1299′da Söğüt’te kurulmamıştır, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu 1302, Bafeus Zaferi’dir diyorum. Bizans kayıtlarında ilk defa o zaman geçiyor Osmanlı. İlk defa o zaman Bizans ordusu denize dökülüyor. Ama hala bütün tarihçiler 1299’da, Bilecik’in alınmasını kabul ediyor.” Osmanlı İmparatorluğu, Klasik, Klasik sonrası ve Modernleşme dönemleri diye adlandırılan üç ana bölüm halinde incelenir. Bunlardan ilki olan Klasik Dönem, devletin belirli bir tarihi süreçte ortaya çıktığı, temel sistemlerini yarattığı ve bu sistemler içine yerleştirilen kurumlarını işleterek onlara dayalı politikalarını uyguladığı zaman dilimidir. Halil İnalcık kitabında bu dönemi anlatıyor.

Halil İnalcık’ın 3 ciltlik Devlet-i Aliyye kitabı da önerilerimiz arasında fakat o ve diğer birçok kitabı gibi akademik dille yazıldığı için okuru zorlayabilir. Ancak tarihle ilgilenen kişilere önerebiliriz.

“Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde gaza ülküsü önemli bir etmendir. Sınır beylikleri toplumun kültürü, sürekli gaza ve darülislamın bütün dünyayı kapsayana dek sürekli yayılması ülküleriyle kuşatılmıştı. Gaza her türlü girişim ve özveri için esin kaynağı olan dini bir ödevdi. Sınır toplumunda bütün toplumsal erdemler gaza ülküsüyle uyumluydu. Selçuklu Devleti’nin Sünni mezhep, medrese kelamı, yapay bir edebi dille yazılmış Saray edebiyatı ve şeriat hukukundan oluşan ileri uygarlığı, sınır bölgelerinde yerini aykırı dini tarikatlar, tasavvuf, menkıbe edebiyatı ve örf hukuku ile belirginlik kazanan bir halk kültürüne bırakıyordu. Türkçe ilk kez Anadolu Beylikleri’nde yönetim ve edebiyat dili olmuştur. Sınır toplumu hem hoşgörülü hem de karmaşıktı.”

2. İlber Ortaylı (1947 – ) – İmparatorluğun En Uzun Yılı

İlber Ortaylı, başyapıtı olan İmparatorluğun En Uzun Yılı’nda 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme sürecini, siyasi, toplumsal ve kültürel değişiklikleri anlatır.

ilber ortayli

İlber Ortaylı kitabın önsözünde şöyle diyor: “Ülkemizin modernleşme tarihini yazarken kaynak belgeler kadar tutarlı bir düşünsel yaklaşım da gerekmektedir. Osmanlı modernleşmesi, modernleşen bütün ülkelerin tarihi ile karşılaştırılarak düşünülmelidir. 19. yüzyıl için başvurulacak kitap ve süreli yayın koleksiyonlarının sınırı yoktur. Tanzimat dönemi ile doğrudan ilgili olan seyahatnamelerin sayısı bile yüzleri bulmaktadır. Bu kaynakların tüme yakınını taramak ve tutarlı bir yorum yapmak güçtür. Kitapta kullanılan kaynakların zikredilmesiyle yetinildi (yabancı dilde ve Osmanlıca kaynakların Türkçeleri varsa bunlar verildi). Tanzimat dönemi için toplu bir bibliyografya denemesine girişmek bu çalışmanın sınırları dışına çıkar; bazı yeni veya yeterince işlenmediği sandığım konulara değinmeye çabaladım. Bu değinmeler yararlı olabilirse mutlu olacağım.”

“Osmanlı modernleşmesi Tanzimat devriyle sınırlanamaz, daha eskiye uzanan bir olgudur. Osmanlı modernleşmesi Avrupalılar ile ani karşılaşmanın yarattığı bir şok da değildir. Çünkü Osmanlı coğrafyası, tarihi boyunca Avrupa coğrafyası ile siyasi, iktisadi yönden bir beraberlik içindedir. Üstelik dinler ve diller mozaiği olan bu imparatorlukta değişme deyince, tüm sistemi kapsayan eşzamanlı bir tarihsel-toplumsal olgu da söz konusu olamaz. Öte yandan Osmanlı modernleşmesi salt Osmanlı Türkiyesi’ni kapsayan bir gelişme de değildir. Osmanlı modernleşmesi denen olgu, diğer Müslüman toplumları da kapsar. Modernleşme olgusu, Osmanlı dünyasında hakim dinin tartışılmasını, ona atfedilen kurum ve kuralların sarsılmasını, değişikliğe uğramasını birlikte getirdi. Bu, değişmenin bir yüzüydü, ama Müslümanlar kadar Hristiyanları ve diğer dinlerin üyelerini de kapsayan ortak yüzüydü. Din dışı bir hayat ve düşünce tarzı, Avrupa dillerinin ve bilimin etkinliği, kamu hayatı kadar aile hayatında da geleneksel kalıpların sarsılması, Osmanlı Türkiyesi’nden önce Rusya Çarlığı’ndaki Müslümanlar arasında da görülüyordu. Aynı değişmeler bir süre sonra Hindistan Müslümanları’nın da gündemine geldi. Her toplum zamanın akışı içinde sürekli değişim geçirir. Osmanlı toplumu da kuşkusuz bu genel kuralın dışında kalamaz.”

3. Necdet Sakaoğlu (1939 – ) – Bu Mülkün Sultanları ve Bu Mülkün Kadın Sultanları

Necdet Sakaoğlu, medyatik bir tarihçi değil ama objektifliği bilinen bir tarihçi. Birçok yabancı araştırmada onun eserlerine referanslar var, hatta bazı üniversitelerde, onun kitapları okutuluyor.

necdet sakaoglu

Necdet Sakaoğlu’nun kuruluşundan bu yana 38 Osmanlı padişahının (Fetret Devri beyleri Emir Süleyman ve Musa Çelebi ile birlikte) yaşamlarının yanı sıra ilginç bilgilerin de yer aldığı Bu Mülkün Sultanları’nda Osmanlı padişahlarının bilinen yaşam öyküleri yinelenmiyor, belki de pek çok yapıtta bulamayacağınız bilgilerle karşılaşıyorsunuz.

Bu Mülkün Kadın Sultanları’nda ise 297 padişah eşiyle 267 padişah kızını, okuru şaşırtacak, düşündürecek, acındıracak, sevdirecek onlarca kadını anlatır Sakaoğlu. Sakaoğlu, Osmanlı padişahlarının ve hanımlarının hüzün dolu bir hayat sürdüklerini anlatıyor. “Hem padişahlar hem de kadın sultanlar üzerlerine aldıkları maddi ve manevi sorumlulukların üzerinde ezilmişler. Evlenme çağına gelmeden ölen yüzlerce padişah kızı var. Verem, çiçek ve kızamık dönemin en yaygın hastalıkları. Doğum sırasında ölen onlarca valide sultan var. Ölümler bütün sarayı hüzne boğmuş.” diyor.

“Hekimler, sağlığının hızla bozulup vücudunun zayıf düşmesini, içkinin ve keyif vericilerin birdenbire kesilmesine bağladılar. Ama II. Selim tabiplerin ilaç diye verdikleri içkiyi almamakta direndi. Reisületibba ve eski hekimbaşı Mustafa Çelebi ile hekimler, bir konsültasyon yaparak dimağının ve vücudunun çok ağır bir içki bunalımında olduğu tanısını koydular ve “maraz-ı sersam ilacı lazımdır” dediler. 1 Aralık 1574’te donanmasıyla seferden dönen Serdar Sinan Paşa ile Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa ertesi gün divana katıldılar. Padişahın huzuruna çıkıp hediyelerini sundular. Bir parça iyileşme yüzü gösteren II. Selim saltanat kayığıyla Tersane Bahçesi’ne dinlenmeye gitti. Yanına çağırdığı Kızılahmedlü Şemsi Paşa’ya hayli ağladı, onunla dertleşti. Saraya döndüğünde komaya girdi. 15 Aralık Çarşamba günü öldü.” (Bu Mülkün Sultanları)

“Babası Osman’ın kurduğu, ileride güçlü bir devlet olmasını sağlayacak yönetsel ve askeri örgütlerle donatan Orhan Bey’i tarihlerimiz yarı evliya kimliğiyle tanıtıyor. Yabancı kadınlara aşırı ilgi duyacak olan müstakbel torunlarına bu konuda örnek olan Orhan Bey evliya kimliğiyle bağdaştırmak bir yana, eşlerini şeklen de olsa Müslümanlığa yönlendirmemesi şaşırtıcıdır. Kaynaklarda Nilüfer’in, prenses Asporça, Theodora, Theodora(2.) ve Maria adlı diğer eşlerinin Müslüman olduklarına dair bir kayda rastlanmıyor. Bunların kızlık adlarını ve inançlarını korumaları, Orhan Bey’in toleransına bağlanabileceği gibi başka yorumlara da açıktır.” (Bu Mülkün Kadın Sultanları)

4. Cemal Kafadar (1954 – ) – İki Cihan Aresinde

Prof. Dr. Cemal Kafadar dünyanın sayılı Osmanlı tarihçileri arasında gösterilen bir isim. Kafadar uzun yıllardır, dünyanın en iyi üniversitelerinin başında gelen Harvard’da Osmanlı tarihi dersleri veriyor. Bir dönem Harvard’ın Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’ni de yönetti.

cemal kafadar

Osmanlı iki cihan arasına kurulmuştu. Osmanlı Devleti’nin doğuşunu bir süreç olarak anlamak için Cemal Kafadar’ın İki Cihan Aresinde kitabını okumak gerekiyor. Osmanlı’nın kuruluşuna dair anlatılagelen rüyalar, efsaneler ve bulgular birbiri içine geçmiş garip bir masalı andırıyor. Cemal Kafadar kitabında tarih çizgisinin sisini dağıtarak yorumlara güç getirip bunları toparlayıp güçlü bir teze dönüştürür.

“En azından şu kadarı kesindir: Aşiret Osman’ın liderliği altında kazandığı askeri başarılarının ve görünür siyasi iddialarının düzeyinde esaslı bir sıçrama kaydetmiştir, dolayısıyla nihayetinde devlete adını veren atalardan birinin değil, Osman’ın adı olmuştur. Osman’ın ortaya çıkışından önce aşiretin hangi adla tanındığını bilmiyoruz, uydurma olduğu hissi uyandıran bir on dokuzuncu yüzyıl geleneğine göre Ertuğrul’un aşireti, gayri şahsi ve oldukça cansız Karakeçili adını taşımış olabilir.”

5. Reşat Ekrem Koçu (1905 – 1975) – Osmanlı Tarihi’nin Panoraması

Biz bu seçkiye kurgusal tarih kitaplarını almadık, ama Reşat Ekrem Koçu tek istisna. Çünkü Reşat Ekrem Koçu, anlatımına tarih kitaplarında görmeye alışık olduğumuz kuru ve mekanik üslubun aksine, kişisel ve akıcı bir hava katmış ve tarihi sevdiren bir yazar olmuş ve bu üslupla tüm kitaplarında gerçek tarihi kurgusal bir şekilde anlatmıştır.

resad ekrem kocu

Koçu, Osmanlı Tarihinin Panaroması’nda, Osmanlı’nın Söğüt’ten Sevr’e giden yolculuğunu, Şehzade Mustafa’nın katlini, saray dedikodularını, İstanbul’un gündelik yaşamını, konaklarda süregiden debdebeyi günümüzün magazin yazarlığıyla tarihçiliği birleştiren o eşsiz üslubuyla anlatıyor.

“Bir Yeniçağ hükümdarı olan Yıldırım Bayezid Ankara Muharebesi’nde mağlup olmuş, esir düşmüş, esarette ölmüştü. Onun torununun oğlu Sultan II. Mehmed henüz yirmi bir yaşında bir delikanlıyken, bir imparatorluğun temelini atıyordu. Yıldırım’ı mağlup ettikten sonra haşmet ve darat içinde Çin seferine giderken ölen Aksak Timur’un ortaçağ devleti ise, bu cengaverin ölümüyle parçalanmış Timur’un evladı Mehmet ve Ömer isminde iki genç, Fatih Sultan Mehmed’in sarayında dörder akçe yevmiyeli müteferrikalar arasında bulunuyordu.”

6. M. Çağatay Uluçay (1908 – 1970) – Taht Uğrunda Baş Veren Sultanlar

Cumhuriyet Devri erken dönem tarihçiliğinin akademik ortamlar dışında en önemli isimlerinden, öğretmen, bilim adamı ve tarihçidir. İlk baskısı 1961 yılında yapılan kitabın ağır bir dili olduğu düşünülse de Çağatay Uluçay, buna özen gösterip dili olabildiğince anlaşılır tutmuş ve böylece günümüz okuyucusunun da anlayabileceği bir tarzla akıcı bir dille eseri kaleme almıştır.

cagatay ulucay

Çağatay Uluçay, Taht Uğrunda Baş Veren Sultanlar’da, katledenin de katledilenin de kazanmadığını, gerçekte kimin galip geldiğini açıkça söylemeden hükmü okuyucuya ve tarihin vicdanına bırakıyor. Sonu gelmez hırsların ve sultan olmak adına katlanılan çileleri kitapda Çağatay Uluçay çok güzel özetliyor: “Cem, bütün hayatı müddetince yükselmeye, tahta çıkmaya çalıştı. Sonunda yükseldi, fakat taht üstünde değil, tabut üstünde.” Osmanlı’da Harem konusunda bilgi sahibi olmak isterseniz Çağatay Uluçay’ın yazdığı 2 cilt halinde basılan Harem’i de okumanızı tavsiye ederiz.

“Kardeş kanı dökülmesinin biricik sebebi şüphesiz ki yalnız mevki hırsı değildi. Tahtı ele geçirmek isteyen şehzadelerin birbirleriyle mücadele etmesi yüzünden memleket birbirine giriyor, çoğu zaman yapılan savaşlarda değerli komutanlar ve erler ölüyor, memleket birliği bozuluyor, halkın rahat ve huzuru kaçıyordu. Bu işte hükümdarların çok evli oluşlarının da tesirleri büyüktü. Sayıları bazen düzineyi geçen hükümdar kadınları, saltanata namzet birçok erkek evlat yetiştiriyorlardı. Her kadın oğlunun yaşına bakmadan, çocuğunun padişah olmasını istiyordu. Bu sebepten küçük yaşlardan itibaren erkek çocuklar arasında kıskançlık ve rekabet başlıyordu. Hele hükümdarın bazı kadınlara düşkün oluşu, bazı kadınlara yüz vermemesi, içleri kıskançlık ile yanan kadınları harekete getiriyor, oğlunu hükümdar yapabilmek için her çareye başvurduruyordu.”

7. İsmail Hakkı Uzunçarşılı (1888 – 1977) – Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilatı

Ordünaryüs Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı şöyle diyor: “Tarih meraklılarına şunu söyleyeyim ki Osmanlı tarihini yalnız basma eserlerden okurlarsa pek noksan ve kısmen de hatalı malumat elde etmiş olurlar; altı buçuk asırlık devamlı bir tarihi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi, mali, iktisadi, askeri, ilmi, içtimai vesaire gibi vaziyeti, hakiki menbalara dayanılarak tetkik edildiği zaman bu devletin bütün azametiyle çehresi meydana çıkar. Başka türlü, sathı, derme çatma malumat ve basit tetkik ile haklı olarak bu hayret ve takdire şayan azamet ve kudretin anlaşılmasına imkan yoktur.”

ismail hakki uzuncarsili

Uzunçarşılı için Osmanlı kurumlarının tarihini anlatırken genellemeler yaptığı, sosyal ve ekonomik tarihi ihmal ettiği, temel olarak vekâyinameleri ve Başbakanlık Arşivi’nde belirli bir kaynak grubunu kullanıp mesela şeriyye sicillerini, tahrir defterlerini, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki belgeleri dikkate almadığı, Batı literatürünü, hatta yeni araştırmaları takip etmediği belirtilirse de eserlerin yazıldığı dönemler dikkate alındığında söz konusu eleştiriler anlamsız kalmaktadır.

“Ramazan ayında saray ve haremde yaşayanların hepsi oruç tutarlar ve hatim indirirlerdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına kafesler kurulur, seccadeler yayılır ve topluca namaz kılınırdı. Ramazanın on beşinde, başta padişah olmak üzere şehzadeler, sultanlar, kadın efendiler ustalar, kalfalar ve cariyeler hırka-i saadet dairelerini ziyaret ederlerdi. Bayramdan bir hafta önce haremde bir hareket başlar, daireler temizlenir, yeniden döşenir. Saray bahçesine bayram eğlenceleri için dönme dolap, atlıkarınca ve salıncaklar kurulur. Bunlara şehzadeler, geceleri de sultanlar binerek eğlenirler. Harem odalarında kadınlar birbirini tebrik ederken, sarayın avlusunda eğlenceler yapılırdı. Bir yerde zurnasıyla, çifte narasıyla Zuhuri kolu (gölge oyunu ustaları), bir yerde kendi çalgısıyla köçekler, bir tarafta hokkabaz ve kukla çocukları eğlendirirken, bu oyuncuları kafes arkasından, haremde bulunanlar görünmeden seyrederlerdi.”

8. John Freely (1926 – ) – Büyük Türk

John Freely İrlanda asıllı ABD’li bir fizik profesörüdür. Yıllarca Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik tarihi dersleri verdi. Tarihçi olmamasına rağmen çoğu İstanbul ve Osmanlı tarihi üzerine 50 kitap yazdı. Büyük Türk’te Rönesans adamı dediği Fatih Sultan Mehmed’in 30 yıllık saltanatını, hayatını, düzenlediği seferleri ve yaptığı tüm fetihleri ve Fatih’in insani özelliklerini tahlil ederek bir roman lezzetinde anlatıyor.

john freely

Kurgusal bir roman değil, belgelerle anlatıyor, o dönem Venedik elçisi, Papa, gezginler, ve özellikle de 1451-1467 yılları arasındaki Fatih’in yanında bulunmuş icraatlarını yazıp kendisine takdim etmiş Bizanslı tarihçi Kritovulos’un yazdıklarına başvuruyor. John Freely “Benim kitabım bu satırları yazarken baktığım Bellini’nin portresine poz veren adamın nasıl biri olduğunu keşfetmeye çalışacak. Eski bir Hristiyan İmparatorluğu fethedip Doğu ile Batı arasındaki alanda kendi dünyasını kurduktan, dünyayı ebediyen değiştirdikten sonra İstanbul’daki sarayında otururken Mehmed’in aklından geçenleri merak ediyorum.” diyor.

“Venedik Elçisi Giacomo de’Languschi şöyle yazıyor: “Hükümdar, Büyük Türk Mehmed Bey, yirmi altı yaşında bir gençtir, biçimlidir ve ortalamanın üstünde bir endamı vardır. Silah kullanmada ustadır. Görünüşü saygıdan çok korku uyandırır. Nadiren güler, yargılarında ihtiyatlıdır ve kendisine büyük bir cömertlik bahşedilmiştir. Büyük İskender’in şanına ulaşmak ister ve her gün Roma’nın ve diğer milletlerin tarihlerini okutur. Hıristiyanların uğraşmak zorunda oldukları adam böyle biridir (…) Sürekli tetikte olan bir adamdır, yorgunluğa, sıcağa ve soğuğa, açlığa ve susuzluğa dayanabilir. Şehvete düşkün bir adam değildir, sürekli ayıktır, Ramazan ayında sarhoşluk lafı duymak istemez. Hiçbir hazzın ya da zevkin esiri olmaz, yalnızca şan aşkının kölesidir.”

9. Doğan Kuban (1926 – ) – Osmanlı Mimarisi

Sanat ve mimarlık tarihimizin dünyaca tanınmış temsilcilerinden olan Prof. Doğan Kuban yarım yüzyıllık çalışmasının ürünü olan Osmanlı Mimarisi kitabında Türk ve İslam mimarlık tarihinin genel bir değerlendirmesiyle Osmanlı döneminde yaratılan kent çevresi ve mimarlığının dünya mimarlığı içinde karşılaştırmalı bir panoramasını, bu alanda yapılmış en son çalışma ve bulguların verilerini de dikkate alarak sunuyor. Hazırlıkları yaklaşık üç yıl süren kitap, mimar, fotoğraf sanatçısı Cemal Emden tarafından fotoğraflandı. Yapıtta yer alan tüm mimari çizimler özgün kaynaklarından yararlanılarak yeniden oluşturuldu.

dogan kuban

“Cami planı vazgeçilmez bir prototipe dayanmaz. Bu hem coğrafi nedenleri olan hem İslam dünya görüşüne de uyan bir tutumdur. Müslüman düşünürlerce çok kez ifade edildiği gibi, doğal ya da insan yapısı bütün madde dünyası temelde Müslüman kabul edilir. Böyle olunca, herhangi bir yapının dine aykırı bir biçime sahip olması da düşünülemez. “Her yer mescittir” deyimine uygun olarak mescitler de birbirlerinden farklı olmuşlardır. Cami tipolojisi ve mimari üsluplar Kur’an ya da sünnete göre değil, kültürel parametrelere göre saptanmıştır. Böylece İslam coğrafyasındaki dört büyük kültür alanında, dört temel cami tipolojisi yaratılmış, fakat çeşitli bölge ve dönemlerde, özellikle küçük boyutlu camiler söz konusu olduğu zaman, çeşitlilik sınırsız olmuştur.”

10. Kemal Karpat (1923 – ) – Osmanlı Hoşgörüsü

Prof. Dr. Kemal Karpat BM Toplumsal Araştırmalar bölümünde çalıştı, Montana Devlet Üniversitesi, New York Üniversitesi, Princeton Üniversitesi, Harvard Üniversitesi, John Hopkins Üniversitesi, Colombia Üniversitesi ile Türkiye’de Robert Kolej, ODTÜ, Bilkent, AÜ Siyasal Bilgiler bölümünde dersler verdi. Çok sayıda ödülü var. ABD’de Ortadoğu araştırmalarıyla ilgili pek çok düşünce kuruluşunun kuruculuğunu ve yöneticiliğini yaptı. Wisconsin Üniversitesi’nden emekli oldu. Prof. Dr. Kemal H. Karpat ve Yetkin Yıldırım’ın editörlüğünde çıkan Osmanlı Hoşgörüsü adlı kitap hem okunma kolaylığı, hem de yazarlarının güçlü makaleleriyle konuya yeni bir bakış açısı, yeni bir heyecan getiriyor.

kemal karpat

“Salem’e göre Hıristiyanlara karşı hoşgörülü oldukları bilinen Selçuklular, Anadolu’da Bizansları yenerek Osmanlıların önünü açtı. İlk dönme sultanlarının diğer kültürlere ve dinlere karşı son derece hoşgörülü olduklarını, barış içinde bir arada yaşamayı teşvik ettikleri ve İmparatorluk içinde daha sonraki hoşgörünün tohumlarını ektiklerini ortaya koymaktadır. Salem, Sufi tarikatların, medreseler gibi kurumların ve evlilik gibi uygulamaların, Osmanlı Devleti’nde hoşgörüyü nasıl teşvik etmeye nasıl yardımcı olduğunu da göstermektedir. Bu makale sultanların bütün dinlerin ibadethanelerini himaye ettiğini vurgular. Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’un çoğunu esirgeme kararı üzerinde durur. Salem “Osmanlı İmparatorluğu’nda dini hoşgörü olgusu, yüzeysel olmaktan ziyade, devletin yapısına derinden kök salmış bir olguydu” sonucuna varmaktadır.”

Kaynak
Klasik Dönem Osmanlı Eğitim Kurumları


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir