Menu

Nazım Hikmet’in Adalet Cimcoz’a Yazdığı Hapishane Mektupları



Aşağıdaki alıntılar, Nazım Hikmet’in Adalet Cimcoz’a yazdığı mektuplardan derlenmiştir. Bu yazıyı hazırlamak için Şükran Kurdakul’un Nazım’ın Bilinmeyen Mektupları kitabından yararlandık.

Avukat Mehmet Ali Cimcoz ile yaptığı evlilik sayesinde oldukça önemli bir sanat ve edebiyat çevresiyle tanışan, kulaklarımızda çınlayan eski Türk filmlerinin buğulu kadın sesinin sahibi Adalet Cimcoz… Bu sıradışı kadını tanımlamak için ne dublaj kraliçesi demek, ne de Maya Sanat Galerisi’nin kurucusu, çevirmen, eleştirmen ve dedikodu yazarı olduğunu anmak yeterli. Türkiye entelijansiyasının bir dönemki simgesi, dostlarının çağırdığı isimle Ada sürprizlerle doluydu.

Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan, Fitne Fücur başlığı koyduğu yazılarında, henüz oluşmakta olan İstanbul sosyetesinin görgüsüzlüğüyle, zevksizliğiyle ince ince alay eden yazıları ertesi günü olay olurdu. Başta Bertolt Brecht ve Franz Kafka olmak üzere ünlü yazarların eserlerini Türkçe’ye kazandırdı. Öyle ki 1962’de Franz Kafka’dan yaptığı Milena’ya Mektuplar çevirisi ile TDK Çeviri Ödülü’nü kazandı.

sabahattin ali, adalet cimcoz

Sabahattin Ali, Mücap Ofluoğlu, Adalet Cimcoz

Ancak, Cimcoz çifti üzerindeki çözülemeyen casusluk iddiaları muğlak bir kara leke gibi durmakta. Polisin her yerde aradığı Sabahattin Ali’yi evlerinde saklamışlardı. O sıralar Sabahattin Ali’nin yine basın yoluyla hakaretten hapsine karar verilmişti, o da ülkeden kaçmaya karar vermişti. Adalet Cimcoz da ona yardım edecekti. Kaçış planına göre bir kamyon satın alınacak, Sabahattin Ali nakliyecilik yapar görüntüsü altında Bulgaristan’a iltica edecekti.

Filiz Ali’nin yazdığı kitapta bu olay şöyle anlatılıyor: “Babamın hakkında kesinleşmiş ya da kesinleşecek mahkumiyet kararları var. Son çare yurtdışına gitmek. Ancak pasaport alması olanaksız. Tek bir çıkar yol kalıyor, o da kaçmak. Arkadaşı Adalet Cimcoz ve eşi Avukat Mehmet Ali Cimcoz’un babamın kaçma planlarından haberleri olmasa bile ona kaçma yolunu kolaylaştıracak planda yardım ettikleri kesin. Modalı Melek Celal Sofu adında zengin, sanatsever arkadaşlarının kamyonunu çalıştıracak babam. Melek Hanım’ın başına bir iş gelmesin diye kamyonun kaydı Adalet Cimcoz’un üzerine yapılıyor ve babam nakliyeciliğe başlıyor.” Sonrasında, Sabahattin Ali MİT’in kiraladığı bir kiralık katil tarafından Bulgaristan sınırında öldürüldü.

Cinayetin ardından şüpheci gözler bir anda Adalet ve Mehmet Ali Cimcoz’a yöneldi. Çünkü kaçış planını sadece onlar biliyordu. Güya narkotik polisi Adalet Cimcoz’un kardeşi Ferdi Tayfur’u uyuşturucuyla yakalamıştı, kardeşini polisin elinden kurtarmak için kaçış planını ihbar etmişti. Bu dedikodu, Mehmet Ali Cimcoz tarafından resmen tekzip edildiyse de söylentilerin önüne geçemedi.

nuri iyem adalet cimcoz

Nuri İyem, Adalet Cimcoz, 1952

Nazım Hikmet’in Adalet Cimcoz’a yazdığı mektuplardan otuz dokuzu Bursa Hapishanesi’ndeki son beş yılına tanıklık ediyor (1945 – 1950).

“Hakikaten çok kolay şeyler. Zaten bu yüzden içime şüphe giriyor. Hem çok kolay şeylerden, aşk işi de dahil, şüphe ederim. Ama gel gör ki bunlar kolay oldukları için de benim en samimi taraflarımdan birini aksettiriyorlar. Belki de bu akseden tarafta sanıldığı kadar derinlik, içlilik, liriklik yok, ama benim bir tarafım böyle işte, biraz çocukça, biraz acemice filan. Bak yine sana onlardan iki tane daha yolluyorum.” (1945, Bursa Cezaevi)

nazım hikmet

“Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzere,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz:
Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın Halep şehri.” (12 Ekim 1945)

Nazım Hikmet ve Orhan Kemal

Nazım Hikmet ve Orhan Kemal

“Adalet, Sende bir mektubum olacak ki hemen karşılığını alamadım. Mamafi artık mektuplar gecikerek gelip gidecek, çünkü vapur eskisi gibi hergün yok, ancak haftada üç defa. Böylelikle posta da haftada üçe inmiş oluyor. Sonbahar gibi, artık ben en çok bu mevsimi seviyorum, bir mektubunu dün aldım. Bugün karşılığını yazıyorum. İlk önce sana 21-22’den bir yazı. Dün gece yazılmıştır. İşte:

5 Kasım 1945
Çiçekli badem ağaçlarını unut!
Değmez geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamak..
Islak saçlarını güneşte kurut:
Olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
Nemli, ağır kızıltıları
Sevgilim, sevgilim,
Mevsim sonbahar

Sende hararet derecesi kah 37’ nin altına düşer kah 41’in üstüne çıkar. Bende öyle değil. Ben hep 41’in üstündeyim ve bu böylece muntazaman sürüp gitmektedir. İnandığım ve sevdiğim şeyleri fikirleri ve insanları daima yüzde yüz sevdim ve inandım. Saçı sakalı, üstü başı, yatağı yorganı gayet derbeder bir adamım, ama kafam ve yüreğim kendi yollarında hiç şaşmadan büyük bir intizamla işlerler. Ben bu tarafımla böbür böbür övü­nürüm doğrusu.” (1945, Bursa Cezaevi)

nazım hikmet

“Adalet,
Ben bildiğin gibiyim. Çalışıyorum, yani tercüme yapıyorum. Manzaraları işliyorum, sevgililerimi düşünüyorum, tepeden tırna­ğa hasret, tepeden tırnağa ümitten ibaret bir halde, kah öfkeden kö­pürüp, kah keyiften ağzım kulaklarımda, kah 15 yaşında bir delikanlı gibi içli ve lirik, kah 60 yaşında bir bakkal gibi realist, kah maruf tabiriyle, kuşlardan hür, kah ağaçlardan esir, kah yirmi dört saati bir dakikada, kah bir dakikayı yirmi dört saatte yaşayıp günlerimi geçiriyorum. Hakkım olan, benim olan şeyleri bekleyen, ayak seslerine kulak vermiş, gözleri uzakları, yakınları, dört bir yanı araştı­ran, dehşetli seven, korkunç derecede nefret eden bir halim var. Bazan yüreğimde, gözlerini bile görmediğim milyonlarca insanın acı­sı, ümidi, bazen bir tek kadının yumuşak sıcak dudakları var. Hasılı sana kendimi tarif edeyim diye bir yığın şey yazdım, yine de tarif edemedim, meğerse bendeniz ne komplike bir mahluk imişim.” (1946, Bursa Cezaevi)

nazım hikmet

“Adalet,
İşte, tarihini marihini koyarak, adab ve erkanı ile mektubuma baş­lıyorum. Bugün -bugün değil kaç gündür- içimde tuhaf bir mahzunluk var. Bu mahzunluklardan sana bahsetmişimdir ve galiba bütün bir mektuplaşmamız hengâmesinde -yani en aşağı yedi yıldır- iki üç defa bu hale düştüm ve sana yazdım. Hapisten, hapislik şartlarından, bunun insan ruhunda, maddesinde doğurduğu tepkilerden gelme bir mahzunluk değil, bu iş başıma dışardayken de gelirdi. Dünyadan bıkmakla, kendi kendinden memnun olmamakla, şifasız bir sevdaya düşmekle filan da ilgisiz. Bilakis bu çeşit mahzunluklara, dünyayı en delice sevdiğim, kendimden en memnun olduğum, aşkı en doludizgin duyduğum zamanlar düşüyorum. Tatlı bir mahzunluk. İhtiyarlamanın, hapisten seyredildiği zaman bile akıl almaz gü­zellikte dünyadan ayrılacağımı düşünmenin, lafı amma da uzattım, görüyorsun ya, mahzunluğumun bir tarafı da bu: Beni dehşetli romantikleştirir, lirikleştirir, kulağımı göstermek için elimi ensemden dolaştırır- yani ölümü düşünmenin filan da mahzunluğu değil.

Mektubun, mahzunluğumu bir kat daha arttırdı. Onu iki üç defa okudum. Sonra sırtüstü yatağıma uzandım. Saat on üçtü, -saat birdi desem gecenin de biri anlaşılacak- penceremde karanfil ve ıtır saksıları var, sonra aydınlık, süt mavi gökyüzü. Onlara bakıyorum -yani bakıyordum- Memo kafesinde cıvıl cıvıl. Ona bakıyorum, dışardan insan sesleri geliyor, onları dinliyorum, iki gündür sancılarım azıttı yine, fakat umurumda değil, dehşetli mahzunum, dolu-dizgin aşık olduğum zamanlardaki gibi, daha doğrusu aşıklığım, grafiğinde en yüksek noktaya ulaştığı anlardaki gibi, dünyayı, insanları en çok sevdiğim zamanlardaki gibi kederliyim. Kalktım, mektubunu bir daha okudum, kendimi tutmasam ağlayacağım- yani ağlayacaktım.” (12 Temmuz 1948)

Nazım Hikmet ile ilgili hazırladığımız diğer yazılarımıza da göz atmanızı öneririz:

Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın
Nazım Hikmet’in 25 Unutulmaz Şiirinden Enfes Alıntılar
Nazım Hikmet’ten 6 Özel İnsana 6 Özel Şiir
Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Aşk Dolu 20 Mektup


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir