Menu

Bir Dönemin Çok Satan Popüler Aşk Romanları




Popüler aşk romanları, diğer bütün ulusal edebiyatlarda olduğu gibi, Türk Edebiyatı’nda da alçak kültüre ait ürünler olarak görülmüş, basit, hafif, önemsiz, niteliksiz gibi sıfatlarla tanımlanmıştır.

Haldun Taner, popüler aşk romanlarını daha çok plajda okunduğu için insanı bronzlaştıran romanlar diye adlandırılan, kolay okunur, yorulmadan okunur, incir çekirdeğini doldurmayan bir tür olarak tanımlamıştır. Peyami Safa’ya göre ise, bu romanlar okuyucudan biraz fazla düşünme çabası isteyen romanlardan ve tahlil romanlarından fazla müşteri bulan cinayet, sevda, çıtıpıtı kız, cici bayan, serdengeçti bay romanları, orta ve ortadan aşağı seviyeli okuyucunun boş zamanını doldurma ve oyalanma ihtiyacını karşılayan romanlardır.  Popüler edebiyatın ve aşk romanlarının, sanatın ve edebiyatın dışına itilmesinin nedenleri, bu romanların herkesin anlayacağı bir dille, basit ve derinliksiz bir üslupla yazılıyor olmalarıdır. Bu tür romanların kolay okunan, okuru düşünmeye sevk etmeyen, okura önemli mesajlar vermeyen romanlar olması, yüksek sanatın standartlarına ters düşmektedir ve bu nedenle birçok edebiyatçı tarafından değersiz görülmektedir.

1. Kerime Nadir Azrak (1917 – 1984) – Hıçkırık, 1938

kerime nadir

Yazın hayatına Servet-i Fünun, Uyanış ve Yarımay Dergileri’nde yayımladığı şiir ve hikayelerle başlayan Nadir’in bazı yazıları da Aydabir, Yedigün ve Hayat gibi mecmualarda çıkmıştır. Kerime Nadir, sayıları kırka yaklaşan romanlar yazmıştır ve yazdığı bu romanların bir kısmı da film senaryosu haline getirilmiş ve sinemaya uyarlanmıştır. Tüm romanlarında aşkı anlatan Nadir için yeğeni Prof. Dr. Nejat Güney “Hiç doğru dürüst aşk ilişkisi yaşamadı, biraz da huysuz bir yapısı vardı. Erkeklerin bir kadından beklediği, hele ki o dönemde, ev kadını olmak, iyi yemek pişirmek gibi şeyleri yapacak bir insan değildi. Bir erkekle yaşaması mümkün değildi. Kimsenin boyunduruğu altında yaşayacak bir kadın değildi. Başkası için kendi alışkanlıklarından, keyfinden feragat etmezdi.” diyor.

Hıçkırık, 1900’lü yılların başı ile 1923 arasındaki zaman diliminde geçmektedir. Roman kahramanı Kenan Ziya Bey, yedi yaşında öksüz kalır ve evlatlık olarak alındığı evin tek çocuğu Nalan’a karşı büyük bir aşk duyar. Yakalandığı ince hastalıktan kendisini kurtaran doktor ile Nalan evlenir ve Kenan bunu kabullenemez. Kenan Ziya subaydır. Görevi için gittiği bir uzak memleketten Nalan’a yazdığı mektuplar, Nalan’ın kocası tarafından okunur, yanlış anlaşılır ve evlilikleri zedelenir. Nalan’ın daha önce geçirdiği ince hastalık yeniden nükseder ve Nalan hayatını kaybeder. Nalan’ın Kenan’dan istediği son şey Kenan’ın, kızı Handan ile evlenmesidir. Bu isteğini Handan’a da bir mektupla vasiyet eder ve mektubu Handan büyüdüğü zaman ona vermesi için Kenan’a teslim eder. Romanın sonunda Handan Kenan’la gerçekten istediği, aşık olduğu için evlenir.

“Artık geri dönemezdim. Göğsünü dolduran nemli saçlarını koklamak isteğiyle başımı ona yaklaştırdım. Koluyla beni itti. Birden kızdım:
– Nalan, dedim, senden sadece bir fedakarlık istiyorum… Görüyorsun ki, yanıyorum…
– Kenan… Delisin… Normal değilsin… Seni mazur görüyorum… Fakat daha fazla ileri gitme!..
– Merhametin bu noktada kalıyor demek? Sonra bu haksızlığını anlayacaksın ve pişman olacaksın!..
– Sus Kenan!
– Susmayacağım… Tek bir kere benim olacak mısın?”

2. Muazzez Tahsin Berkand (1899 – 1984) – Aşk Fırtınası, 1935

muazzez tahsin berkand

Muazzez Tahsin, Türkçe ve Fransızca öğretmenliği yapmıştır. Derin bir hayranlık duyduğu Halide Edip’in açacağı okullarda çalışmak üzere 1917’de Suriye’ye gitmiştir ve Beyrut Kız Sultani ve Darülmuallimatı’nda iki yıl Türkçe  öğretmenliği yapmıştır. İstanbul’a döndükten sonra birkaç yıl Şişli Terakki Lisesi’nde Fransızca ve ahlak dersleri vermiştir. Berkand da hiç evlenmemiştir. Dönemin çeşitli gazete ve dergilerinde öyküler de yayımlamış olmakla birlikte ününü defalarca basılan romanlarıyla kazanmıştır. Muazzez Tahsin’in romanlarında batılılaşmanın sosyal yaşamı nasıl şekillendirdiği, değişen eğlence anlayışı üzerinden ortaya konulur. Özellikle bu romanlarda kadın, yeni toplum düzeninde değişimin başlangıcı, adeta mihenk taşı olarak görülmüştür.

Aşk Fırtınası’nda roman kahramanı Feriha’nın babasının en yakın arkadaşının kızı olan, romanın kötü kadını Nermin’i, annesi ölünce yanlarına alırlar, eğitim masraflarını karşılarlar. Liseden mezun olduktan sonra Nermin Konya’ya tayin olan babasının yanına döner ve orada öğretmenlik yapmaya başlar. Feriha’nın yengesinin kardeşi tıbbiyeli Refik Bey’e ağabey demektedir. Refik askere gittikten sonra Feriha’ya ilan-ı aşk eder ve askerden dönünce nişanlanır, Nermin ise kendisinden kırk beş yaş büyük olan zengin bir Paşa’yla evlenir. Yurt dışında yaşarlar, ancak Paşa’nın ölümü üzerine Türkiye’ye döner. Nermin girdiği bunalımdan doktor Refik’in yardımıyla kurtulur, tabii Refik’i Feriha’dan ayırır. Feriha İstanbul dışındaki çiftliklerine gider ve inzivaya çekilir. Nermin’in gerçek yüzünü anlayan Refik Feriha’ya döner ve barışırlar.

“Geçen hafta Perşembe gecesi Kamile Hanımefendi’nin suaresine davetliydik. Kamile Hanım, bizde yeni başlayan salon yaşamını tam bir Avrupalı kibar aile kadını gibi idare ediyor. Buna mukabil İstanbul’un çok kibar bir kısım halkı, Kamile Hanım’ın davetlerini büyük bir sabırsızlıkla bekliyor. Orada, başka salonlarda görülen dans deliliği yoktur; konuşulur, musiki  çalınır, briç ve poker oynanır ve dans edilir. Ve bütün bunlar kibar bir salonda olabileceği şekilde ifrata varılmadan yapılır. Kamile Hanımefendi’nin yegane kusuru, tanıdığı sevdiği genç kızlarla erkekleri birbirine tanıtmak ve onları evlendirmektir. Bu merakla bana birkaç genci takdim etti, annemi kaç damat namzedi ile karşılaştırdı.”

3. Güzide Sabri (1883 – 1946) – Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, 1905

guzide sabri

Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet Dönemi’nde yaşadı ve popüler bir yazardı. Güzide Sabri kitaplarında kederli aşk hikayelerini, acı çeken kadınları, karşılık bulmayan sevgileri anlattı. Bazı eserleri sinemaya da aktarıldı. Romanda annesi vefat eden Fikret genç bir kızdır, annesini kaybetmenin üzüntüsüyle bir rahatsızlık geçirir ve doktor Nejad’a götürülür. Fikret, evli ve iki çocuk babası olan doktora aşık olur, doktor da ona aşık olur ve hatta Fikret’e evlenme teklif eder. Fikret ise başka insanların mutsuzluğu üzerine yuva kuramayacağından, büyük aşkına rağmen teklifi reddeder. Üvey annesi ve babası onu zengin, ancak yaşlı bir adamla evlendirirler. Fikret yeni hayatına uyum sağlar, bir kızı olur. Ancak bir gün eşinin yeğeni Mediha’nın eşi ve çocukları ile yaptığı ziyaret bu mutluluğu bozar, çünkü Mediha’nın eşi Nejad’dır.

“Refikam gözyaşlarını silmek için sözlerine fasıla verdi. Sonra nazarları duvarda asılı duran bir kadın fotoğrafına in’itaf etti, (ilişti), kendi kendine söylendi :
“Ne tahammül edilmez bir  hayat” dedi, “Ne edelim akıbet! Bana dönerek:
“Kendisini tanırdınız değil mi?” diye sordu.
“Evet, bir iki defa sizde görmüş çok beğenmiştim, ne latif bir kadın idi. Hele ifadesindeki teessür, sedasındaki ihtizaz, etvarındaki vakar, nazarlarındaki cazibe, bende günlerce kendisini unutturamayacak bir hatıra bırakmıştı.” Suat üzülerek:
“Ak son dem-i hayatında bile güzelliğini kaybetmemişti. Benim için asla unutulamayacak bir gece. Ne ise artık bu bahsi bırakalım. Seni rahatsız ediyorum kardeşim, beni affet” dedi.”

4. Mahmut Esat Bozkurt (1902 – 1977) – İlk ve Son, 1940

mahmut esat bozkurt

Mahmut Esat, devlet adamlığının yanı sıra o dönemin birçok gazetesinde de yazmış, öğretmenlik ve avukatlık yapmıştır. Karakurt, 1926 ile 1960 yılları arasında yayımlamış olduğu 16 yapıtla bir döneme damgasını vurmuş, gerek çok yönlü kişiliği, gerek sıklıkla sinemaya uyarlanan yapıtları ile büyük bir şöhretin sahibi olmuştur.

İlk ve Son’da şımarık ve zengin bir kadın olan Necla, Orhan adlı arkadaşıyla araba gezisine çıktığı bir gün arkadaşının birlikte olma önerisini reddeder. Sinirlenen Orhan tecavüze yeltenir. Bir çiftlikte idarecilik yapan Mecdi kadını kurtarıp yardım eder. Ancak Necla’yı sertçe eleştirir. İkilinin bu tanışmasından sonra Necla’nın aslında Mecdi’nin çalıştığı çiftliğin sahibi olduğu ortaya çıkar. Aralarında bir iktidar savaşı yaşanır. Zamanla bu gerginlik aşka dönüşür.

“Gururunu çiğnetmemek, erkek yaratıldığını unutmamak için her şeyi göze alan adam, yarın kocaman boyu, geniş omuzları, daima yüksek durmaya alışmış başıyla, şımarık, küstah, ne idüğü belirsiz bir kadının huzuruna çıkacak, önünde hürmetle eğilerek emir ve talimatını dinleyecek. Bütün ümitlerime, bütün zan ve tahminlerime rağmen, o da öbürleri gibi çıktı, öbürlerine benzedi! Daha üçüncü, dördüncü görüşüşümüzde izdivaçtan bahsetmeye başladı bana! O Nazlıcığım, görüyorsun ya, bedbahtlığım nasıl devam ediyor. Kime rastlasam, kimden bir parça ümit beklesem, hoşlansam, derhal bana evlenmekten bahsediyorlar! Hep servetim, hep milyonlarım mevzubahis! Herkes beni değil, yalnız paramı istiyor, para, daima para…”

5. Ethem İzzet Benice (1903 – 1967) – Çıldıran Kadın, 1927

ethem izzet benice

Ethem İzzet Benice birçok gazetede yazdı, bazı gazeteleri çıkarıp, yönetti. Bunun yanı sıra, kolay bir anlatımla, aşk ve serüven romanları yazdı. Romanlarından Yakılacak Kitap, 1961 yılında filme alındı. Bütün kitaplarında çarpıcı ya da çarpık konular işledi. Eserlerinde toplumsal eleştirilerin yoğunluğu da dikkati çeker. Ethem İzzet’in fuhuş, ahlaksızlık, sefahat gibi temaları milli bir duyguyla işlediği Çıldıran Kadın’ın asıl kahramanı, bir Osmanlı paşasının karısı olan Mualla’dır ve bedeni zevkleri peşinde koşan, ahlaki değerleri zayıf  birisidir. Romana Necdet gibi yakışıklı, kibar, ahlaklı bir kahraman, harp zenginleri, mirasyediler gibi başka karakterler de dahil edilecektir.

“Mualla… Paşanın karısı. Şuh, levend, kıvrak, fettan bir kadın. Baksa büyüler, yürüse tılsımlar, yatsa esir eder. Hele geceleri bin defa daha büyücü, bin defa daha tılsımlı, bin defa daha şakrak… Necdet ise, genç ve şehvetengiz bir kadın için ihmal edilemeyecek bir erkek. Zarif, kibar, delikanlı bir erkan-ı harb binbaşısı. Gündüzleri bihad-ü hesab, güçleri yettiği, dilleri döndüğü, akılları erdiği kadar, bin fesad, bin hile, bin entrika ile soyuyorlar, milletin kanını emiyor, devletin hazinelerini boşaltıyorlar. Geceleri de yiyorlar, içiyorlar. Yiyebildikleri, içebildikleri kadar, yiyor, içiyorlar. Kusuncaya, zukkum gibi burunlarından fışkırıncaya kadar yiyip içiyorlar. İçlerinde sevdalılarının bir göz atışına binlerce banknot feda eden, metreslerine bir kahve içirmek için cezvenin altında deste deste banknot yakanlar, bir sürü ecnebi alüftelere ellilik, yüzlük, beş yüzlük banknotlardan karyola halısı, köşe yastığı yaptıranlar var.”

6. Oğuz Özdeş (1920 – 1979) – Liseli Bir Kız Sevdim

oguz ozdes

Oğuz Özdeş gazetelerde çalıştı, romanlarında sadece romantik aşk hikayeleri değil, Türk tarihinden alınmış kahramanlık anlatılarını da çokça kullanmıştı. Bir dönemin milliyetçi çevrelerine hitap eden tarihsel romanlarıyla tanınıyordu. Özdeş’ten geriye, romantik ve tarihi kahramanlık anlatılarından oluşan otuz kadar romanı ve şiirleri kalmıştır. Kitabın adı konusunu anlatıyor.

“Kahvaltı etmek için sofraya oturdular. Ne Cahit, ne Aytün bir şey söylemeye, hatta birbirinin yüzüne bakmaya bile cesaret edemiyordu. Cahit, önüne konulan bardaktaki çayı ancak yarısına kadar içebildi ve ani bir hareketle sofradan kalkıp koşa koşa bahçeye çıktı. Okuldayken, bütün bir yıl, çiftliğin özlemi içinde günlerini geçirmişti. Sanki biraz önce üvey babasının sözleriyle her şey yıkılmış, toprakla bir olmuştu. Çocukluk günleri, hatıraları, her şey, her şey… Dışarda ilk yaz kokusu var. Burcu burcu kokan ılık yaz kokusu… Ama odadaki bu boğucu, yapışkan, ısırıcı sıcaklık neden acaba? Gidip pencereyi açsa, ya da balkona çıkıp ilk yaz havasını doya doya koklasa, içine damarlarına, ciğerlerine kalbine doldursa… Fakat imkansız… Sanki uzandığı yatağı yapışmış gibi…”

7. Suzan Sözen (1929?/1930? – 2002) – Sahibini Arayan Kadın, 1959

suzan sozen

1949-1972 yılları arasında eserler veren Suzan Sözen’in, günümüzde adı değişik vesilelerle gündeme getirilse de Türkiye’de basılmış on bir romanı vardır. Bunların bazıları popüler aşk romanı, bazıları ise popüler tarih romanlarıdır. O döneme göre bir hayli cesur aşk kitaplarıdır.

Suzan Sözen, 17 yaşında iken işadamı Nejat Verdi ile evlenir. Ancak bu evlilik uzun sürmez. Ardından Ferit Avni Sözen ile evlenir ve Sözen soyadını kullanmaya başlar. Bu evliliği sırasında dönemin başbakanı Adnan Menderes’le yaşadığı aşk ilişkisi, genç yazara çok arzu ettiği şöhretin de kapılarını açar. Adnan Menderes evine geldiği zaman kocası, o zamanların İstanbul Polis Müdürü olan Ferit Avni Sözen’in apartmanın arka kapısından çıktığı, yatak odası perdesindeki özel bir işaretleşmenin ardından Menderes’in evi ve karısını terk edince geri geldiği anlatılır. Suzan ve Ferit Sözen’in evlilikleri, 1964’te biter zaten.

Yılmaz Karakoyunlu şöyle diyor: “Bakmayın, herkes onu sıradan bir romancı olarak görür, ama bence Menderes’e duyduğu bu aşk olmasaydı, bir Kerime Nadir ya da bir Muazzez Tahsin olabilirdi. Hayal hanesini bir adamın varlığında zengin tutmaya çalıştığı için üretici niteliklerinde aşınmalar olmuştur. Dolayısıyla tasvirlerinde muhteşemdir, ama hadise tespitlerinde ve takdimlerinde zaaf içindedir. Niye? Aşık çünkü. Onu anlatır.”

Sahibini Arayan Kadın’da roman kahramanı Saba , zengin, yaşlı bir müteahhitle evlidir. Amerikalı bir işadamıyla, tanışır, sevişmeye başlar. Neyse ki, kocası bütün bu olan biteni bilmeden, tüm servetini karısına bırakarak bir kalp sektesinden ölür. Saba, erkenden yorulmuş ruhunu dinlendirmek üzere İsviçre’de bir göl kenarına, otele yerleşir. MİT ajanı Kemal’le tanışır, beraber olur. Roman devam eder, Saba da sahibini arayıp durur.

“Ona kocamdan bahsettim, kocama bağlıyım dedim. Ama dinlemedi. Dediklerimin hiçbiri tesir etmedi. Ateşi hiçbir ilaçla inmeyen bir hasta gibi durmadan sayıklıyordu. Onun evine geldiğime pişman olmuştum, ama içimdeki merhamet hisleri yavaş yavaş bana hakim olmaya başladı. Ben de bir insanım… Kendimi tutamadım ve ona merhametle razı oldum, yattık… Sonra kalkıp evime gittim, kocam Ali gelmişti, ona sokuldum, Refik’in gölgesi silindi ve artık hayatımda yine kocam Ali vardı.”

8. Burhan Cahit Morkaya (1892 – 1949) – Ayten, 1927

burhan cahit morkaya

Burhan Cahit Morkaya, uzun yıllar gazetecilik yapar. 1925 – 1928 yılları arasında neşrettiği altı romanı, basit aşk maceralarının anlatılmasından oluşmuş popüler aşk romanlarıdır. Yaşları yirmi ile otuz arasında değişen gençlerin aşk arayışlarını ve aşk maceralarını anlatan bu romanlar, birey-toplum ilişkisinin bir sonucu olarak sosyal problemler ve konularla gelişir, kişisel problemlerin çözülmeye çalışıldığı bir yapı içinde sona erer. Romanlarında özensiz de olsa, konuşma diliyle oluşturulan kısa, yalın cümleler, yazarın üslubunun önemli özelliklerindendir.  

Ayten’de, hayatta tek başına kalmış bir insanın ayakta kalabilmesi için yaptığı gayret, değer verdiği insan tarafından incinen bir annenin aynı hadiseleri kızının da yaşamaması için gerçekleştirdiği mücadelesi anlatılır.

“Onun kalbini gönül heveslerine karşı geç hareket eder bir hale getirmek için on altı sene bütün dikkatlerimle çalıştım. Fakat o genç kızlar için en tehlikeli yaşlara giriyor. Onu anasının yavru bir kuş tecrübesizliğiyle konduğu dalı bilmeyerek düştüğü tehlikelerden kurtarmak için daha yakından takip etmek lazım. Genç kızlar on altı, on yedi yaşlarında kızgın güneş altında şekerlenmiş, buruk lezzetli böğürtlenlere benzerler. Bütün arılar, sinekler, kuşlar etrafındadır. Bu vahşi mayhoş tat, tabiatın daha zevk sahibi mahluklarına, olgun ve geçkin meyvelerin kandırıcı lezzetinden daha cazip ve daha iştah verici gelir. Onun için bu yaşlarda genç  kızların etrafına itinalı ağlar germek, onları böyle mayhoş lezzetler arayan zararlı mahluklara karşı muhafaza etmek lazımdır.”

9. Nezihe Muhiddin (1898 – 1958) – Benliğim Benimdir, 1929

nezihe muhiddin

Gazetelerde köşe yazarlığı yaptı, ama onu ünlendiren ilk olay Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra tarihimizin ilk siyasi partisi olan Kadınlar Halk Fırkası’nı Halide Edip ile birlikte kurmak üzere Ankara Valiliği’ne başvurmuş olmasıydı. Kadınların seçilme hakkı olmadığı için reddedilir. Daha sonra, kadın hakları için mitingler düzenledi. 1924 yılında Türk Kadınlar Birliği’ni kurar. Birlik binden fazla üyeye ve dört şubeye ulaşmayı başarır. İyi bir öğretmendir, neredeyse her dersi vermiştir, buna piyano ve beden eğitimi de dahildir.

Nezihe Muhiddin, 1958 yılında İstanbul’da bir akıl hastanesinde yaşama veda ettiği gün geride üç yüz öykü, yirmi roman, oyun, opera, senaryo ve çok sayıda sosyoloji, psikoloji ve siyaset üzerine yazılmış yazılar bırakır. Nezihe Muhiddin’in seçkimizin de konusu olan romanlarının bir çoğu popüler aşk romanlarıdır. Romanlarında birtakım eksiklikler, zaaflar söz konusu olsa da yarattığı cesur kadın karakterler, seçtiği sıradışı konular ve kimi zaman vardığı beklenmedik sonuçlar nedeniyle Nezihe Muhiddin’i, dönemin  popüler aşk romanı yazarlar arasında ayrı bir yere koymak gerekir. Benliğim Benimdir’de kendi öz annesi tarafından esir pazarına çıkarılan ve sonra Osmanlı konaklarından birine odalık olarak satılan öfkeli, sözünü esirgemeyen çerkez kızı Zeynep’in hikayesini anlatır.

“Benliğimden ben ona hiçbir zerre vermiş değildim, buna rağmen aramızda beni Ferruh’la ayıran ne müthiş bir uçurum vardı! Artık o mazlum ve sevgili gencin yüzüne gözlerimi kaldırmak için, bütün haklarımı kaybetmiş bir insandım. Bu ne derin bir acı, bu ne tamiri muhal bir işkence idi! Beni bu mahrumiyete atan alçak veziri öldürmeye iki defa hak kazanıyordum! Günüm piyano ve kitabımın arasında çok mesut geçmişti… Akşam yemeğinden sonra Dilşat Kalfa bana yeni elbiselerimden birini giydirdi ve “Bu gece Paşa’nın odasına gidecek ve sana yaptığı lütuflardan dolayı eteğini öpeceksin,” dedi. Kalfa haklıydı, babamdan bile görmediğim şeyleri Paşa’nın sayesinde görmüştüm, fakat… fakat…”

Kaynak
Cumhuriyet Dönemi Popüler Aşk Romanlarında Kadın Temsilleri: Muazzez Tahsin Berkand ve Kerime Nadir Romanlarının İncelenmesiEsat Mahmut Karakurt’un Romanlarında Erkek KahramanlarSuzan Sözen Romanlarında Sadece Aşk Öyküleri Mi Anlattı?Burhan Cahit Morkaya’nın 1925-1928 Arasında Neşrettiği Yedi RomanıBilişim Dergisi Sayı 167Nezihe Muhiddin, Kadın Gotiği ve Gotik Kahramanlar


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir