Menu

Türk Edebiyatından Sıradışı Nitelikte 11 Korku Kitabı




Korku edebiyatı olarak tanımlanabilecek olan tür, okuyucuyu korkutmayı, tedirgin etmeyi, heyecanlandırmayı ve dehşete düşürmeyi amaçlayan bir edebi türdür.

Korku edebiyatı, insanların korkularını uygun atmosferi yaratarak anlatırlar. Dünya edebiyatında bu, daha çok tabiatüstü varlıklar ve olaylar, şeytan, drakula, vampir gibi öğeler kullanılarak yapılmıştır. Kendi kültürümüze baktığımızda ise, korkularımızı besleyen şeylerin garip yaratıklar, tabiatüstü varlıklar, tuhaf ölümler, herhangi bir sebeple geriye döndüğüne inanılan ölüler, büyü gibi tılsımlar, herhangi bir şeyin uğursuzluğuna inanmak olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan bugün bu korkulara yenileri eklenmiş, büyük felaketler, endişeler, yalnız kalmak da insanların büyük korkuları haline gelmiştir.

Bilindiği gibi, ilk Türk romanlarında, masal, halk hikayeleri ve divan şiirindeki doğaüstü unsurlar, pozitivizmin ve aydınlanmacı düşüncenin etkisiyle ayıklanmış ve ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, çoğu zaman korku edebiyatının temel dayanak noktası olan doğaüstünü ortadan kaldırdığı için Türk Edebiyatı’nda korku türünde bir gelenek oluşmasını mümkün kılmamış ve uzun yıllar bu türde eserler yazılmamıştır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kimi romanlarında korkuya dair öğeler kullanılmışsa da, bu öğeler doğaüstü varlıklara olan inancın alaya alınması için birer araçtır çoğu zaman.

1. Ali Rıza Seyfi Seyfioğlu (1880 – 1958) – Drakula İstanbul’da (1928)

Edebiyat tarihimizde, pek çok esere imza attığı halde, kaynaklarda hakkında toplu bilgi bulamadığımız kişilerden biri olan Ali Rıza Seyfi Seyfioğlu, yaklaşık altmış yıl süren yazı hayatında edebiyattan tarihe, spordan zirai konulara kadar birçok alanda yazmıştır. Hatta yaptığı bu çalışmalarından dolayı, döneminde kendisinden bahsedenler “Büyük üstad, edip” gibi unvanlar kullanmışlardır. Seyfioğlu, popüler dünya edebiyatının önemli çalışmalarını da gerek tercüme gerekse uyarlama yoluyla edebiyatımıza kazandırmıştır. Bilinen ilk korku romanımız Dracula İstanbul’da’yı Bram Stoker’in Kazıklı Voyvoda adlı kitabından uyarlamıştır. 1953’te filme de alınmıştır. Kitap 1997’de yeniden yayınlandı.

drakula istanbulda

“Zaten benim kulağıma tanıdık gelen Drakula adına ilk defa daha İstanbul’da iken dikkatimi sevgili Güzin çekmemiş miydi? Voyvoda Drakula’nın Türk İmparatorluğu tarihinde ve İkinci Mehmed devrinde yaptığı kanlı, korkunç tüyler ürpertici işleri, Güzin benden iyi biliyor…”

2. Kenan Hulusi Koray (1906 – 1943) – Bahar Hikayeleri (1939)

Türk edebiyatında korku türünün ilk temsilcilerinden Kenan Hulusi Koray ise, bu türün öyküde en önemli temsilcisi ve belki de ilk özgün korku yazarımızdır. Kenan Hulusi Koray’ın öykülerinde intiharlar, kimi zaman intihar gibi görünse de açıklanamayan tuhaf ve gizemli ölümler, ölüm korkusu ve ölümün insanda korku uyandırması konuları işlenir. Kenan Hulusi Koray’ın korku edebiyatı bağlamında en çok üzerinde durulan öyküsü Kavaklıkoz Hanında Bir Vak’a‘da, Beyşehir’le Konya arasında bir kış günü yolculuk eden anlatıcı hava koşulları nedeniyle handa konaklamak zorunda kalır. Han, çevresinde başka konaklama imkanı olmayan yalnız bir yapı olması bakımından bu tarz anlatılar için uygun bir mekandır. Üstelik bu han, daha önce tuhaf şeyler yaşandığı iddia edilen ve sırlı ölümlerin yaşandığı bir han olması bakımından da başka bir korkutucu geleceği önceden haber verir.

kenan hulusi koray

“Kurtların han kapısını dişleriyle kemirdikleri dakikalar! Hancının dudaklarından bu saniyeleri adeta işitiyorduk. Kırılmış dişleri garip bir hareketle ön dudaklarına çarpıyor ve sesleri taklit ettiği zaman alt çenesini daha çok uzatarak bir köpeğin bir kemiği kırması gibi kulaklarımıza sert bir şeyler takılıyordu ve gittikçe avuçlarının oraya hemen yapıştırılmış kızıl bir deri renginden yavaş yavaş çıkarak, daha fazla pıhtılaşmaya başlayan bir kan lekesi ile dolduğunu görüyordum. Yerde donmuş hafif bir kar izi gözüküyor ve hancının boynundan kalın bir ip geçirilmiş koca gövdesi tavandaki demir halkayı sökerek, ayaklarımızın hemen ucuna yıkılacakmış gibi ağır bir ceset halinde sallanıyordu.”

3. Hakan Bıçakçı (1978 – ) – Romantik Korku (2002)

Hakan Bıçakçı, korkuyu doğaüstü varlıklarda değil, gündelik hayatın sıradan ayrıntılarında arıyor ve okuru insan zihninin karanlık bölgelerinde tekinsiz gezintilere çıkarıyor. Bıçakçı “Bence korkunun hakkını edebiyattan çok sinema veriyor. Özellikle de Japon ve Güney Kore sineması. Edebiyatsa korkutmaktan çok, korku duygusunun derinlerine inmek, korkulacak şeyle korkulmayacak şey arasındaki sınırı bulanıklaştırmak, korkuyu kavram olarak sorunsallaştırmak ve korkmanın psikolojik yansımalarının nerelere varabileceğini işaret etmek gibi konularda etkili.” diyor.

hakan bicakci

“Gerçekten de dışarıda şimşek çakmaya başlamıştı. Sokaktan geçmekte olan bir adamın iskelete dönüşerek mavi bir tonda aydınlanıp sonra hiçbir şey olmamışçasına karanlık yoluna devam ettiğini görmesiyle yataktan fırlaması bir oldu. Şaşkınlıktan kocaman açılmış gözleriyle cama yapıştı, ancak yağmurlu gecede bir başka yürüyen yoktu. Tuvalete giderek aynanın karşısına geçti ve beklemeye koyuldu. Nihayet kendi sonunu gördü: Kocaman siyah burun ve göz boşlukları sırtıma ile korkma arası belirsiz bir ifade… Kendini sisli bir karanlığın içinde yürürken buldu. Yağmurda sırılsıklam olmasına rağmen üşümüyordu. Aniden çıkan bir şimşeğin etrafı aydınlatmasıyla birlikte bir mezarlıkta olduğunu fark etti.”

4. Sadık Yemni (1951 – ) – Muska (1996)

Sadık Yemni, Amerikan Edebiyatı’nda korku teması kullanılırken sıkça din alanına girildiğini, din öğesinin çok önemli bir rol oynadığının altını çizer: “Türkiye’de korku romanı yazarken özellikle Müslümanlığın, bu toprakların ana metafizik jargonunun alanına gireriz. Cin diyecekseniz Müslümanlığın etkin olduğu bölgedeki cin külliyatını devirmiş olmanız gerekir. Kur’an’da ve hadislerde cinlere nasıl değinildiğini bilmek şarttır. Hatta iblis ve şeytan arasında bile kültürlere göre bazı farklılıklar mevcuttur. Bunlardan yola çıkmak yapıtlara renklilik getirir.”

Bir üçlemenin (Öte Yer, Yatır) ilk kitabı olan Muska’da, Sarp altmışlı yılların İzmir’inde bu dünyanın ve diğer dünyanın birbiriyle rastlaştığı o ince çizgideki serüvenleriyle okurun karşısında. Gizemli gerçekler büyücü yaşlı kadınlar ve Levanten kimliğinin son demlerini yaşayan İzmir ve delifişek kimya meraklısı bir delikanlı olan Sarp. Kitabın dili oldukça eğlenceli ve komik zaman zaman gülmeden edemiyorsunuz.

sadik yemni

“Sarp’ın evrendoğum ve evrenbilim tasarımı, bilimkurgu film ve kitaplarına düşkünlüğü, duyduğu din kaynaklı öyküleri sünger gibi emen süper belleği nedeniyle yaşıtlarına göre epey gelişmişti. Adına evren denen yer büyük bir patlamayla oluşmuştu. Evren yokken zaman da yoktu. Birlikte oluşmuşlardı. Evrende çeşit çeşit alemler vardı. Onlar, içinde insanların, hayvanların, bitkilerin ve yıldızların olduğu bir alemde yaşıyorlardı. Atomlar ve bakteriler de buna dahildi. Bazı insanlar evrimle, bazıları da Adem ve Havva’dan meydana gelmişlerdi. Düşsel dostları ve rüyada gittiği yerler ve tanıdığı kimseler başka bir aleme aittiler. Sonra melekler, iyi saatte olsunlar, şeytan ve Cebrail’in yaşadığı bir alem vardı. Bir de ölenlerin gittiği cennet ve cehennem. Kendine has kuralları olan alemler içiçeydiler. Sezgi gözü açık kimseler vardı. Allah’ın kendi suretinden yaratarak ödüllendirdiği bu kimseler alemlerin birinden diğerine yolculuk edebilirdi. Allah bütün bu alemlerin hepsinin yaratıcısıydı.”

5. Tanseli Polikar (1948 – ) – Deccal/Karanlık Öyküler (1997)

“Korku filmlerini çok seyrettim gençliğimde! Etkilerinde kaldığım su götürmez. Nedeni bu veya başka bir etken. Bu konuda dört kitabım var, dördündeki öyküler de korku, gerilim, fantastik olarak adlandıracağımız bir dünya anlatıyor. Doğal olarak ürkütücü öğeleri barındırıyor bünyesinde. Batı kaynaklı olması lehinde bir şey değil. Zira Batı’da bile biraz ciddiye alınmayan, edebi değeri zaman zaman tartışılan bir tür bu.” Kitapta, korku-gerilim türünde 10 öykü yer alır.

tanseli polikar

“Hayır, konuk beklemiyorum. Bu gece tamamen yalnızım. Kendimde gezinti yapmak istiyorum, hepsi bu. Bilinç mahzenine giden beyaz mermer merdivenlerden inip yolumu kaybedeceğim. Daha önce hiç bu kadar yolumu kaybetmek istememiştim.
Katil kim mi? Boşverin canım. Oyun oynuyoruz, ama dikkatli olun, mahzeninizden tuhaf sesler geldiğini duyuyorum. Ben daha önce hiç bu kadar istememiştim, yolumu kaybetmeyi.”

6. Levent Aslan (1963 – ) – Karanlığın Gözleri (1991)

Genç dedektif Selim ile arkadaşı Hasan, olayları araştırırken kendilerini derin ve karmaşık olaylar ve ilişkiler içinde bulurlar. Şantajcı Metin, kabuslarından kurtulamayan Aysen ve genç dedektif Selim’in yolları kesiştiğinde, vahşi cinayetlerin ardında çok gizli ve akıl dışı ritüelleri olan bir örgüt vardır. Fantastik öğelerle süslenmiş temposu her sayfada yükselen bir polisiye-korku romanıdır. Karanlığın Gözleri 1990 sonrası korku edebiyatının ilk örneklerindendir.

levent aslan

“Fotoğraf karelerindeki karmaşık görüntülerden müthiş zevk almaktadır. Yanan araçlar, kaçışan insanlar o film karelerinde yeniden cisimleşmekte ve olayları resimleri inceledikçe yeniden yaşamaktadır. Yenikapı’daki kaza fotoğraflarını incelerken olayları kendisinden başka izleyen birileri daha olduğunu fark eder. Genç bir erkek ile genç bir kadın. Metin çektiği resimleri polis arkadaşı Şükrü’ye verir. Amaç resimlerden şantaj yapabilecekleri bir olayı orataya çıkarmaktır. Çok basit bir şekilde canlanan, hatta ruhsal bozukluğu açıkça işaret eden bu şantaj arzusu ikisini de bambaşka bir ortama sürükleyecektir.”

7. Doğu Yücel (1977 – ) – Hayalet Kitap (2002)

Hayalet Kitap, fantastik, korku, gerilim türünün karışımı bir kitap. Eser Taylan Biraderler’in Okul isimli korku filmine de ilham vermişti, filmin senaryosunu Doğu Yücel yazsa da çekim ve kurgu aşamasında değişikliğe uğradı. Hayalet Kitap, sürprizli kurgusu, şaşırtıcı mizahı, platonik aşka dair tespitleri ve ülkemizdeki eğitim sistemine eleştirel bakışıyla yayımlandığı günden beri okuyucudan büyük ilgi gördü.

dogu yucel

“Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım, diyemiyorum şimdi. Biliyorum ki, bundan sonra düşünebileceğinden, düşleyebileceğinden de yakın olacağım sana. Gözlerini açtığında dağılan, bir türlü anımsayamayacağın rüyalarında yaşayacağım. Sonsuza kadar içindeyim, göremeyeceğin kadar derinlerinde. Düşlerindeki yabancı, yatağındaki görünmeyen korkuluğum ben. Kabuslarını savan, düşlerini çeken postmodern bir korkuluk. Korkuluk el sallıyor, görüyor musun? Korkuluk gidiyor, el sallıyor ama veda etmiyor. Ben senin korkuluğunum. Korkuluk ha, sevdim bu lafı.”

8. Sibel Atasoy – Sırıtkan Kırmızı Ay (2002)

Normal hayatlarını sürdürmekte olan orta yaşa yaklaşmış dört arkadaşın başlarına gelen açıklanamaz bir olayı ve etkilerini anlatan psikolojik-fantastik bir korku romanı. Yazar, başımıza gerçek dışı bir olay geldiğinde, bunu nasıl ve hangi yolla açıklamaya çalıştığımızı merak etmiş ve kurgu içinde birçok kavrama yer vermiş: Astroloji, kuantum fiziği, numeroloji, medyum…

sibel atasoy

“Tam içeri girecekken aniden çok şiddetli bir rüzgar sırtımdan yetişip beni öne doğru savuruyor. Dengemi yitirip diz üstü düşüyorum. Başım balkon demirine hafifçe çarpıyor. Aynı anda balkondaki masa ve sandalyeler havalarda uçuşarak büyük bir gürültü ile bahçeye savruluyorlar. Ne olduğunu anlayamıyorum. Bileğim de burkulmuş biraz. Ovuştururak ayağa kalkmaya yelteniyorum. Ve hepsi o kadar… Havada ikinci bir kıpırtı yok. Her şey sessiz. Sonsuz bir huzur… Ayağa kalkarken “Rüya mı gördüm acaba?” diyorum. İçeridekiler hiçbir şeyin farkında değiler. Gürültüyü bile duymamışlar. Saat gece yarısını çeyrek geçiyor. “Balıklar senin başına fena vurdu” diye benimle dalga geçiyorlar. “Öyledir herhalde” diyorum. Yalnızca Meral kendi kendine mırıldanıyor.”

9. Evren İmre – Kıyamet Sirki (2003)

Kıyamet Sirki, İncil’in kıyamet kehaneti üzerine kurulmuş, mizahla korkuyu fantastik bir hikayede birleştiren sevimli bir roman. Kıyamet arifesinde yaşanan kara bir komedi. İsa’nın kaybolması, onu bulup kıyametin aksamasını engellemek isteyen bir melek, İsa’nın sırtından para kazanmaya çalışan bir muhabir ve dilekleri yerine getiremeyen bir cini iyileştirmek için onu arayan ölü soyucunun maceraları anlatılıyor. Roman kahramaları da ilgi çekici, yeteneklerini yitirmiş bir cin, onu bulan bir yankesici, hayatını kazanmak için her türden sansasyonel habere balıklama dalan bir gazeteci, müridi kalmamış bir Papa, İsa’yı iknaya çalışan bir melek ve mahşerin atlıları…

evren imre

“Bakın sevgili kardeşim, bir kere ortalık sahte peygamberden geçilmiyor, diye açıklamaya başladı sakin bir sesle İsa. Ortaya çıksam kimse farkına varmayabilir. Eğer mucizelerim sayesinde biraz olsun kuşku uyandırabilirsem, bu sefer güçlenmemden korkarak beni tımarhaneye kapatırlar. En kötüsü ise, insanların bana gerçekten inanmaları olur. O zaman çarmıha geriyorlar. Çarmıha geçen gerilişimde canımın ne kadar yandığını da bilemezsiniz sevgili kardeşim!”

10. Orkun Uçar (1969) – Kızıl Vaiz (2007)

Kızıl Vaiz fantastik, bilim kurgu, korku ağırlıklı bir kitap. Farklı bir kitap Kızıl Vaiz. İçinde pek çok küçük ve güzel öykü barındırıyor. Romanın ana hatlarından oldukça uzak olan öyküler aslında romanın içine çok güzel bir şekilde yerleştirilmiş. Korku ve fantastik türe gönül veren Orkun Uçar bir zamanlar hayranı olduğu Anthrax grubunun logosunda x harfi o kadar belirginmiş ki, bir öykü kulübü kurmaya karar verdiğinde bu x harfini mutlaka kullanmak istemiş. Asimov hayranlığı olduğundan asi hecesini de buradan almış. Uçar ‘‘Zaten asi kelimesi hayatımda önemli bir yer tutuyor’’ diyor. Ork da Orkun’un ilk üç harfi. Hiçbir anlamı olmayan ama sembolik olarak çok şey ifade eden Xasiork tüm bunların bileşimi. www.xasiork.com web sitesi etrafında toplanan Ölümsüz Öykü Kulübü böyle oluşmuş. Kitapta, yaşama sevincini yitirmiş genç bir yazar adayının, gizemli bir öykü kulübünü bulması ve bu kulübe üye olma çabasını anlatıyor. Öykünün bir kısmı günümüz İstanbul’unda geçerken, bir kısmı Derzulya adlı fantastik bir dünyaya uzanıyor.

orkun ucar

“Birkaç gazetede muhabir olarak çalışmıştım, edebiyat dünyasını da takip ederdim, ama böyle bir kulübün adını daha önce hiç duymamıştım. Zilin altında Nitimur in Vetitum yazıyordu. Latince bir deyim olmalıydı ama anlamını bilmiyordum. Hakan’a ne olduğu yolundaki merakım, çekingenliğimi bastırdığından zili çaldım. Küçük bir çıt sesiyle kilit açılınca kapıyı ittim. O kapıdan içeri girdiğimde aslında farklı bir boyuta geçmekte olduğumu henüz bilmiyordum…”

11. Hikmet Hükümenoğlu (1971 – ) – Kar Kuyusu (2005)

Ömer Türkeş “Yazar, İstanbul’un tam göbeğinde yaratmış korku atmosferini. Roman kahramanları, evler, kafeler, sokaklar, kısacası anlatılan her şey tanıdık, bildik ve sıradan. Korku ve gerilim romanlarında titrememizi sağlayan hikayesi değil, yazarın yarattığı atmosferdir. Kar Kuyusu’nun asıl başarısı İstiklal Caddesi’nin karanlık sokaklarını, eski apartmanlarını, insanların çevrelerindeki her şeyi kapsayan anonimleşen korkularını çok iyi kullanmasında. Roman kahramanı da kendisine yönelik açık bir tehdit olup olmadığını bilmeksizin, yabancı bir siluetten korkmaktadır. Bu aslında metropol hayatının yarattığı bir korkudur.”

hikmet hukumenoglu

“Baştan aşağı siyahlar içerisindeydi. Üzerindeki siyah mont yağmurdan sırılsıklam olmuştu ve siyah bir yılanın derisi gibi parlıyordu. Uzun kolları iki yanında aşağı sarkıyordu. Sanki rüzgarın şiddetinden ayakta duramıyormuş gibi ağır ağır öne arkaya sallanıyordu. Yanında da boyu beline kadar gelen siyah bir köpek vardı. Köpeğin kan kırmızısı gözleri karanlıkta alev alev yanıyordu. Adamın gözlerini göremiyordum, ama ikisinin de beni seyrettiklerine emindim. Niye olduğunu tam olarak bilmiyordum, ama adam tüylerimi diken diken ediyordu. Sanki birdenbire ortaya çıkmış, tahmin edemeyeceğim kadar korkunç bir yerden gelmişti. Karanlık gölgelerin içerisinde eriyip gidecek ve sonra tam arkamda tekrar belirecekmiş gibi bir hali vardı. En korkuncu, sanki beni bekliyordu.”

Kaynak
Kenan Hulusi Koray’ın Korkutan ÖyküleriAli Rıza Seyfi SeyfioğluKorku’da Yeni Bir Damar – Ömer Türkeş


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir