Menu

15 Ünlü Türk Ressamın Göz Alıcı Kadın Resimleri

Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Fahrelnisa Zeid başta olmak üzere Türk ressamların kadınları resmettiği etkileyici tablolarını derledik.

21 Ünlü Türk Ressamın Kadın Figürlü Tabloları yazımıza da göz atmanızı öneririz.

1. Osman Hamdi Bey (1842 – 1910)

osman hamdi

İstanbul Hanımefendisi, 1881

Çok yönlü kişiliğiyle XIX. yüzyıl Türk kültür yaşamına damgasını vurmuş olan Osman Hamdi Bey, sanat yaşamı boyunca figürlü kompozisyonlar, portre ve peyzaj türünde birçok resim yapmıştır. Yapıtlarında Osmanlı yaşantısına, Türk insanına ve Türk sanatına yer vermiştir. Bu resminde olduğu gibi oryantalist yapıtlarında, gerek ele aldığı mekanlar ve etnografik objeler, gerekse figürlerin giysileri ayrıntıcı bir işçilik ve akademik gerçekçi bir üslupla resmedilmiştir.

Osman Hamdi Bey, resimlerinde yer alan figürler için hazırladığı mizansenlerin fotoğraflarını çektirmiştir. Osmanlı kültürüne ve Türk sanatına ait kandil, hat levhalar, rahle, şamdan, silah gibi objeler için de fotoğraftan yararlanmıştır. Bu görüntüleri, kareleme yöntemiyle büyüterek tuvale aktarmıştır. Seçtiği obje, figür ve mimari elemanları kompozisyonlarında ustalıkla bir araya getirmiştir.

Osman Hamdi’nin bu eseri, boyama sanatının mükemmel örneklerinden biridir. Uzun bir örtü giyen hanımefendi, Türk değerlerin yanı sıra o dönem Paris modasını yansıtan giysileriyle alımlı kumral genç bir kadın… Arkasındaki perde ve yerdeki mükemmel tarzda çizilmiş halı dikkat çekiyor. Tablo, sol üst köşesinde Osman Hamdi Bey imzasını ve 1881 tarihini taşır.

2. Halil Paşa (1857 – 1939)

halil pasa

Yaşlı Halayık, 1891

Askeri Mühendishane’den yetişen ressamlar arasında en önemlisi hiç kuşkusuz Ressam Halil Paşa’dır. 1876’da ise yüzbaşı olarak Askeri İdadi’ye resim öğretmeni olmuştur. Sekiz yıl Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim görerek yurda geri dönmüştür. Halil Paşa’nın resimlerinde, akademik bir portre ressamlığı yanında, serbest fırça darbeleri ve izlenimci paletle Anadolu yakasından görüntüleri resmettiği görülür. Halil Paşa’nın resimlerinde ışık, önemli bir motif olarak gelişir, ancak Fransız empresyonistlerinin renk sistemleri ve atmosfer oyunları onun eserlerinde görülmez, portrelerinde akademik ve yer yer Goya’da görülen bir portre izlenimi bulmak mümkündür.

3. Şeref Akdik (1899 – 1972)

seref akdik

Kadın Portresi, 1963

1930 kuşağının izlenimci eğilimli ressamları arasında yer alan Akdik, akademik bilgi ve deneyimlerini yöresel gözlemleriyle birleştirmiştir. Yağlıboya figür ve portrelerinde klasik anlatıma bağlı kalırken, suluboya, karakalem manzara ve desenlerinde klasik anlayışından ödün vermeden izlenimci anlayışa yaklaşmıştır. İzlenimci akımın renk anlayışı ve ışık- gölge kuramıyla hacimsel arayışlar ve sağlam yapı kaygısını birleştirme eğiliminde olmuştur. Portre ve figür çalışmalarında yerel giysilerin özellikleriyle birlikte Anadolu insanının iç dünyası da tuvale yansıtılmıştır.Şeref Akdik’in 1950’ye doğru, resimlerinde İstanbul çevresini sürekli ve değişmeyen bir konu olarak işlediği görülür. Çamlıca, Salacak, Kalamış manzaraları, şiirsel bir palet ve rahat bir kompozisyon beğenisiyle karşımıza çıkar.

4. İbrahim Çallı (1882 – 1960)

ibrahim calli

Cahide Aksel Tamer, 1935

İbrahim Çallı, Cumhuriyet kadınının yaşamındaki çelişkileri, varolma mücadelesini, çağdaş uyumluluk ile geleneksel değerler arasındaki denge arayışını yansıtan resimlerini, izlenimciliklerine bağlı olarak, figüratif resmin olanaklarından faydalanarak ortaya koymuştur. Kadının yaşamsal çekiciliğini sanatsal verilerle bezeyen İbrahim Çallı’nın bu tablosunda modeli, Cahide Aksel Tamer (1915 – 2005), Türkiye’nin ilk kadın mimar ve restoratörlerinden. Aynı zamanda dünyada şövalye unvanını almış ilk kadın. Ortaokulu bitirdiği yıl evlenir, bir çocuğu olur, bir yıl sonra da boşanır. Resme başlar. Bir tanıdık aracılığıyla Akademi’de İbrahim Çallı ve Namık İsmail atölyelerinde çalışır. Bir yandan da Türk Tezyin Sanatları Mektebi’ne gider. Dışarıdan liseyi bitirip Mimarlık Bölümü sınavına başvurur, mezun olduktan sonra 1943-1956 yılları arasında Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi önemli müzelerde görev alır.

5. Nazmi Ziya (1881 – 1937)

nazmi ziya

Kızı Mihriban Yüce, 1933

Nazmi Ziya, öğrencilik yıllarından itibaren akademik öğretimin dar kalıplarına karşı çıkarak izlenimciliğe yönelmiş ve bütün hayatı boyunca bu anlayışa bağlı kalmıştır. Manzara resimleri, bir açık hava ressamı olan sanatçının tutkusudur. Nazmi Ziya “Tabiat karşısında beni en ziyade heyecana getiren şey, hayat ve hayatiyet ifade eden şeylerdir; kadın, ağaç, deniz, çiçek, güneş, güneş, güneş” diyerek sevdiği şeyin, en çok güneş, yani ışık olduğunu ifade etmiştir. Onun portre resimleri de optik görüntüyü yansıtır, ancak bunların daha çok fotografik etkili olduklarını ve bu yönleriyle yeni biçim arayışlarından uzak kaldığını fakat yine de hoş bir etki sağladığını belirtmek gerekir. Peyzajlarında da doğacı bir izlenimciliği yansıttığı görülür. Nazmi Ziya’nı 2 kızı olmuştur, Mihriban ve Cenan.

6. Hakkı Anlı (1909 – 1991)

hakki anli

Koltukta Oturan Kadın, 1932 – 1935?

Hakkı Anlı, bu çalışmasında olduğu gibi erken çalışmalarında hocası Namık İsmail’in serbest fırça vuruşlarıyla oluşturduğu ve izlenimciliğin kendine özgü bir yorumu olan güçlü üslup çizgisinin etkileri görülmektedir. Anlı’nın sonraları Cezannevari olarak tanımlayacağı bu üslupta yaptığı eserler daha çok portre ve manzara ağırlıklıdır. Bu dönem resimleri üzerinde etkili olan bir diğer isim 1936 yılında Akademi’ye hoca olarak gelen Léopold Lévy’dir. Anlı öğrenci olmadığı halde Lévy’nin çalışmalarını izlemiştir. 1954’te Paris’e yerleşen Anlı, artık kübist ve deforme pentür çalışmaları yapar. Daha sonra, soyut akımlara yönelir ve geometrik soyut anlayışta çalışır.

7. Feyhaman Duran (1886 – 1970)

feyhaman duran

Mihriban Sözer Keredin, 1946

Çallı Kuşağı’nın hatta Türk resminin en önde gelen portre ustası Feyhaman Duran, gençlik dönemi portrelerinde fiziksel görüntünün yanında, şapka, saç modeli gibi bazı ayrıntılara da dikkat etmiştir. Modelin giysi ve aksesuarları yüz hatlarıyla aynı değerde işlenmiştir. Daha sonraki dönemlerinde ise bu tür ayrıntıları, portrenin özünün öne çıkmasını engellediği düşüncesiyle yapmamıştır. Yaptığı portreler fotoğrafik görüntünün dışında, kişinin iç dünyasını da yansıtmıştır.

Resimde portresi çalışılan Mihriban Sözer Keredin (1912 – 2009) Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1941 yılında Türk Tezyin Sanatları Bölümü’nden mezun olur, bir süre asistan olarak çalışır. İsmail Hakkı Altunbezer, Yusuf Çapanoğlu, Prof. Dr. Süheyl Ünver, Feyhaman Duran’dan dersler alır. 1950’li yıllarda Merkez Bankası tarafından basılmış banknotların, bir kısmında da Mihriban Hanım’ın desenleri yer almaktadır.

8. Cevat Dereli (1900 – 1989)

cevat dereli

Tohum Ekenler

Cevat Dereli, sert konturlar, geometrik yapılama içeren bir tür sentetik kübizm olarak değerlendirilebilecek bu resim anlayışından 1960’lı yıllardan sonra uzaklaşarak, yepyeni bir biçeme ulaşır. Resimleri ayrıntılardan arınır ve yaşamı coşkuyla kucaklayan içten, doğal bir anlatım belirginlik kazanır. Cevat Dereli köy yaşamının izlek olarak seçdiği resimlerinde, konuya katılan bütün nesnel değerler ve figürler, oylumlarını belirgin kılan sert geometrik konturlar ve buna katılan geometrik leke dağılımıyla aktarılır. Bu aşamada, mekan derinliğini araştıran resim anlayışı yerini, açık-koyu leke dağılımlarıyla vurgulanan plan değişimlerine bırakmıştır. Bu uygulamada, konu içinde yer alan figürler, heykelsi kuruluşlarıyla, ön planda mitolojik kahramanlara dönüşmüştür.

9. Zeki Faik İzer (1905 – 1988)

zeki faik izer

Kadın, 1931

Zeki Faik İzer, Fransa’daki sanat eğitimi sürecinin ilk yıllarında biçim sorunuyla ilgilenmiş ve bu konu üzerine araştırmalar yapmıştır. 1930’lu yıllarda hocası olan Othon Friesz’in sanatından etkilenmiş ve ayrıca bu yıllarda gittiği bir Oskar Kokoschka sergisi ve ardından Matisse’nin resimlerini örnek alarak renge ağırlık vermiştir. Bu etkiler yukarıdaki resminde olduğu gibi dinamik ve aynı zamanda çarpıcı büyük renkli kompozisyonlara yönelmesine sebep olmuştur. Temalarını, müzik ve dans edenlerden seçmiştir. Bu resimlerde yarı izlenimci yarı fovist etkiler görülmektedir. Ancak boyanın rahatça kullanılması ve lokal renklerden uzaklaşılması ile birlikte dışavurumcu özellikler de görülmeye başlamıştır. 1946’dan sonra sanatçının parçalanmış renkli figürleri içeren resim anlayışında, dışavurumcu soyutlamalar belirgin bir hal almıştır.

10. Fahrelnisa Zeid (1901 – 1991)

fahrelnisa zeid

Endless Thought, 1979

Fahrelnissa Zeyd bir dönem soyut resimleriyle de dikkat çekmiştir. Türk soyut sanat anlayışına ilgi çekici katkılarda bulunduğu kompozisyonlarında, Doğu ve Batı sanatının özdeş ruhunu oluşturmuş. Resim sanatında soyut, non-figüratif veya bir başka belirgin sınıfa konamayacak, şaşırtıcı zikzaklar çizen mistik esinlemeler dolu şairane bir mizaca sahip olmuştur. Ancak 1970’lerden sonra porte ve figür resimleri yapan Zeid, bu eserlerini soyutlama yerine psikolojik anlamalar yükleyerek oluşturmuştur. Fahrelnissa Zeid’in, eşi Prens Zeid’in ölümünden sonra Amman’a yerleşerek bir daha asla resim yapmamaya karar verdiği dönemden sonra resmettiği ilk eseri olarak bilinen Endless Thoughts, sanatçının en önemli eserlerinden biri olarak biliniyor. Sanatçı, eşinin ölümünden duyduğu derin acı nedeniyle uzun bir aradan sonra yaptığı bu ilk resme Sonsuz Düşünceler (Endless Thoughts) ismini vermiş.

11. Şefik Bursalı (1903 – 1990)

sefik bursali

Portre

Şükrü Erdiren “Şefik hoca, empresyonist ekolün kuvvetli bir Türk temsilcisi. Desen ve konstrüksiyonu çok kuvvetli. Onun tabiata olan aşkı, büyük bir heyecanla renk oluyor ve tuvaldeki motifler kuvvetli bir senfoni yaratıyor. Fırça izlerinde hassas ve coşkun bir mizacın kuvvetli ve direkt tesirleri görülüyor. Özenti ve taklitten uzak, bağımsız bir sanatın sahibi.” diyor.

12. Naci Kalmukoğlu (1898 – 1951)

naci kalmukoglu

Portre

Türkiye’ye sığınmış Rus asıllı Naci Kalmukoğlu, ülkemize ayak bastığı yıllarda ardı sıra vücut bulan sanatsal oluşumların etkisinde kalmaksızın süre gelen çalışmalarıyla bağımsız bir duruş sergilemiştir. Resmimizdeki yenileşme hamleleri karşısında, inandığı çizgiyi şu ya da bu yönde değiştirecek herhangi bir girişimde bulunmaz. Kökenleri büyük ölçüde akademik Rus resminin dayandığı kuralcı ve disiplinli eğilim, tüm yaşamı boyunca resimlerinde geçerliliğini yitirmemiştir. Ayrıca bu eğilim, Batılı anlamdaki resim sanatımızın öncülerini yakından tanımakla, bir anlamda da pekişmiştir denilebilir. Konu ve malzeme zenginliği, Kalmukoğlu’nu özel bir konuma oturtmamıza neden olur. Portreden çıplağa, ölüdoğadan tarihi olay ve şahsiyetlere, alegorik nitelikli duvar çalışmalarından peyzajlarına… Özellikle, ölüdoğa ya da iç mekan kurgularıyla ayrı bir lezzet kazanan çıplaklar yanı sıra doyumsuz İstanbul betimlemeleri Kalmukoğlu’nu ayrıcalıklı kılan temalardır.

13. Hamit Görele (1903 – 1980)

hamit gorele

Adada İki Kız

Hamit Görele kübizm ve konstrüktivizmden etkilenerek doğayı geometrik denklemlerle analiz edercesine bir resim dili oluşturmuş, kütleler ve ritimleri arasındaki ilişkiyi resimlerinde sorgulamış, coşkulu fırça darbeleriyle rengin de hakkını vererek lirik romantik resimler yaratmıştır. “Görele’nin coşkulu ve hatta fırtınalı üslubu beni hep ilgilendirmiştir. Onun doğaya, insana ve nesneye bakışı, gerçek bir sanatçı duyarlılığını yansıtır. Görele’nin yaptığı resimlerde aynı yıllarda, başkaları ile paylaştığı başka hiçbir ortak yön yoktur. Çok kişisel, çok özgür, lirik ve dışavurumcu nitelikleri vardır, ama bunları bir akımın özellikleri olarak kullanmaz.” diyerek Görele’nin sanat tarihimizdeki ayrıcalıklı yerini vurgulamıştır Turan Erol. Hamit Görele en çok rengarenk şemsiyeli kadın figürleri tasvir etmiştir. Sanki raks edercesine ellerinde allı morlu şemsiyeleriyle salınarak yürüyen endamlı güzel kadınlar…

14. Abidin Elderoğlu (1901 – 1974)

abidin elderoglu

Büyükkanne, 1929

Abidin Elderoğlu 1930’da Paris’e gitti. Önce Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurens Atölyesi’ne daha sonra Fransa Tours kasabasında Dil Enstitüsü’ne ve Güzel Sanatlar Okulu’na devam etmiş olan sanatçı yurda döndükten sonra İzmir’de çeşitli orta dereceli okullarda resim öğretmenliği yaparken sanat çalışmalarını sürdürdü. Abidin Elderoğlu’nun 1930’lardaki sanat anlayışı aldığı eğitim nedeniyle klasisizm etkisindedir. Elderoğlu’nun desen yeteneği belirgin olarak ileri seviyededir, bu nedenle 1930’lu yıllarda yaptığı resimlerin büyük bir çoğunluğu geniş kapsamlı figür ve kompozisyon çalışmalarıdır. Elderoğlu daha sonra figüratif anlayıştan uzaklaşarak 1940’larda lekeci anlatım şekline, 1950 ve 60’lı yıllarda soyut dekoratif anlayışına yönelmiştir. Bu dönemde kaligrafiden etkilendiği, kaligrafiden yararlandığı, kaligrafik tablolar ürettiği, hat sanatından etkilendiği, hat yazılarını soyut resme uyarladığı gibi farklı eleştirel görüşler olmuştur. Yukarıdaki resmi klasisizm etkisinde yapılmış ilk dönem resimlerindendir.

15. Ali Demir (1931 – 2015)

ali demir

Leonardo da Vinci’ye Saygıyla, 1987

Hasan İzzettin Dinamo “Nuri İyem’le İbrahim Balaban, Agop Arad, Neşet Günal gerçekçi resmin, insanın sıcaklığını, her şeye karşın insanın ölümsüz sıcaklığını üfleyen çok renkli çalışmalarıyla göz doldurmaktadırlar. Bunların yanısıra uzun yıllardan beri, sarı tütün rengi, daha doğrusu, parlak kehribar rengi sanat dünyasında tek başına, feleğin türlü zorluklarına gerçek bir sanatçının iç direnişiyle karşı koyan bir başka ressam Ali Demir, on yıldır beni tablolarının sarı ışıklı, katırtırnağı kokulu sergilerine çağırmakta, gözlerimi, gönlümü doyurmaktadır.” diyor. Ali Demir’in tablosu, Leonardo da Vinci’nin ünlü Mona Lisa tablosunun birebir benzeri, ancak Ali Demir’in esprili ifadesiyle Trakyalı köylü ikizi olan resmin altında tersten Leonardo da Vinci’ye saygıyla Ali Demir 1931 imzası yer alır.

Kaynak
Her Dönemin Ressamı Hakkı AnlıDoğulu Bir Ressamın, Osman Hamdi Bey’in Gözüyle Doğu1914 Kuşağı Türk Ressamlarının Empresyonist EğilimleriAbidin Elderoğlu Resimlerinde Estetik ve Deneysel Açıdan Boşluk DolulukAvrupa’da Ortaya Çıkan Dışavurum Akımının Türk Resim Sanatına EtkisiAdalardan Rengarenk Şemsiyeler Yükselir


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir