Menu

21 Ünlü Türk Ressamın Kadın Figürlü Tabloları

Osman Hamdi Bey, Nuri İyem, İbrahim Çallı, Fahrelnisa Zeyd, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve İbrahim Balaban başta olmak üzere ünlü Türk ressamların kadın figürlü tablolarını sizler için derledik.

1. Osman Hamdi Bey (1842 – 1910)

Oryantalist bir ressam sayılmasına karşılık Osman Hamdi Bey’in Doğu’ya bakışı, batılı ressamlarınkinden çok farklıdır. Resimlerindeki kadın figürlerinde cinselliği ön planda tutan batılı oryantalistlerin tersine, onun resimlerinde yer alan figürler Osmanlı’da batıya açılış döneminin, bireysel kimliğinin ve yeteneklerinin farkında, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık kadınlardır.

osman-hamdi-bey-iki-muzisyen-kadin

Osman Hamdi Bey – İki Müzisyen Kadın

Osman Hamdi Bey’in resimlerinde Osmanlı kadını, çalgı çalarken, kitap okurken ya da evinde çiçek düzenlerken betimlenmiş ve her zaman giyimli gösterilmiştir. 1880 tarihli bu resminde, Bursa Yeşil Cami’den mimari öğelerin yer almakta, tambur, def gibi çalgıların yanı sıra halılar, kakmalı ahşap işçiliği, taş oymacılığı, çiniler gibi Osmanlı’ya özgü dekorasyon öğeleriyle, sanatçının kadın kimliğine dair yaklaşımı görülmektedir.

2. İbrahim Çallı (1881 – 1960)

John William Waterhouse (1849-1917), 1908 yılında yaptığı The Soul of the Rose – Gülün Ruhu resminde (sağdaki resim), kadın ruhunu, aşkını anlatıyor. Bu resim, İbrahim Çallı’ya da ilham vermiş, Gül Koklayan Kadın resmini (soldaki resim) yapmasına vesile olmuştur.

ibrahim-calli-john-william-waterhouse

İbrahim Çallı – Gül Koklayan Kadın

İbrahim Çallı, Waterhouse gibi özgürce kadın ruhunu anlatmamıştı belki, ama dönemin Türkiyesi’nde kadının toplum içinde değişen ve gelişen duruşunu yansıtmıştı. İlginç bir şekilde Türk kadının başında örtü olsa da, elbisesi transparan ve İngiliz kadından çok daha kadınsı. Ancak ne var ki, Waterhouse’un kadınının gülü kokladığı o an, o kokuyu damarlarına çektiğini, aşık olduğunu görüyoruz.

3. Nazmi Ziya Güran (1881 – 1937)

Nazmi Ziya, “Sabahleyin erkenden kalkarak, gecenin gündüz olmak için geçirdiği değişime tanık olmayanlar, yeryüzünde hiçbir şey görmemişlerdir” demiştir. Nazmi Ziya bir tabiat, daha doğrusu bir güneş ressamıdır. Resimlerinin konusunu özenle seçmiş ve günün çeşitli saatlerinde bu konuya dair desenler çizmiştir.

nazmi-ziya-sezlongda-pembeli-kadin

Nazmi Ziya – Şezlongda Pembeli Kadın

Tam bir izlenimci gibi ışığın o anki durumuna göre lekeleri çarçabuk yerleştirir. Güneşin en güzel etkisini yakaladığında onu resmetmiştir. Sıcak ve soğuk renklerin sistemli kullanımı sanatçının hemen hemen bütün eserlerinde görülür. Bu eserini 1904 yılında yapmıştır.

4. Mahmut Cuda (1904 – 1987)

En çok işlediği konu natürmorttur. Natürmortlarındaki nesneleri doğal görünümler içinde, biçimsel bir yorumlama olmaksızın betimlemiş, hem nesneleri, hem de ayrıntıları resim yüzeyine düşünülmüş bir düzen içinde yerleştirmiştir. Bu nesnelerin doğal dokusunu tüm ayrıntılarıyla görülebilecek biçimde vermiş, ama bu öğelerin maddeleri arasındaki doku farklılığı boya tekniğine yansımamıştır. “Düşünmemiştim” diyen Mahmut Cüda’nın desen ve portre çalışmaları pek bilinmez. Oysa kuvvetli desen yeteneği ile olağanüstü güzellikte portreler (Sara adlı tablosu) yapmıştır.

mahmut-cuda-sebnem

Mahmut Cuda – Şebnem

5. Nuri İyem (1915 – 2005)

Nuri İyem’in kadın yüzlerini, Ahmet Hamdi Tanpınar “Bir heykel kadar sımsıkı, yeşil mehtap aydınlığı kadar zarif, geçmiş zamanın havasını içinde taşıyan eski fresk ve ikonalar kadar yalın” diye tanımlar. Köyden kente göçün yoğunlaştığı, bireye ait sosyal hakların kadınlar aleyhine işlediği bir dönemin ürünüdür bu resimler.

Mahur, çekingen, güzel, utangaç ve melankolik halleri ile bu yüzler, onu çok seven ve 7 yaşındayken kaybettiği ablasının hayali imgesi, hem de zamanı aşan ikonik bir sembol olarak Nuri İyem’in sanatının billurlaşmış bir örneğidir. Nuri İyem’in kadınları hemen ayırt edilir, onun adeta imzası niteliğindedir.

nuri-iyem-turkmen-kadini

Nuri İyem – Türkmen Kadını

6. Namık İsmail (1890 – 1935)

Namık İsmail’in ana konularından biri olan portrelerini de otoportreler ve eş-dost ya da ünlü kişilerin portreleri ve kadın portreleri olarak üç gruba ayırmak mümkündür. Namık İsmail’in portrelerinde Atatürk’ün, Ahmet Haşim’in, kendisinin, eşi Mediha Hanım’ın ve daha kimliğini bilmediğimiz pek çok kişinin, tuvaline konu olarak kullanıldığı görülmektedir. Namık İsmail’in otoportrelerinde olduğu gibi, portrelerinde de ifadenin önemli bir yer tuttuğu ve portresi yapılan kişinin kişilik özelliklerinin en ince ayrıntısına kadar verildiği görülür.

namik-ismail-ayakta-duran-kadin

Namık İsmail – Ayakta Duran Kadın

Namık İsmail, koyu ve az ışıklı renkler kullanan, gerçeklere uyan, modelinin yüz kırışıklıklarını ve yorgunluğunu yansıtmaktan kaçınmayan bir portreci olarak tanımlanmaktadır.

7. Eren Eyüboğlu (1911 – 1975)

Eren Eyüboğlu, Paris’te tanıştığı kendisi gibi resim sanatçısı olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile 1936 yılında evlenerek İstanbul’a geldi. İki resim sanatçısı eş olarak yaşamlarını sürdürmeye başladıkları Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak Anadolu insanının yaşam biçimini tuvallerine folklorik özellikleri plastik öğelerle birleştirerek yansıttı.Topluluğun etkinliklerinde önemli rol üstlenen sanatçı resimlerinde soyutlamacı ve ekspresyonist görüşü ile Anadolu insanına ve doğal yaşama yönelik konular işledi. Bedri Rahmi’nin tanımıyla doğuştan ressam olan Eren, 81 yıllık ömrünün büyük bir kısmını Anadolu’ya ayırdı. Anadolu motifleri ve kadınları, Eren Eyüboğlu’nun resminde önemli yer tuttu.

eren eyuboglu

Eren Eyüboğlu – Bursalı Gelin

8. Nurullah Berk (1906 – 1982)

Nurullah Berk ilerleyen yıllarda Ingres’den beri varolan odalık resimlerine yeni bir bakış getirir. Bir oda içerisinde erotik çağrışımlar barındırarak uyuyan kadın bedenlerini resmettiği çalışmalarında sanatçı, minyatür geleneğinden etkiler taşıyan bezeme (arabesk) gibi öğelere de yer verir. Geometrik bir altyapı üzerinde düz renk planları boyayarak ürettiği resimlerinde Berk, Doğu-Batı sanatları arasında bir sentez oluşturmaya çalışır.

nurullah-berk-odalik

Nurullah Berk – Odalık

9. Turgut Zaim (1906 – 1974)

Ulusal ve yöresel Türk resminin kurucusu ve öncüsü olarak nitelendirilen Turgut Zaim, bir figür ressamıdır. Doğa ise, bu figürleri kucaklayan ve çevreleyen tamamlayıcı bir öğedir. Türk folklor ve geleneğinden yararlanarak Anadolu yaşamından aldığı konuları işlediği resimleriyle ün saldı.

turgut-zaim-yaylada-yorukler

Turgut Zaim – Yaylada Yörükler

Türk resim sanatının Cumhuriyet dönemi ile birlikte Anadolu halk resminden ve minyatür geleneğinden yola çıkarak gerçekleştirdiği çok figürlü kompozisyonlarında evrensel bir anlatıma ulaşmaya çalıştı. Yerel özellikleri ustaca yansıttığı, öz-biçim ilişkilerinde ulusal bir anlayışı benimsediği resimlerinde genellikle köylüleri, göçerleri konu aldı.

10. İbrahim Balaban (1921 – )

Nazım Hikmet‘le İbrahim Balaban’ın yolları 40’lı yılların başında Bursa Cezaevi’nde kesişiyor. Balaban henüz 19’unda toy bir delikanlı, cezaevinde Nazım’ın desteği ve alakasıyla resim yeteneği ortaya çıkıyor. Ona resmi öğreten, eğiten Şair Babası, kısa süre sonra tüm boyalarını da hediye ediyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nde ise 8 Kasım 1953 günkü yazısında Yaşar Kemal, Balaban’ın resmi için şöyle yazmış: “Bir umut ışığıdır sarıyor insanın içini. Yuyor, temizliyor cümle karanlığı. Balaban söylemek istediğini kestirmeden söylemesini biliyor.”

ibrahim-balaban-emziren-kadin

İbrahim Balaban – Emziren Kadın

11. Cemal Tollu (1899 – 1968)

Cemal Tollu, sanatının ilk dönemlerinde (1932-33’lü yıllar) daha çok figür çalışmıştır. Gerek desenleri gerek yağlıboyalarında figür analiz etmiştir ve çoğunlukla da figürün deformasyonuna dayalı bir anlayış doğrultusunda çalışmalar gerçekleştirmiştir. Grilerin hakim olduğu yağlıboyalarında figürün belirgin konturlar ile sınırlandığı ve ışık, gölge ve hacmin renkle verilmeye çalışıldığı görülür. Aşağıdaki resim işte bu döneme ait bir çalışmasıdır. Daha sonraları yerel konuları işlemeye ve kübist anlayışla resimler yapmaya başlamıştır.

cemal-tollu-siyah-elbiseli-kadin

Cemal Tollu – Siyah Elbiseli Kadın

12. Fahrelnisa Zeyd (1901 – 1991)

Fahrelnisa Zeid’in kendine özgü plastiği ve resim dili, tek bir üsluba indirgenemeyecek kadar değişken ve zengindir. Bu görsel birikimi genel hatlarıyla üç dönemde ele almak mümkündür. Bunlar, minyatür kurgusuna uygun şekilde inşa edilmiş ve figürlü kompozisyonları ile erken dönem, geometrik soyutlama ve soyut kompozisyonlarıyla olgunluk dönemi ve portrelerden oluşan geç dönem çalışmalarıdır. Aşağıdaki otoportresini 1988 yılında yapmıştır. Eser, Amman’da Fahrelnissa Zeid’in bir öğrencisi için resmettiği, önce öğrencisinin otoportresi olarak başladığı ancak sonradan kendisinin öğrencisinin yaşındaki halini resme aktardığı otoportredir.

fahrelnisa-zeyd-otoportre

Fahrelnisa Zeyd – Otoportre

13. Hikmet Onat (1882 – 1977)

Hikmet Onat, natürmort ve portre türünde eserler vermiş olmakla beraber daha çok bir peyzaj ressamı olarak tanınmıştır. Onat Boğaziçi ve İstanbul Ressamı olarak da tanınır.

Taha Toros, Hikmet Onat’ı şöyle anlatmıştır: “Son derece mütevazı bir kişiydi. Gösterişi sevmez, reklama sırtını çevirmiş bir sanatkardı. Onat, çok az, fakat öz konuşurdu. İçine kapanıklığı nedeniyle, kendisini, toplumun gürültülü yaşamından uzak tutardı. Ancak, takdir ve saygı toplayan yönleri vardı. Hayat arkadaşı, yıllarca yatalak şekilde, dört duvar arasında yaşadı. Melek huylu Hikmet Onat, aynı zamanda her felaketi tevekkülle karşılayan, dayanıklı bir kişiydi. Bu açıdan Hikmet Bey günlerinin çoğunu hastası ile baş başa geçirir, dışarılarda pek görülmezdi. Ancak, elverişli havalarda ve erken saatlerde boğaza giderek o güzelim manzaraları tuvaline aktarırdı.”

hikmet-onat-oturan-kadin

Hikmet Onat – Oturan Kadın

46 yaşına geldiğinde portre eseri yaptı. Yağlıboyayla çalıştığı bu eserin modelinin kim olduğu bilinmiyor. Onat’ın Oturan Kadın adını verdiği bu iç mekan tablosu, ressamın peyzaj dışındaki sayılı portrelerinden biri olması sebebiyle önem taşıyor. 1928 yılında yaptığı, Oturan Kadın tablosu, çiçek desenli duvar kağıdıyla kaplı duvara dayalı, solundaki koltuğa yarı oturur pozisyonda duran, daha doğrusu destek alan küt saçlı bir kadını gösteriyor.

14. Halil Paşa (1857 – 1939)

Asker Ressamlar kuşağının en tanınmış isimlerindendir. Halil Paşa, resim sanatında izlenimci anlayışın Türk resmindeki öncülerinden biri hatta ilki olarak kabul edilmektedir. Halil Paşa, izlenimci resim anlayışının renk ve ışık tutumu üzerinde yoğunlaşmıştır. Daha çok peyzaja odaklanan Halil Paşa’nın izlenimci etkide geliştirdiği üslup özelliklerini ölü doğa ve portrelerinde de gözlemlemek mümkündü.

halil-pasa-pembeli-kadin

Halil Paşa – Pembeli Kadın

Pembeli Kadın resmindeki model kim bilinmiyor. Ama gerek fiziksel özellikleri, gerekse giyim tarzı Türk olmadığını gösteriyor. Paşa tablonun yapılışından çok önce, Paris’e eğitim için gitti ve yaklaşık 8 yıl kaldı. Belki oradan kalan hatıraların etkisiyle yapılmıştır. Koyu yeşil, kadife benzeri bir kumaş fon önünde, yarım boy bir kadın portresi görülüyor. Kadın beyaz, dik yakalı, önü fırfırlı bir gömlek üzerine parlak pembe kumaştan, gene önü süslü, dar kesimli bir ceket ve altında ceketin devamı olan, aşağıya doğru bollaştığı anlaşılan bir etek giymiş. İki eliyle, hemen önünde bir baston tutuyor. Üstte duran sol elindeki yüzük dikkat çekiyor. Gömleğinin yakasına takılmış bir broş ve boynunda bir kolye mevcut. Genç kadının başında, pembe, mavi, kırmızı çiçeklerle süslü siyah bir şapka var. Kadının bakışlarındaki ürpertici ifade çok etkileyici.

15. Mihri Müşfik (1886 – 1954)

Mihri Müşfik Hanım, bu eserinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından, eski Viyana Sefiri, İstanbul şehreminlerinden (belediye başkanı) Ali Rıza Bey’in annesi Naile Hanım’ı betimlemektedir. Önemli geleneksel bir Osmanlı kadınının portresidir.

mihri-musfik-naile-hanim

Mihri Müşfik – Naile Hanım

Naile Hanım’ın giysileri, oturuşu, elinde tuttuğu tesbihi, geçmişi yansıtmaktadır. Otoriter yüz ifadesi, Osmanlı toplumunda, kadınların yaşlanarak kazandığı gücü, evindeki diğer kadınları yönetecek konuma gelmiş olduðunu göstermektedir. Resim, kafesli pencereleri ve divanıyla bir Osmanlı evini betimlemekle birlikte, Naile Hanım’ın ceketi, sırtını dayadığı duvardaki Rokoko süslemeler ve perdenin kordonu gibi detaylarda, Batılılaşmanın izleri görülmektedir.

16. İzzet Ziya (1880 – 1934)

Türk resim sanatında önemli bir yer tutmasına rağmen hayatı hakkında çok az şey bilinir. Balkan Harbi sırasında, yurt dışına çıkarılan Zonaro yerine ressamlık görevini de üstlenen İzzet Ziya, Saray tablolarının bakımından da sorumluydu. İnsanların içinde bulunduğu halleri yüz ifadelerine ve beden şekillerine yansıtmakta gösterdiği başarıyla anılır İzzet Ziya. Figürlerindeki hareket ve ifade gücü özellikle dikkat çekicidir.

izzet-ziya-deniz-kiyisindaki-kiz

İzzet Ziya – Deniz Kıyısındaki Kız

İzzet Ziya, edebiyatımızın önde gelen pek çok yazarının öykülerine ve romanlarına resimleriyle eşlik etmiş bir sanatçıdır. Mehmed Rauf’tan Peyami Safa’ya, Suat Derviş’ten Mahmud Yesari’ye pek çok yazarın eserini resimler, bu anlamda edebiyat ve resim sanatı arasında köprü kurar. Bahriye Çeri ve Ali Birinci Edebiyatı Tuvalle Buluşturan Ressam İzzet Ziya adıyla bir kitap yayınladılar.

17. Müfide Kadri (1889 – 1912)

Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından Müfide Kadri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşadı ve 22 yaşında tüberküloza yakalanarak hayata veda etti. Kısa süren hayatına baktığımızda Müfide Kadri’nin yoğun bir resim hayatı olduğu görülmektedir. Bu durumda anne ve babasını bebek yaşta kaybetmesinin sonucunda adeta resme sığındığını gösterir. Ressam Sami Yetik ile evlendirilmek istenmiş ama ileri derecede tüberküloz olduğu için vazgeçilmiştir.

mufide-kadri-kitap-okuyan-kadin

Müfide Kadri – Kitap Okuyan Kadın

18. Hamit Görele (1903 – 1980)

Görele’ye göre, müziğin matematiğe dayanması gibi, resim de geometriye dayanmalıdır. Klasik sanatın temelinde de bu ilke yatar. Hamit Görele’nin sanatını oluşturan temel dinamik de, doğayı geometrinin sağlam disiplinine bağlamaktan kaynaklanır.

Gerek figürlerinde, gerekse doğa konulu resimlerinde, bu sağlam geometrinin geniş payı görülebilir. Kübist eğilimi tam anlamıyla olmasada benimsemiştir. İstanbul peyzajlarında, katı ve kuralcı bir uygulamadan çok, konuyu şiirsel denebilecek bir anlatımcılıkla bağdaştırdığı görülür. Son dönem resimlerinde geometrik biçimlere indirgenmiş soyut bir anlayışı kısa bir süre uygulamışsa da, fazla ısrarlı davranmamıştır.

hamit-gorele-kanun-calan-kadin

Hamit Görele – Kanun Çalan Kadın

19. Şeref Akdik (1899 – 1972)

Şeref Akdik’in 1945 yılında yaptığı bu resminde tamamen gerçeğe bağlı kaldığını görüyoruz. Hatta ressamın var olanı tekrar etme kaygısı taşıdığını söyleyebiliyoruz. Tabloda yorumdan, deformeden, kısacası sanatçının kendi kimliğini gösterme çabasından kaçındığını görüyoruz. Tablonun geneline hakim renk yeşil. Modelin göz rengi ile, pardesösünün renk uyumu dikkat çekici. Şeref Akdik genelde, tek figür ve portrelerinde son derece başarılı.

seref-akdik-portre

Şeref Akdik – Portre

20. Eşref Üren (1897 – 1984)

Eşref Üren’in resimlerini, istisnaları dışarıda bırakırsak, peyzajlar, portreler, iç mekanlar ve nü’ler olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür. Üren’in çalışmaları karşısında alınan ilk etki izlenimci bir tavrın egemenliği doğrultusundadır. Genel olarak resimleri lirik soyutlama olarak değerlendirilmektedir. İzlenimcilerin gerçekleştirdiği açık hava ressamlığı Üren’in resimlerinde de görülmektedir. Ancak, Üren izlenimci olmaktan öte peyzaj ressamıdır.

esref-uren-sapkali-kadin

Eşref Üren – Şapkalı Kadın

Eşref Üren’in portrelerde, günlük yaşantı içerisinde yer alan toplum bireyleri kişisel kimlikleriyle sergilenmiştir. Portresini yaptığı kişinin karekteristik özellikleri fırça vuruşları ve farklı lekesel değerler ile birdenbire belirginleşmektedir. Nü’lerinde ise Üren kadın güzelliği konusunda, idealist bir tavırdan öte, gün içerisinde yaşayan kadın varlığı realist bir bakış açısıyla sergilenmektedir. Bu resimlerinde kadın figürlerinin kimlikleri bilinmese de, onları birbirinden ayıracak karakter özellikleri yüzlerine yansıdığı gibi beden dilleri ile ifade edilmektedir.

21. Cihat Burak (1915 – 1994)

Cihat Burak’ın Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda yer alan 1970 tarihli Aliye Berger adlı portresi, portreyi yapan ve portresi yapılan olmak üzere iki sıradışı figürün çok renkli enerjisini karşımıza çıkarır. Cihat Burak, bir portre ressamı olmamakla birlikte, arkadaşı Aliye Berger’in, saraylıların kıyafetini andıran, ipek giysiler içerisinde portresini yapmıştır.

Portre, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki mekanında değil, Şakir Paşa Ailesi’nin Büyükada’daki köşkünde yapılmıştır. Evde bir kedinin varolup olmadığını da bilmiyoruz, sağ alttaki kedi Cihat Burak’ın resimlerinin karakteristik bir figürü olarak resme girmiş olabilir. Ama müzede yıllardır sergilenen Aliye Berger Portresi’nin adı “Fahrünnisa Zeid Portresi” olarak değiştirildi. Üstelik resmi çizen Cihat Burak’ın kitabında o eser için Aliye Berger Portresi yazmasına rağmen.

cihat-burak-aliye-berger-portresi

Cihat Burak – Aliye Berger Portresi

Kaynak
Lebriz Sanal Dergi, Edebiyat Sanat Akademisi


Facebook Yorumları

2 Yorum
  1. Semra 08/07/2015 / Cevapla
  2. Şebnem Kurs 22/08/2016 / Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir