Menu

Yaşayan 20 Türk Ressam ve Tabloları



Yapı Kredi Yayınları’nın En Sevdikleri: Yaşayan Ressamlar kitabından alıntılanmıştır.

1. Mehmet Güleryüz (1938 – ), Tam Anlayamadım, 2015

mehmet guleryuz

Eleştirel ve dışavurumcu üslubuyla yarım yüzyıldır resim dünyamızda özel ve ayrıcalıklı bir yer edinen Mehmet Güleryüz’ün resimden desene, heykelden gravüre, tiyatrodan performansa uzanan zengin bir çalışma alanı vardır. Gerçeği yeniden oluşturup, dönüştürürken resmindeki kendine özgü üslubunu, anlatım gücünü tiyatrodan bulan Mehmet Güleryüz, yaşamı ve toplumun kolaylıkla göz ardı edilebilen konularını içeren resimlerini, bir tiyatro oyunu gibi dramatik biçimde kurgular. Desen ve figürü kendine özgü kullanımıyla farklı bir dil kuran Mehmet Güleryüz, imgelerle görsel çeşitlilik yaratırken, yasaklarla, tabularla, telkinlerle yüzleşen yapıtlar üretir.

2. Muhsin Kut (1938 – ), Haliç-Tersane, 2015

muhsin kut

Muhsin Kut, gezgin-ressamlar geleneğinin ülkemizdeki en önemli çağdaş temsilcisi. Sanatçı, çarpıcı imgenin peşinde ülkesini ve tüm dünyayı gezmekte. İlgisini çeken her şeyin resmini yaparak bizlerle paylaşıyor. Sanatçı resimlerinde, peyzaj imajından hareketle, kendine özgü yapılmaya değer görüntüler yakalamaya ve çevre gözleminden yarı soyut biçimler üretmeye çalışır. Konuyu, resimsel değerleri ortaya çıkarmakta araç olarak kullanır.

3. Tülay Tura Börteçene, Kompozisyon, 2002

tulay tura bortecene

Tülay Tura Börteçene “Ben başından beri tuvale ve yağlıboyaya bağlı kaldım. Malzeme ve teknoloji ile fazla sorunum olmadı. Daha Amerika’dayken tanıştığım Pop ve Op Art gibi hareketlerle merak dışında ilgilenmedim. Tuval zemininde cam, kum gibi malzemelerden yararlanmak, bana, duyarlılığıma uzak geldi. Şiirin kelimelerle yapıldığı söylenir hep. Resim de böyledir benim için. Renk ve lekedir herşey. Ne düşünüyorsam, ne duyumsuyorsam ancak renkler ve lekeler aracılığıyla dile getirebilirim. Sözcüklerim onlardır. Resimlerimi anlatmak amacını gütmüyorum burada. Ben renkler ve lekeler aracılığıyla tekil ve özgül bir dünya kuruyorum. Daha doğrusu kaotik bir evren. Tuhaf gelebilir birçok kişiye. Soyutla başladım ve hala aynı yolda yürüyorum.” diyor.

4. Adnan Çoker (1927 – ), Mor Ötesi Boşluk, 1979

adnan coker

Siyah tuval üzerine geometrik desenleriyle soyut Türk resminde yeni bir ekol açan Adnan Çoker’in tek renk yüzeylerden, az ve öz elemandan oluşan resimleri, ışık ve espas peşinde geçen bir ömrün tanıklıkları olarak nitelendirilebilir. Geometrik bir temele dayanan kübizm etkili arayışlardan soyut dışavurumculuğa, oradan simetrik kurgulara dayanan minimalist bir çizgiye uzanan çeşitli eğilimlerin öncülüğünü yapan Çoker, ayrıca bilindiği gibi Akademi’nin efsanevi hocalarındandı.

5. Balkan Naci İslimyeli (1947 – ), Sufi, 2009

balkan naci islimyeli

Balkan Naci, kimi zaman izleyiciyi sarsar, şaşırtır; kimi zaman gülümsetir, alabildiğine ironiktir. Balkan Naci İslimyeli’nin serüveni aslında bir öykü, masal ya da roman anlatıcısının yolculuğunu andırır. Balkan Naci İslimyeli’nin tüm yapıtlarına baktığımızda kendi sözünü söyleyen bir anlatıcı belirir karşımızda. Gözlemlediği dünyayı kimi zaman masalsı bir biçimde, kimi zaman da gerçeğin acıtan yüzünü yapıta yansıtarak anlatır. Renklerle, figürlerle, ışık/gölge oyunuyla, metaforlarla, alışılmış bağlamlarından koparılmış göstergelerle. Anlatmaktır onun işi. İnsana ve doğaya karşı işlediğimiz suçları, yapaylaştırdığımız yaşantıları, insanın trajik yalnızlığını, varolma mücadelemizi, yok etme eğilimimizi, kısaca yaşadığımız hayatı anlatmayı seçmiştir.

6. Alaattin Aksoy (1942 – ), Cici Annem, 1998

alaattin aksoy

Alaattin Aksoy insan ve mekan kavramlarına, bir yaşam yorumu açısından yaklaştığı resimlerinde, ince bir ironi, kurgusal bir düzenleme anlayışı ve zamandan soyutlanmış iğneleyici bir şiirsellikle, kimi zaman birinin ya da ötekinin ağır bastığı bir yaklaşıma göre yorumlanır. Sembolist özellikler taşıyan Aksoy fantastik ve ironik bir dünyayı resmeder tuvaline. Aksoy’un resimlerinde dikkat çeken kadın figürleri abartı ve deformasyonlarla ifade bulan güçlü ve doğurganlıklarıyla var olan biraz da hüzünlü kadınlardır.

7. Selim Cebeci (1948 – )

selim cebeci

Foto-realizmin ustalarından Selim Cebeci’nin resimleri günlük hayatın, sıradan insanların, görüp geçtiğimiz nesnelerin, yalınkat ışığın, önce fotoğrafa sonra tuvale geçirilmiş halleri. Garip, ayrıksı, yalnız, uzak adeta dışımızdaki bilmediğimiz bir vaktin, zamanın içinde varoluyorlar. Sanatçının eserlerini oluştururken diğer disiplinlerle ilişkisi resimle kurduğu ilişki kadar güçlü, özellikle edebiyatla. Selim Cebeci “Benim foto-gerçekçi olduğumu düşünenler var, sadece o kadarını söyleyebilirim. Belki fotoğraf çekmeyi de çok sevdiğim için bunu hak etmişimdir.” der.

8. Özdemir Altan (1931 – ), Soyağacı, 2014

ozdemir altan

Yaptığı eserlerde değişik doku, strüktür eleman, malzeme, sanat görüşü, ışık vb. aykırılığın rastlantısal olarak bir araya gelmesiyle oluşan sanat anlayışını benimsiyor Özdemir Altan. Akademi’de Zeki Faik İzer’in öğrencisi olan Özdemir Altan’ın eserlerinde ilk dönem dokusal figür soyutlamalarından, sonraki dönemin popvari diyebileceğimiz gerçekçi işlerine, gerçekçi görüntünün soyutlamalarıyla yaptığı ilginç işlerden dışavurumcu, renkçi, soyut soyağaçlarına uzanan bir çizgi, farklı ruh hallerinin yarattığı bir çeşitlilik sözkonusu.

9. Cihat Aral (1943 – ), Kurban, 2012

cihat aral

Çağdaş figüratif resmin önde gelen temsilcilerinden Cihat Aral kendi deyimiyle gerçek zamana tanıklık eden sanatçı, resimlerinde insanı ve onun yaşamsal gerçeğini merkeze alan bir doğa sevgisini de tuvale yansıtır. Cihat Aral sanat yaşamının başlangıcı olarak nitelendirdiği 60’lı yılların sonunda kent insanlarını, onların çocuklarını ve yaşam biçimlerini gözlemleyerek süjelerini canlı, şiirsel bir üslupla betimlemiştir. Sanatçının resimleri, 1971-74 yılları arasında uzmanlık eğitimini almak üzere yaşadığı Paris’te daha düşsel ve renkçi bir yapıya bürünürken, üslubu ise giderek yaşamın dramatik gerçeğiyle birlikte buruklaşmaya başlamıştır. Sanat görüşünü “Merkez insan olunca, figürü temel tutan resim anlayışı bütünüyle sosyal hayatın politik, ekonomik, sosyolojik değerlerinin özünü taşır. Resim dipdiri bir başkaldırı, bir protesto alanıdır ve iyi resim unutulmaz.” diyerek özetler.

10. Yüksel Arslan (1933 – ), Arture 550, 2001

yuksel arslan

Yüksel Arslan eserlerine resim demiyor, artür (arture) diyor. Sanat anlamına gelen art ile resim manasına gelen pentür (penture) kelimelerinin birleşimi. Artürlerine isim de vermiyor, numara veriyor. Arslan’ın eserleri için her şey aynı anda söylenebilir. Çarpıcı, şoke edici, tüyler ürpertici, kışkırtıcı, esprili, dalgacı, koca bir insanlık tarihi, iç kaldırıcı, bunaltıcı, kör güzün parmağına anlatımcı, gamlı, takıntılı, çıfıt çarşısı, bir dahinin eserleri, bir kaçığın eserleri, mağara resimleri, eski zaman resimli doğa tarihi ansiklopedisi, anatomi atlası, portreler geçidi, modern Karagöz resimleri, grafiti, zihinsel yeraltının arkeolojisi, minyatür, tuhaf rüyalar alemi, aklın karanlık tarafı… Her bir resme saatlerce bakıp detaylarda kaybolmak da mümkün.

11. İnci Eviner (1956 – ), Modern Düşüşün Bakımı, 2013

inci eviner

İnci Eviner’in çalışmalarının merkezini desen oluşturuyor. Çalışma pratiğinin başlangıç noktasını kağıt üzerine çizgi ile oluşturduğu dışavurumlar olarak tanımlayan sanatçı, sanat tarihine ait alegori, ikonografi, illüstrasyon ve mitolojilerden güncel ideogram ve piktogramlara uzanan, sınırsız bir görsel dilin içerisinde gezinerek kendi sanat anlayışını her defasında daha da zenginleştirerek oluşturuyor. Güzel olanın içindeki şiddeti, bastırılmış olanın potansiyelini ve bilinçaltının eşsiz yaratıcılığını iç içe örerek güncel, güncel olduğu kadar da zamansız olduğu izlenimi veren yapıtlar kurguluyor.

12. Neş’e Erdok (1940 – ), Soma, 2014

nese erdok

Neş’e Erdok resmi, çağdaş sanatçının derinden duyumsadığı, tedirginliğin, yalnızlığın, ürpertinin, kararsızlığın, gerilimin, yabancılaşmanın ifadeleridir. İnsan bedeninin, anlam olarak resmin merkezini oluşturduğu bir sanat anlayışı var Erdok’un. Resimlerindeki insan figürü, anlatımı hem kuran hem de parçalayan vazgeçilmez bir ikiliğe sahip. İnsan figürü bir şeyler anlatmanın ve bir şeylere ulaşmanın kaynağı ama aynı zamanda bu kaynaktan uzaklaşmanın en kestirme yolu. Erdok, neredeyse tüm resimlerinde figürlerini sarıp sarmalayan bir atmosfer inşa eder. Figürlerin vücut hareketleri ile belirginlik kazanan bu atmosfer, sahnelemeyi aydınlattığı gibi izlediğimiz resmi dış gerçeklikten de yalıtır.

13. Nevhiz Tanyeli (1941 – ), Mavi Güller Gibi, 2001

nevhiz tanyeli

Modern üslupla ürettiği figüratif ve anlatımcı resimleriyle tanınan Nevhiz Tanyeli’nin güven vermek ile tedirgin etmek, korumak ile tehdit etmek arasındaki sonsuz boyutta seyir eden eserlerinde, insan bedeni eleştirel bir kimliğe bürünüyor. Belli belirsiz mekanlar içinde ince ince akan, uzayan, kimi zaman kırılan çizgiler ile renklerin oluşturduğu dünya, hem hayalin, hem bilincin derinliklerinden çıkarak kuruluyor.

14. Nedret Sekban (1953 – ), Mısırcı, 2002

nedret sekban

“Ben, zaman zaman romantik, realist ve empresyonist üslup özelliklerini kullanan bir figür ressamıyım.” diyen sanatçının resimlerinde Fındıklı Parkı, çingeneler, deniz, balıkçılar, demiryolu işçileri ve Karadeniz’e dair realist çerçevedeki gözlemleri yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Figüratif bir ressam olan sanatçının resimlerinde en çok göze çarpan öğeler çingene kızlarıdır.

15. Yavuz Tanyeli (1950 – ), Çalgıcılar, 2006

yavuz tanyeli

Yavuz Tanyeli resminde bazen izleyici içine çeken, ona resmin içinde kaybolma duygusunu yaşatan bir karmaşa vardır. Alta sürülen boyalar üstteki renkleri zorlar. Açık-koyu geçişleri bazen aykırı bir anlatımla kesilir. Sadece küçük oynamalarla tuvale aktarılan net, çerçevesi belli figürler, bir sonraki çalışmada deformasyona uğrayarak karşılar kendilerini izleyenleri.

16. Mehmet Güler (1944 – ), Bequemlichkeit – Rahatlık, 2000

mehmet guler

İlk eserlerinde Anadolu’nun renklerini tuvale taşıyan, ayrıca büyük tahta figürler yaratan, son dönem eserlerinde ise renkleri ön plana çıkaran Mehmet Güler, başarılı grafikleri ve kitap illüstrasyon çalışmaları ile de tanınıyor. Mehmet Güler’in resimlerini çizgisel bir bütünsellik değil, kendi içinde öğelerin birbirinden ayrıştığı, renksel ve lekesel bir izlek halinde gözlemleriz. Biçimlerin etkisizleştiği, nesnelerin kaybolduğu, soyutlamanın üst bilince yöneldiği bir resim anlayışı vardır. Mehmet Güler’in resimlerini izleyen birinin üzerinde psikolojik bir etki yaratıyor. Sanatçının renk seçimi, biçimlerin hiçliğe ve yokluğa karışmasını sağlayan lekesel anlayışı, varlığın özüne yönelik çağrışımlar bu etkiyi daha artırıyor. Felsefi bir dille söylemek gerekirse, şaman kültürünün bolca karşımıza çıktığı ama başka inançların da kısmen yer aldığı, bu anlamda kendine özgü bir sanatçı Mehmet Güler.

16. Ergin İnan (1943 – ), Akıl Üstünde Yüz Üstünde, 2006

ergin inan

Ergin İnan, varoluşla yok oluş arasındaki metafizik anlamı ve yaşam ile gerçeklik karşısında insanoğlunun tavrını ruhunda ve beyninde şekillendirerek dışa vurduğu gerçeküstü ve fantastik yapıtlarında Asya, Avrupa ve Anadolu kültürlerinden edindiği birikimi sentezleyerek, kendine özgü bir yorumla irdeliyor. İnsan figürleri, böcekler, kelebekler, sürüngenler, gözyaşı damlaları, yapraklar gibi nesneler ve yazıyla bütünleştirdiği kompozisyonları, felsefe oluşturacak bir temel üzerinde betimlenerek, ikonografik ve kültürel imgeler arasında kurulan görsel, simgesel ve mistik ilişkileri yansıtıyor.

17. Temur Köran (1960 – ), Figürlü Kompozisyon, 2005

temur koran

Çağdaş figüratif resmin önemli temsilcilerinden biri olan Temür Köran, kendi çevresini olduğu kadar güncel olayları da kendine özgü yorumuyla tuvallerine yansıtıyor, anlatmak istediği öyküyü veya durumu kullandığı imgelerle işaret ediyor. Köran “Bazen kontrolü resme bırakıyorum. Çünkü resim yapmak, karşınızdaki bir insanla konuşmak gibidir. Sürekli siz konuşup ona müdahale edemezsiniz. Zaman zaman da durup onu dinlemeniz gerekir. Resim yaparken yarı yolda meydana gelen dönüşüm, önceden tasarlanmış değil; tamamen o andaki bilinç akışıyla ortaya çıkıyor. Bazen resim müdahalenize hiçbir şekilde izin vermeyebilir de.” diyor.

18. Güngör Taner (1941 – ), Ateş Dansı

gungor taner

Burhan Doğançay, Adnan Çoker’in başını çektiği ikinci kuşak Türk soyut sanatçılarının farklı eğilimleri arasında değerlendirilebilecek olan Güngör Taner, denge-ritm öğeleri arasında kendi çıkış yolunu bulmuştur. Resim serüveni boyunca ağırlığını koruyan bu öğeler, sanatçı tarafından şöyle açıklanıyor: “Benim resmimde ar­moniye giden yol, çeşitli kontrastların belli bir hareket ve ritm içerisinde kullanılması ile oluşuyor.” Renk ve biçim olarak zıt görsel değerlerden hareket eden sanatçının kontrastlardan hareketle oluşturduğu yapıtlarında, coşkular, hızlı heyecan değişimleri onun sanatının temelini oluşturuyor.

19. Mustafa Orkun Müftüoğlu (1973 – ), Elif’in Portresi, 2004

mustafa orkun muftuoglu

İnsan ve doğanın asıl tema ya da konuyu oluşturduğu resimlerinde, insan ve doğaya kendi özgün bakışını da katan Mustafa Orkun Müftüoğlu, mezun olduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde resim bölümünde öğretim görevlisi. Gerçekçi bir anlatımla ele aldığı figürü farklı peyzajlarla kombine ederek resmine yeni açılımlar getirmektedir. Form ve içerikte kendine özgü bir üslubu yakalayan sanatçı birçok ödülün de sahibidir.

20. Fatma Tülin Öztürk (1950 – ), Bezelyeler

fatma tulin ozturk

Fatma Tülin Öztürk, çağdaş natürmort olarak yorumladığı çalışmalarını şöyle özetler: “Öyle bir itirazdı benim başlangıç noktam. Tabii onları bir boşluk içine koymak, bir soyutlamaydı. Kendisini olduğu gibi veriyorum, ama mekanı yok ettiğim, tanımsız bir boşlukta durdukları için bir tür soyutlamaydılar ve o somutla soyut arasındaki çizginin, gidip gelmenin başlangıç noktası da budur. Sonra büyütülmüş detaylar gelmeye başladı. Bir merceğin yakınlaştırması gibi. Uzaktan bakarken yaklaştım nesnelere de insan gövdesine de.”

Kaynak
İstanbul Modern’den Yeni Bir RetrospektifMuhsin KutBalkan Naci İslimyeli: Bir YolcuTürk Resminde Sembolist EğilimlerCihat Aral Kibele Galerisi’ndeEzber Bozan Ressam Yüksel ArslanUyuyan GüzelArt Sanat


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir