Menu

Türk Resminin Önemli İsmi Nazmi Ziya Güran’ın 24 Tablosu

Nazmi Ziya Güran, 1881 yılında İstanbul Aksaray’da doğar. Sanatçı, babası tarafından Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürani’ye dayanan köklü bir aileye mensuptur ve soyadı buradan gelir.

Henüz ilkokuldayken resme ilgi duyan sanatçı, resim öğretmeni amcası Binbaşı Hasip’den ders almaya başlar. Güran’ın babası ise kendisi gibi üst düzey bir devlet memuru olmasını istediği oğlunun resme olan ilgisinden endişe duymakta ve kardeşinin Nazmi Ziya ile görüşmesini dahi istememektedir. Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girmek isteyen Güran, babasına karşı gelemez ve Mülkiye’ye kaydolur.

nazmi ziya - goksuda gezinti

Göksu’da Gezinti, 1909

Güran bu dönemde, Hoca Ali Rıza ile tanışarak ondan resim dersleri alır ve sanat görüşünü de bu sayede oluşturur. 1901’de okulunu bitiren Güran, Sadaret Mektebi Kalemi’nde çalışmaya başladığı yıl babasını kaybeder. Böylelikle hayalini kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebi’ne 1902 yılında kaydını yaptırır.

nazmi ziya - kucuksudan

Küçüksu’dan

Nazmi Ziya’nin Paris öncesi resimlerinde bir etkiden söz edilecekse, bu hiçbir zaman empresyonist bir etki değil, bu iki resminde de görüldüğü üzere bir Hoca Ali Rıza etkisidir. Bu dönem resimlerinde Latin harfleri ile N. Zia şeklinde bir imza kullanır ve yine latin harfleri ile tarih düşer. Fransa’daki 1908-1913 döneminde ise eski Türkçe imzalar ve döndükten sonraki yapıtlarında da sürdürür. 1929’da Harf Devrimi’nden sonra 1930’lu yıllara ait tablolarında N. Ziya imzasına veya N.Z. parafına, bazen de resmin tarihine rastlanır.

1905 yılında (Turan Erol 1907 der) Paul Signac İstanbul’a gelir ve Şeker Ahmet Paşa’yla tanışır, onun Mercan’daki evinde bir süre misafir edilir. Signac, bilindiği gibi önceleri empresyonist bir ressam olarak tanınsa da, George Seurat ile tanıştıktan sonra puantilizim (noktacılık) denen stili geliştirmişti. Resimlerini empresyonistler gibi kısa ve hızlı fırça darbeleriyle değil, renkli noktaları bir araya getirerek yapıyordu. 1900’lerde de minik noktalar yerine daha büyük karelerden oluşan ve mozaikleri andıran resimler yapmaya başlamıştı. Bu resimlerin uyandırdığı tesir, empresyonist ressamlarınkinden pek farklı değildir. İşte Şeker Ahmet Paşa’nın evinde Signac ile tanışan Nazmi Ziya bu sanatçıdan çok etkilenir.

nazmi ziya - rumelihisari ve bogazici

Rumelihisarı ve Boğaziçi

Nazmi Ziya’nın okulun genel sanat yaklaşımına yakın olmayan resim tarzı hocalarıyla ters düşmesine neden olur. Hocası Salvatore Valery, Nazmi Ziya ile “Küçük bey artık empresyonist olmuş!” diye alay eder. Osman Hamdi Bey de 1907 yılı imtihanlarında resimlerini beğenmez, Nazmi Ziya’yı sınıfta bırakır ve okulu bir yıl uzar. Taha Toros’a göre, Signac’ın İstanbul’da yaptığı resimleri gördükten sonra bir yolunu bulup Paris’e gitmeyi kafasına koymuştur. Nazmi Ziya, mezun olduğu yıl 1908’de Paris’e gitmiş, önce üç ay Académie Julian’da Marcel Baschet ve Lionel Royer’in hocalık ettiği atölyeye devam etmiş, ayrıca Fernand Cormon’un atölyesinde de 1913’e kadar çalışmıştır, bu atölyedeki arkadaşlarından biri olan Marcelle Chevalier ile evlenir ve iki kızı olur.

nazmi ziya - sezlongda pembeli kadin

Şezlongda Pembeli Kadın, 1915

Fransa dönüşünde yaptığı, hatta Monet’in ilk dönem resimlerini anımsatan bu çalışmadaki doğayı daha önce çalıştığı, sonradan poz verdirilen kadın ise yüzü belirsiz olsa da eşi olduğu, bu dönem resimlerinde başka kadın modele rastlanmadığı varsayılabilir. Nazmi Ziya’nın o dönem desen konusunda ve özellikle insan figüründe Hoca Ali Rıza veya bazı çağdaşları kadar rahat ve usta olmadığı da anlaşılıyor. Şezlongun yapısı biraz problemli, nasıl ayakta durduğu anlaşılamamaktadır. Kadının gölgelerle bezeli beyaz elbisesinin yumuşak ve sıcak tonları ile zıt resmedilmiş topuklu siyah ayakkabıları resmin pastoral ve lirik atmosferini yok etmektedir. Nazmi Ziya’nın bir geçiş dönemi yapıtıdır.

nazmi ziya - kirmizi giysili coban

Kırmızı Giysili Çoban, 1919 (Eski Türkçe imzalı)

1913 yılının sonlarında yurda döner. Memurluk, öğretmenlik, milli eğitim müfettişliği gibi kısa süreli görevlerde bulunan Güran, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde hoca olur. Kemal Erhan, Nazmi Ziya adlı kitabında 1927 yılında, yurt dışına giden öğrencilerini denetlemek amacıyla ikinci kez Paris’e giden sanatçının, eşi yerine Kıbrıslı bir kadınla gitmesi nedeniyle eşinden ayrıldığını yazar. Öğrencisi ve komşusu Arif Kaptan bu olaydan sonra “Yalnızlık ızdırabı, Nazmi Ziya’nın sanat hayatı için çetin ve karmaşık bir merhale olmuştur. Güneş ve güneşli kırların ressamı Nazmi’yi bu tarihten sonra kapalı ve bulanık havaların, garip iphamla kıvrılıp bükülen bulutlu göklerin ressamı olarak görürüz.” demiştir.

nazmi ziya - denizde gun batimi

Denizde Gün Batımı

nazmi ziya - istanbul limani

İstanbul Limanı

Sanat tarihi içinde 1914 kuşağı sanatçıları olarak anılan ressamların arasında, izlenimciliği resimlerinde en yetkin şekilde uygulayan kişi olarak Nazmi Ziya Güran gösterilebilir. Kemal Erhan Nazmi Ziya adlı kitabında, o grup içinde peyzajda empresyonist olarak sadece Nazmi Ziya’yı tanıyabileceğini, diğerleri için ise kırma empresyonist, memlekete uyan empresyonist, belki neo-empresyonist denebileceğini söylemiştir. Nazmi Ziya “Hoca Ali Rıza’nın sözünden hiç ayrılmadım. Sürekli gerçeğe baktım. Gerçi izlenimciliğe, romantizme hatta sürrealizme saptığım tuvaller de var. Ancak yönüm, mihrabım her zaman güneş, kitabım her zaman doğa oldu. Ben Rıza Bey’den hiçbir sanatçının etkisinde kalmamayı öğrendim. Yine onun önerileri iledir ki; bir resim gördüğüm zaman -etkisinde kalmamak için- olabildiğince kaçındım.” der.

nazmi ziya - suleymaniyedeki evi

Sanatçının Süleymaniye’deki Evi

Süleymaniye’deki evinin planını kendisinin çizdiğini yapımında bir inşaat işçisi gibi çalıştığını, son yıllarını, avlu duvarlarından salkım salkım çiçeklerin taştığı bu konak yavrusunda geçirdiğini yazar Taha Toros.

nazmi ziya - kemerli sokak

Kemerli Sokak

nazmi ziya - tophanede nusretiye camii

Tophane Nusretiye Camii, 1928

nazmi ziya - sali pazari

Salı Pazarı

Nazmi Ziya’nın Paris yıllarında en ünlü empresyonist sanatçı Claude Monet’ti. Resimlerinde boyayı tüpten çıktığı gibi kullanarak, değişen ışık kaynağı altında değişen nesnenin görünümlerini, seri fırça vuruşlarıyla yakalamaya çalışmaktadır. Monet’in ölümünden önceki son iki büyük sergisi de Nazmi Ziya’nın Paris’te bulunduğu sıralarda yapılmıştır. Nazmi Ziya’nın Salı Pazarı adlı tablosu, onun Monet’nin eserlerini gördüğünün en büyük kanıtıdır. Öyle ki, Nazmi Ziya’nın bu yapıtı Monet’in 1872 tarihinde yaptığı ve akıma adını veren ünlü İzlenim: Gündoğumu adlı eseriyle pek çok açıdan benzerlik göstermektedir. Her iki resimde de nesnel gerçek, yerini algılanan gerçeğe, yani izlenime bırakmıştır. Monet’in resimlerindeki puslu bir atmosferi yansıtan, bir orta ton üzerinde renklerin, yanılsamaların, kırılmaların, hareketli ritmik fırça darbelerinin yüzeye hakim olması, figür ve nesnelerin ışık altında erimesi ve biçimlerini yitirerek titreşen lekelere dönüşmesi gibi üslup özellikleri, Nazmi Ziya’nın Salı Pazarı adlı resminde de görülebilmektedir. Monet’nin izlenimci resmin en önemli temsilcilerinden biri olmasının nedeni olarak, su yüzündeki ışık yanılsamalarını ve kırılmalarını, titizlikle araştırması da gösterilebilir. Nazmi Ziya’nın da Monet gibi ışığı ve ışıklı renkleri, suyun kıpırtılarında ve parıltılar içinde aradığı görülmektedir.

nazmi ziya - salacak sahilinde yelkenli mavnalar

Salacak Sahilinde Yelkenli Mavnalar, 1933

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan Salacak Sahilinde Yelkenli Mavnalar adlı resmi, serbest fırça vuruşlarıyla sağlanmış sudaki kırılmalarla, Monet’in Argenteuil’de Yelken Yarışları adlı yapıtıyla benzerlik göstermektedir. Mavnalar adlı eseri de sanatçının renk, ışık ve atmosfer ilişkilerini başarıyla kurduğu yapıtları arasında sayılabilir.

nazmi ziya - mavnalar

Mavnalar, 1931

Nazmi Ziya’nın neredeyse tüm resimlerine sinen buğu, durgun denizler, uzak ağaçlar ve hüzünlü yüzler Ahmet Haşim ve Yahya Kemal şiirlerinden pek çok dizeyi de çağrıştırır sanki. Bu resmi Yahya Kemal’in, “Hayalinden bakar pûşîde-î evrâk olan havza
O şûh ağlar bugün Kasr-ı Şeref-âbâd’a geldikçe” dizesini anımsatır gibi… (Şimdi yapraklarla örtülen eski Şerefâbâd (Kasrı) havuzunu göz önüne getirir de, o neşeli güzel, bugün yerinde yeller esen Şerefâbâd’ın hatırasıyla ağlamaklı olur.)

Monet’in günün değişik saatlerinde nesnenin görünümlerini yakalayabilmek için oluşturduğu seriler de Güran’ın dikkatini çekmiştir. Monet’in serilerine örnek olarak, katedraller, nilüferler, saman yığınları, Venedik manzaraları gösterilebilir. Nazmi Ziya da aynen Monet gibi, manzaralarında günün, haftanın, ayın, yılın belirli günlerini, saatlerini, ışıklarını kullanmakta ve bunlardan diziler oluşturmaktadır. Nazmi Ziya’nın dizilerine ise Karacaahmet, Koç Kahvesi, Çamlıca, Deniz Dizisi, Tekne Dizisi örnek gösterilebilir.

nazmi ziya - karacaahmet

Karacaahmet

Tabloda mevsim sanki sonbahar, sararmış yapraklara bakılırsa, ışık yağmuruyla öyle bir izlenim uyandırıyor ki, bugün artık bambaşka görünümde Karacaahmet, tuvalde ruh portresine kavuşmuş gibi. Yazar Ahmet Hikmet Müftüoğlu “Nazmi Ziya Bey’in Sis’i beni sardı. Üsküdar’da tarihi bir türbe. Seması mavi ve mavi ince bir tüle bürünmüş bir türbe… Bu türbenin üstünde ve çevresinde Azrail değil, Allah vardır. Ölüm değil. Cennet görünüyor. Bu bir mavi şiirdi… Ressam Nazmi Ziya Bey’i “Siz bir büyük şairsiniz!” diyerek kutlamak istedim. O, tevazu dolu konuşmasıyla “Bir ressam olmayı isterdim. Karşılığını verdi.” dedi. Aslında o hem duygulu bir şair, hem ince bir ressamdı.” diyor.

nazmi ziya - karacaahmet

Karacaahmet, 1933

Haşim Nur Gürel, sanatçının Karacaahmet dizisinde, simgesel olarak ressamın çarşaflı kadın ve çocuk figürü ile çoçukluğuna, yaşlı ve genç olmak üzere babasını ve kendisini temsil eden iki Osmanlı figürü ile delikanlılığına ve ön plandaki mezar ile ölüme işaret ettiğini belirtmektedir.

nazmi ziya - koc kahvesi

Koç Kahvesi

nazmi ziya - koc kahvesi

Koç Kahvesi

Koç Kahvesi serisinde de ressamın iç dünyası sezilmektedir. Resmin odak noktasında, bazısı boş masalı, bazısı iki kişilik, bazısı üç-dört kişilik arkadaş gruplarının olduğu kahvenin bulunduğu bu resim, Nazmi Ziya’nın yalnızlığını simgelemektedir. Koç Kahvesi’nde üç temel renk kullanmıştır: Pembe, yeşil ve sarı. Masadaki insanlar, arkadaki bina, öndeki sarmaşıklar bu üç rengin tonlarıyla resmedilmiştir.

nazmi ziya - fatih camiine bakis

Süleymaniye’deki Evinden Fatih Camii’ne Bakış

Birbirinden çok farklı zamanlarda oturduğu bölge olan Süleymaniye’de gerçekleştirdiği Süleymaniye dizisi ise Nazmi Ziya’nın sanatını asıl olarak yansıtan, Haşim Nur Gürel’in deyişiyle, sanatçının doğaya bir ayna gibi bakıp o anki ruhsallığını resimleştirme tavrının göstergesidir.

nazmi ziya - langa bostani

Langa Bostanı, 1937

Nazmi Ziya’nın empresyonizmini en iyi yansıtan eserlerinden, başyapıtlarından.

Boğazın mavi suları, Langa bostanları, Karacaahmet Mezarlığı’ndan servi kümeleri, Çamlıca’dan ağaçlar, mahalle kahveleri ile Nazmi Ziya tam bir İstanbul portrecisidir. Nazmi Ziya, izlenimciliği sanatının çıkış kaynağı yapmış ama hiçbir zaman izlenimci olarak anılmak istememiştir. Sadece, ışığın, rengin ve hüznün bir arada var olduğu resimlerlerinde, kendi öznel doğasını anlatmaya çalışmıştır. Nazmi Ziya’nın diğer bir özelliğide çalışkanlığıydı. Sabahları erkenden kal­kar, tuvallerini sahillerden, Çamlıca tepelerinden, Karacaahmet’ten vb. büyülü manzaralarla bezeyerek atölyesine dönerdi.

nazmi ziya - camlica

Çamlıca

Nazmi Ziya’nın hayatında önemli yerlerden birisi de Çamlıca’dır. Bu resmi, anılarla yüklü, figürsüz bir doğa karşısındaki şiirsel ustalığının iyi bir örneğidir. Ressamın farklı yıllarda ve farklı mevsimlerde gerçekleştirdiği aynı semti işleyen başka tuvallerinde orman yolu, ağaçlar, uzaktaki tarla, gökyüzü ve ufuk hattındaki binalar farklı armonilerle ve farklı tadlarla değişik ruh hallerine işaret ederler.

nazmi ziya - moda

Moda, 1934

Fırçasını İstanbul’un park/bahçe ve kırlarında, sahil ve rıhtımlarında dolaştırırken izleyiciyi de 1930’ların İstanbul’una götürüyor. Bu güzel kentin denize bakan tepelerinde, bahçe ve parklarında, ağaçlarında, bostanlarında, kırlarında, sokak ve mahallelerinde, köşk ve konaklarında, sahil ve rıhtımlarında dolaştırırken, İstanbul kentinin denizini, teknelerini, cami ve kiliselerini, türbelerini, kahvelerini, çeşmelerini ve bu doğal ve kentsel ortam içinde İstanbul insanının akıp giden yaşamını ele almıştır.

nazmi ziya - taksim meydani

Taksim Meydanı, 1935

Ortada Cumhuriyet Anıtı, meydanı saran apartmanlar ve arabalar arasında topukluları, kolları açık bahar elbiseleri ve şık şapkalarıyla kadınlar geziniyor. Nazmi Ziya, kentsel modernleşmenin başlıca simgesi olan Taksim Meydanı’nın bir sosyal alan statüsü kazanmasında önemli rol oynayan Taksim Cumhuriyet Anıtı’na özellikle yer verir. Apartmanlar, arabalar, şapkalı kadınlar kadar modern bir unsurdur Pietro Canonica’nın 1928 tarihli anıtı da. En azından o yılların Türkiyesi için. Ama resmi anlamlı kılan, anıtın ve meydanın resmi geçit törenleriyle değil de giyimin kuşamın, kadınlı erkekli sivil sosyalleşme biçimlerinin ön planda olduğu bir sahne olarak yansıtılmış olmasıdır:

nazmi ziya - nazim portresi

Nazım Hikmet Portresi, 1936

Sanatçının çoğunlukla peyzajları olsa da elbette, figüratif resimleri ve portreleri de vardır. Nazım hayranı Nazmi Ziya’nın yeğeni Rasih Güran, 4 Ocak 1936’da usta ressam ile Nazım Hikmet’i bir araya getiriyor. Ve o gün Ziya, Hikmet’in portresini yapıyor. Nazım Hikmet’i, İstanbul manzarası önünde resmetmiş.

nazmi ziya - ayasofya

Ayasofya

Sanatçının özel hayatındaki çalkantılı günler, dönemin sanat piyasasına da hâkimdir. Bu nedenle Güran, eserlerini düşük fiyatlarla satmak zorunda kalır ya da hiç satamaz. Türkiye’deki ilk retrospektif sergiyi 19 Haziran 1937 yılında kendisi düzenler. Sergi, heykel, resim, tezyini sanatlar, afiş ve tarihte Karagöz olmak üzere beş bölümden oluşur ve serginin resim bölümü, sadece Nazmi Ziya’nın yapıtları için ayrılır. Sergi için hazırlanan kitabın yetişmemesi, sergiden tek bir eserinin satılmaması muhtemel ki onu çok üzdü, çünkü sergiden kısa bir süre sonra 11 Eylül 1937 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda eder. Nazmi Ziya, bir Batı akımının takipçisi olduğu halde yerelliği de elden bırakmayan, ilgisizlikten incinmiş, lirizmi kendine yakıştırmış, Bedri Rahmi’nin tanımıyla güneşin, güneşli günlerin, güneşli toprakların ve güneşli göklerin ressamıdır.

Kaynak

Türk Resminde Öncü Bir İsim: Nazmi ZiyaNazmi Ziya Güran: “Yönüm Mihrabım Her Zaman Güneş, Kitabım Her Zaman Doğa”Işığın Ressamı: Nazmi ZiyaNazmi Ziya’yı Önemli Resimleri İle TanımakNazmi Ziya Güran HayatıNazmi Ziya Adına Hiç Kapanmayacak Bir SergiGoogle Arts and Culture – Nazmi ZiyaNazmi Ziya Güran


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir