Menu

Tamara de Lempicka Resimleri ve Hayatı



Tamara de Lempicka, 16 Mayıs 1898’de Maria Górska adıyla, Varşova’da zengin bir Polonyalı anne ve Rus tüccar bir babanın kızı olarak doğar. 1907 yılının kış aylarını büyükannesiyle birlikte İtalya ve Fransa’da geçiren sanatçı, Rönesans ustalarının resimlerini keşfeder. O yıllarda sokak ressamına yaptırdığı resmi beğenmeyip kendisinin daha iyisini yapabileceğini söylemesi ve resmi yırtıp atması, bu konudaki iddiasının daha çocuk yaşlarda başladığını gösterir.

Tamara de Lempicka, Portrait of Kleinman, 1915

Portrait of Kleinman, 1915

Tamara de Lempicka, Fashion Illustration, 1920

Fashion Illustration, 1920

Anne ve babası, o küçük yaştayken boşanır. 12 yaşında teyzesiyle St. Petersburg’a gider. 1913 yılında annesi ikinci evliliğini yaptıktan üç yıl sonra, kendi hayatını kurmak ister. Bir partide tanıştığı Rus avukat Tadeusz Łempicki ile evlenir. 1917 yılında Rus Devrimi nedeniyle Paris’e taşınan çift, ekonomik sıkıntı çekmeye başlar. Bir yıl sonra resimlerinin her yaşta modeli olacak kızı Kizette de Lempicka dünyaya gelir. Tüm bu sıkıntılara rağmen Lempicka, Maurice Denis ve Andre Lhote’den resim dersleri alır. 1925 yılında sponsoru Emanuela di Castelbarco sayesinde Milan’da dikkat çekici bir sergi açar. 6 ay gibi kısa sürede yaptığı 28 portreyle yüksek sosyetede tanınır hale gelir.

Tamara de Lempicka, Portrait of a Little Girl With Her Teddy Bear, 1922

Portrait of a Little Girl With Her Teddy Bear, 1922 (Kızı Kizette’nin portresi)

Lempicka, çizdiği kadın imajlarında seksi, kendine güvenen güzel kadınların yanında, kızına ait resimlerde masumiyet ve şefkat gibi hayatındaki eksik duyguları arar gibi.

Tamara de Lempicka, The Kiss, 1922

The Kiss, 1922

Kübist bir tarzda resmettiği eserde, erkek figür eşi Tadeusz gibi siyah bir palto, beyaz bir atkı ve bir şapka takar.

Tamara de Lempicka, Portrait of the Duchess of La Salle, 1925

Portrait of the Duchess of La Salle, 1925

Tamara de Lempicka, Portrait of the Marquis d'Afflitto, 1925

Portrait of the Marquis d’Afflitto, 1925

De Lempicka, metalik renkler ve köşeli formlar gibi karakteristik özellikler taşıyan portrelerinde, içinde bulundukları çevrede rahat hareket edebilen, ince ve zarif hatlara sahip genç kadın ve erkekleri yansıtmıştır.

Pablo Picasso, Jean Cocteau, Andre Gide gibi sanatçıların yanı sıra Violet Trefusis, Vita Sackville-West ve Colette gibi lezbiyen ve biseksüel yazar ve sanatçılarla da arkadaş olur. De Lempicka, güzelliği, verdiği partiler ve hem kadın hem de erkeklerle yaşadığı aşk ilişkileri ile dikkat çeken bir kişilik olur. Kocası bu skandallar karşısında 1927’de Tamara’yı terk eder ve 1928 yılında boşanırlar. Bohem hayat içerisindeki sanatçının kızı Kizette’yi, büyükannesi Malvina büyütür. Bu ihmalkarlık, ruhunu rahatlatmak nedeniyle kızına ait bir grup resim yapmaya iter.

tamara de lempicka, Kizette In Pink, 1926

Kizette In Pink, 1926

Tamara de Lempicka, Kizette On The Balcony, 1927

Kizette On The Balcony, 1927

Tamara de Lempicka, My Portrait, 1929

My Portrait, 1929

Alman moda dergisi Die Dame’nin (The Lady) sipariş ettiği bu resim, derginin kapağında Temmuz 1929 kullanılır. Bu en tanınan resminde, o dönemin popüler bir otomobili içinde (Yeşil Bugatti) kendisini tasvir eden Lempicka’nın André Kertész’in haftalık Vu adlı dergisinde, 3 Ekim 1927’de yayınlanan fotoğrafından esinlendiği düşünülmektedir. Bu fotoğrafta Macar fotoğrafçı, spor araba kullanan genç bir kadını hava aracı şapkasıyla ölümsüzleştirmiştir. Resimde, kırmızı dudaklar, kısa saçlar ve yarı kapalı göz kapaklarıyla izleyiciye bakan güzel ve özgür kadın araba kullanmaktadır. Araba kullanan bir kadın, elbette 1920’lerde rastlanan bir durum değildir. Ancak sanatçı hiçbir zaman yeşil bir Bugatti’ye sahip olmamıştır. Söz konusu çalışması için, “Ben her zaman araba gibi pahalı, stil sahibi ve göz alıcıyım, araba da benim gibi…” der.

Andre Kertesz, Young woman driving a sports car, 1928

André Kertész, Young Woman Driving A Sports Car, 1928

Auto Journal isimli gazete, bu resim için şöyle bir analiz yapmıştır: “Özgür bırakılan kadının bir karakter olarak varlığını ortaya koyduğu ilk eserdir. Kadının eldiveni ve kaskı ile erişilemez güzelliğinin arkasındaki soğukluğu, zorluğu ve kendine güveni vurgulanmıştır.”

Portrait of a Man or Mr. Tadeusz de Łempicki, 1928

Portrait of a Man or Mr. Tadeusz de Łempicki, 1928 (Eşi Tadeusz Łempicki’nin portresi)

Tamara de Lempicka, Maternity, 1928

Maternity, 1928

De Lempicka, 1929 yılında Amerika’ya bir sergi için gider ve burada çok para kazanır. Fakat ne yazık ki 1929 ekonomik krizinde kazandığı tüm parasını kaybeder. Buna rağmen işlerini kısa zamanda yoluna koyar ve tabloları müze koleksiyonlarına girmeye başlar. 1933 yılında Chicago’ya giderek Georgia O’Keeffe, Santiago Martinez Delgado ve Willem de Kooning ile çalışır. Aynı yıl bohem hayattan sıkılıp tekrar aristokrat bir yaşam süreceği Baron Kuffner ile evlenir.

Tamara de Lempicka, Portrait of Madame Boucard, 1931

Portrait of Madame Boucard, 1931

Boya kullanımındaki yetkinliği resimlerine adeta yeni bir boyut katar. Metalimsi boru şekline kollar, bacaklar ve yüz, sade yalın çizgiler, kıvrık saten kumaşlar, arkada kent görünümü, parlak ve canlı renkler onun resimlerinin ana özelliklerini oluşturur.

Tamara de Lempicka, Portrait of Baron Kuffner, 1932

Portrait of Baron Kuffner, 1932 (İkinci eşi)

Lempicka’nın resimlerinde bilindik şekillerin abartılarak yansıtılması, modern yaşamın çizgileri, döneminin gözlemleri ve figürlerindeki keskin hatlar açıkça görülür.

Tamara de Lempicka, Adam and Eve, 1932

Adam and Eve, 1932

De Lempicka Adem ile Havva’yı, insanlığın en eski hikayesi olsa da bu eserde modern bir bakış açısıyla yorumlanmıştır. Karşılarına çıkan yılan tarafından afallamış ve oyuna gelmiş bir Adem ve Havva yerine, modern dönemin yarattığı gelişimi reddederek insanlığın özüne, duygusallığa ve cinselliğe geri dönen iki aşığı resmetmeyi tercih etmiştir. Geri planda görülen yüksek çelik-beton binalar yığını karanlık, kasvetli ve katı bir görünümle dönemin sanayi ve teknoloji etkisi altında değişen yaşam tarzını çağrıştırır. Buranın Lempicka’nın bir dönem yaşadığı New York olduğu düşünülebilir. Bu donuk geri planın aksine, önde yer alan erkek ve kadın figürleri sıcak, samimi ve doğaldırlar.

Bir yanda klasik Adem ve Havva teması ile insanlığın başlangıcı çağrıştırılırken, diğer yanda görülen binalar insanlığın ulaştığı son noktayı temsil eder. Modern teknolojinin binalarda gösterilen tehditkar gölgeleri ve figürleri içine çekecekmiş gibi yansıtılmış perspektifi, kadın ve erkeğin birbirine dolanmış huzur dolu pozu sayesinde göründüğü kadar etkili algılanmamaktadır. Özellikle Albrecht Dürer’in Adem ile Havva versiyonu ile karşılaştırıldığında Lempicka’nın Adem ve Havva’sı, dolgun ve güçlü vücut hatlarına sahiptirler.

albrecht durer, adam and eve

Albrecht Dürer, Adam and Eve, 1507

Dürer’inkine göre Lempicka’nın figürleri nispeten bireysel ve kendi kişisel hazları ile ilgili görünmektedirler. Figürlerin cüretkar cinsel duruşları Cennet’ten kovuluşla birlikte güzelliklerin kaybedilmesi, masumiyetin yitirilmesi ve suçluluk duygusundan hayli uzaktır. Havva’nın elindeki elma (yasak meyve) doğaya geri dönüşe dair net bir işaret sunar. Bu elmayı ısırmak üzere olan Havva, tüm modern görüntüsü ve çıplaklığına rağmen halen doğal ve erdemli duruşunu korur. Geri planın teknolojik kara atmosferine zıtlık oluşturacak şekilde Havva’nın incelikle düzenlenmiş bukleli saçları, gösterişli kırmızı ruju ve ojeli tırnakları, kıvrımlı göğüs, bel ve baseni ön plana çıkar. Tüm bu özenli görünüş, bronz tenli bir Yunan atleti görünümdeki Adem’in yanında, dönemin modern kadınını güçlü, yetenekli, maceraperest, bağımsız olarak temsil eder. Değişen dünyanın değişen kadını ve değişen dünyanın yeni, çabuk üretilen, çabuk tüketilen aşklarını anlatır.

Tamara de Lempicka, Woman with Mandolin, 1933

Woman with Mandolin, 1933

Sanatçının bu resminde klasik ve modern unsurları harmanladığını görürüz. Kadın figür, duruşu ve enstrümanı ile Rönesans dönemi resimlerini anımsatır. Arkasında duran gökdelenler, saç ve makyajıyla döneminin modern kadınını tasvir eder.

Tamara de Lempicka, Sleeping Woman, 1935

Sleeping Woman, 1935 (Kızı)

Tamara De Lempicka eşi ile birlikte 1939’da Beverly Hills’e taşınır. Komşuları ünlü Hollywood yönetmeni King Vidor’dur ve bu sayede Hollywood sanatçılarının da gözde ressamı haline gelir. 1962 yılında kocası kalp krizinden ölünce, Tamara kendisi için çalışan kızıyla birlikte yaşamaya başlar.

Tamara de Lempicka, Surrealist Hand, 1947

Surrealist Hand, 1947

Sanatçı, 1950’lerden sonra, tarzının modası geçince, değişik üsluplar dener, hatta soyut çalışmalar yapar, ancak eserleri ilgi çekmez.

Tamara de Lempicka, The Blue Hour III, 1966

The Blue Hour III, 1966

De Lempicka, 1962 yılından sonra bir daha sergi açmaz. 1970’lerde açılan retrospektif sergi ile, ona olan ilgi yeniden artar.

Tamara de Lempicka, Young Lady With a Beret, 1971

Young Lady With a Beret, 1971

Tamara De Lempicka, Art Deco akımını benimsemiştir. Art Deco’nun Kübizm’in popülerleştirilmiş hali olduğunu düşünen Lempicka, Dışavurumculuk, Gerçeküstücülük ve Dadaizm’den etkilendiğini söylemiştir. Fransa’da hayli lüks bir akım olarak doğan Art Deco, kısa bir zamanda tüm dünyada özellikle de ABD’de yayılır. Tasarımcıların ve mimarların en önemli uygulayıcıları oldukları Art Deco, ressamların da ilgisini çeker.

Art Deco, aslında Art Nouveau akımından türemiştir. Art Deco’nun oluşmaya başladığı tarih, I. Dünya Savaşı’ndan öncelere kadar gider. Devrimci ve karmaşık bir üslup getirdiği için büyük bir moda haline gelmeyen Art Nouveau’nun aksine Art Deco, savaş sırasında para kazanmış kimselerin taleplerini karşılamaya yönelik anlayışıyla yaygınlık kazanır. Art Deco çok çeşitli etkileri içerir. Çin kültürünün izleri, Sergei Diaghilev’in Paris’e taşıdığı Rus Balesi’nin (Ballets Russes) egzotik renkleri, Kübizm’den kalan Afrika sanatı merakı, Eski Mısır ve Aztek Meksikasının tasarımları, son olarak Bauhaus sanatçılarının temiz çizgileri ve geometrik şekilleri, Art Deco kimliğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Tamara de Lempicka, Wisdom V, 1979

Wisdom V, 1979

1978 yılında Cuernavaca Meksika’ya taşınır. 1980’de burada uykusunda kalp krizi geçirerek hayata veda eder, yakılıp külleri Popocatépetl volkanına saçılır.

Kaynak
Modernizmin İkonu Tamara de Lempicka Kapsamlı Bir Sergi ile Roma’da…20. Yüzyıl Batı Resim Sanatında Aşk OlgusuAşk Estetiği ve Resim


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir