Menu

İzlenmesi Gereken Siyah Beyaz Türk Filmleri




Umut, Sevmek Zamanı, Gurbet Kuşları, Susuz Yaz, Vesikalı Yarim başta olmak üzere Türk sinema tarihinde önemli yer tutan siyah beyaz Türk filmlerini ve bu filmlerle ilgili kısa bilgileri derledik.

1. Kanun Namına, 1952

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad, Oyuncular: Ayhan Işık, Gülistan Güzey, Muzaffer Tema

kanun namina

Türk Sineması Tarihi adlı kitabında Nijat Özön, 1950’li yılları Türk sinemasında tiyatro etkisinin kaybolup sinema dilinin ortaya çıktığı bir dönem olarak niteler ve bu döneme sinemacılar dönemi adını verir. Özön’e göre, canlı bir sinema anlatımına, kamera hareketlerine ve montaja önem vermesiyle kendinden önceki bütün yerli filmlerden ayrılan Kanun Namına, söz konusu sinema dilinin Türkiye’deki ilk örneğidir. Film, aynı zamanda Türk Sineması tarihine kamerayı sokağa indiren gerçekçi bir film olarak geçer. Kanun Namına, sevdiği kadını yok sayıp, bir femme fatal’in peşinden giden bir erkeğin kötü sonla biten hikayesi olarak bir tür kara film, fakat daha çok bir melodramdır.

Kanun Namına, 1946’da İstanbul’da yaşanmış gerçek bir olaya dayanır. Filmin yapımcısı ve senaristi Osman Fahir Seden, bu olaya, Beyazıt Kütüphanesi’nde eski gazeteleri karıştırıp yaşanmış olaylar ararken denk geldiğini kaydeder. Habere göre, Nazif Kuş adlı bir torna ustası, kıskançlıklarına dayanamayıp evi terk eden karısını geri getirmek üzere kayınpederinin çalıştığı hana gider. Karısını bulamayınca kayınpederini, kayınvalidesini ve orada bulunan bir başka kişiyi daha vurur, kaçıp atölyesine saklanır ve atölyeyi saran polise uzun süre teslim olmayıp sonunda intihar eder. Bu cinayet ve intihar haberi, yönetmen Lütfi Akad’ın ilgisini çeker ve özellikle Nazif Kuş’u ne tür olayların bu hale getirdiğini anlamaya çalışır. Seden, Nazif Kuş’un arkadaşlarıyla konuşup olayın geçtiği yerlere gittiklerini ve hikaye nasıl geçtiyse öyle çektiklerini söylese de, Akad anılarında Nazif Kuş’a yeni bir özel hayat yarattıklarını belirtir.

2. Beyaz Mendil, 1955

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad, Oyuncular: Hayri Esen, Ahmet Tarık Tekçe, Settar Körmükçü, Ruth Elizabeth, Fikret Hakan

beyaz mendil

Büyük usta Yaşar Kemal’in sinemayla ilişkisi, Lütfi Akad’ın yönettiği Beyaz Mendil’le başlar. Film Türk Sineması’nda ilk Yaşar Kemal filmi denemesi olduğu gibi, tü­müyle değilse de bu işbirliği sonucu ilk başarılı uyarlama sayılır. Akad, 1972 yılında Atilla Dorsay’a şöyle der: “Yaşar Kemal olmasa, Beyaz Mendil olmazdı. Bu işbirliği yararlı ve gerekli kuşkusuz. Ama örneğin Beyaz Mendil’in yarısı, Yaşar Kemal’in bir tek cümlesidir. Edebiyatçı sadece malzeme getirir, bırakır. Gerisi sinemacının işidir. Onların getirdikleri atmosfer ve mesaj önemlidir bizim için.” İki düşman köyün çatışmasına kurban giden Hasan’la Zeliha’nın öyküsünü sergileyen filmde, Fikret Hakan sinemadaki ilk büyük çıkışını Hasan rolündeki başarılı oyunuyla yapmıştır.

3. Dokuz Dağın Efesi: Çakıcı Geliyor, 1958

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Erol Taş, Fikret Hakan, Kadir Savun, Serpil Gül, Sadettin Erbil, Hayati Hamzaoğlu

dokuz dagin efesi

Film, öldürülen babasının intikamını almak için dağa çıkan bir efenin hikayesini anlatır. 19. yüzyılın sonlarında dönemin hükümeti Ege Bölgesi’ndeki eşkıya çeteleriyle mücadele etmektedir. Hükümet, çeteleri indirmek için af çıkarır. Dağdan inen eşkıyaların tekrar dağa çıkmasını engellemek için de pusu kurup onları öldürür. Babası Hasan Çavuş da öldürülen Çakıcı Mehmet bir oyunla tutuklanıp hapse atılır. Hapisten çıkan Çakıcı Mehmet intikamını almak için dağa çıkıp çetesini kurar. Hükümet ise dokuz dağa ünü yayılan Çakıcı’nın peşindedir. Film, Elia Kazan’ın Viva Zapata filmine benzediği konusunda eleştiriler alır.

4. Üç Arkadaş, 1958

Yönetmen: Memduh Ün, Oyuncular: Muhterem Nur, Fikret Hakan, Semih Sezer, Salih Tozan, Faik Coşan, Mualla Sürer

uc arkadas

Memduh Ün, efsane filmi Üç Arkadaş’a ilham veren kaynakları şöyle anlatır: “Fakir bir ailenin çocuğuyum. Kumkapı’da otururduk. Kapalıçarşı’dan gidiyorsam Nuruosmaniye Camii’nin avlusundan geçerdim. Orada bir niyetçi vardı (…) Mahallede evimizin karşısında bir manav vardı: Nişan Efendi. Benim fotoğrafımı çekerdi. Aynı zamanda seyyar fotoğrafçıydı. Bir de oturduğumuz evin biraz ilerisinde bir çingene mahallesi, orada da boyacılık yapan bir çingene çocuğu vardı. Bazen ayakkabılarımı boyardı. Beraber top da oynardık. İşte Üç Arkadaş’taki niyetçi o Nuruosmaniye’deki niyetçi. Boyacı benim ayakkabılarımı boyayan çingene çocuk. Fotoğrafçı da benim karşımdaki Ermeni Nişan Efendi. Muhterem Nur da aşık olduğum kadın. Ben böyle bir özdeşleşmenin içinde çektim Üç Arkadaş’ı. Böyle bir dünya kurdum. Şimdi o sihir kalmadı artık.” 

Filmin hikayesinin geçtiği İstanbul’un mekansal kullanımı oldukça başarılı. İstanbul’a ait görüntüler, boğaz, deniz, sokaklar, camiler, evler filmde sıklıkta karşımıza çıkar. Film çok beğenilip, birçok ödül kazanmıştır. Üç Arkadaş’ın kendi döneminde kazandığı başarı Memduh Ün için bile oldukça şaşırtıcı olmuştur.

5. Otobüs Yolcuları, 1961

Yönetmen: Ertem Göreç, Oyuncular: Türkan Şoray, Ayhan Işık, Atıf Kaptan

otobus yolculari

60’lı yılların Türk Sineması’nda, İstanbul’u çok tanınan imajların dışında aktaran filmlerden biri de Otobüs Yolcuları’dır. Her ne kadar teknik açıdan birçok hata gözümüze çarpsa da, film boğaz manzarası, görkemli silueti ve tarihi mekanlarıyla görmeye alışık olduğumuz İstanbul’u yalnız başka bir ortama taşımakla kalmaz, aynı zamanda Cumhuriyet dönemi kentsel gelişim sürecine de tanıklık eder. Yeşiltepe-Beyazıt hattında işleyen otobüs, kent merkezine doğru ilerlediğinde hepimizin tanıdığı İstanbul sembolleri son derece hızlı ve bulanık biçimde otobüsün pencerelerinden görülür.

Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı film, aynı otobüsteki umut dolu kişilerin, kendilerini dolandıran kooperatif sahiplerine karşı ayaklanması, haklarını savunmak için mücadele etmesi ve Kemal adlı fakir bir gencin de bu insanlara liderlik etmesi üzerine kuruludur. Filmdeki kişilerin çok temel bir istekleri vardır: Başlarını sokacak bir ev. Otobüs şoförü, bu kişilerin sömürülmesini engellemeye çalışır. Film, otobüs yolcularının dayanışması, haksızlığa karşı ayaklanması ve birlikte eylem yapma iradelerini göstermeleri bakımından önemlidir. Ama aynı zamanda Türk Sineması’nda sık işlenen zengin kız-fakir oğlan aşkını da içerir. 16 yaşındaki Türkan Şoray’ın ilk oyunculuk tecrübesini kazandığı filmdir Otobüs Yolcuları.

6. Yılanların Öcü, 1962

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Fikret Hakan, Nurhan Nur, Aliye Rona, Erol Taş

yilanlarin ocu

Fakir Baykurt, 1954’te yazdığı kitabını, 1958 yılında Yılanların Öcü adıyla yayımlar. Kitap yayımlandıktan bir yıl sonra, Baykurt hakkında soruşturma açılır ve öğretmenlikten uzaklaştırılır. Yılanların Öcü, bir köyde yaşanan toprak kavgasını konu alır. Kitap, Karataş köyünde oğlu Kara Bayram, gelini Haçça ve torunları Ahmet ve Şerife ile yaşayan Irazca’nın köy içerisindeki hiyerarşiye başkaldırışını konu alır.

Metin Erksan’ın senaryolaştırılarak beyazperdeye aktardığı Yılanların Öcü, toprak mülkiyetinden doğan bir çatışmayı, köy sorunlarını ve yaşantısını, kadın-erkek çatışmasını, sade olduğu kadar gerçekçi bir anlatımla beyazperdeye taşıyan cesur bir dramdır. Film, 1962’de ilk kez gösterime girmesiyle Ankara, Adana gibi bazı şehirlerde olaylar çıkar ve bir sinema hasara uğrar. Filmin gösterilebilmesi ancak dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in onayıyla mümkün olur. Yılanların Öcü, sansürle uzun süre mücadele eden, yılmadan ve cesaretle filmi çeken yönetmen Metin Erksan’ın en sert eserlerinden biri.

7. Susuz Yaz, 1963

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Erol Taş, Ulvi Doğan

susuz yaz

Susuz Yaz, Necati Cumalı’nın 1962’de yazdığı aynı adlı hikayesinden, ufak tefek ayrıntılar dışında aynen uyarlanmıştır. Metin Erksan’ın başyapıtlarından biri olmasının yanı sıra, en önemli Türk filmlerinden biri olarak kabul edilir. Necati Cumalı’nın avukatlık yaptığı yıllardaki gözlemlerine dayanan bu psikolojik-toplumsal filmde, çiftçi Osman (Erol Taş) arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın (Ulvi Doğan) karısı Bahar’a da (Hülya Koçyiğit) göz koyar.

Filmin diğer bir önemi Hülya Koçyiğit’in ilk sinema filmi olmasıdır. Filmin çekimleri Necati Cumalı’nın hikayesinin geçtiği yerde İzmir’in Bademler köyünde 9 ayda yapılır. Ama film sansür kuruluna takılır. Filmin başrol oyuncusu Ulvi Doğan ve Metin Erksan arasında da sürekli sorun çıkar. Filmin oyuncu ve yapımcısı Ulvi Do­ğan, yapımcılara tanınan bir haktan yararlanarak, yurtdışı­na çıkmasına izin verilmeyen filmini, 1964’teki Berlin Film Festivali’ne son anda yetişti­rir. Türk Sineması ilk uluslararası başarısını, 14. Ulusla­rarası Berlin Film Festivali’nde, 1964’te Al­tın Ayı ödülünü alarak kazanır. Ancak, Erksan ve yapımcı Ulvi Doğan arasındaki sorunlar nedeniyle Erksan ödülünü almaya Berlin’e gitmez.

8. Karanlıkta Uyananlar, 1964

Yönetmen: Ertem Göreç, Oyuncular: Fikret Hakan, Beklan Algan, Ayla Algan, Kenan Pars, Mümtaz Ener

karanlikta uyananlar

Boya fabrikasında toplu iş sözleşmesi sırasında gelişen olayları ele alan Karanlıkta Uyananlar, grev öncesinden greve kadar geçen süreyi kapsar ve işçilerin bilinçlenmesini, grev kararı almalarına giden süreçte yaşadıkları sorunları ele alır. Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı filmin sınıf mücadelesine yaptığı vurgu, olumlu tipleri, kolektif hareketi savunması gibi özellikleri belirgindir. Türkali filminde, 1960 sonrası dönemin getirdiği yasal hakları halka benimsetmek, kanunların hayata geçirilmesi konusunda sinemacılara düşen görevi yerine getirmek ve demokratik haklara sahip çıkılması gerektiği mesajını vermek amacını taşıdığını belirtmiştir.

Filmin gösterimi de önemli olayların yaşanmasına neden olmuştur. Film önce salon bulamamıştır. Türk-İş, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı ve Ankara Üniversitesi Talebe Birliği korumasında gösterilerek basına tanıtılmıştır. Ardından, İstanbul’da beş sinemada birden gösterilme olanağına kavuşmuştur. Solcu basın filmden övgüyle söz edince sağcı basın tepki göstermiştir. Altın Portakal Festivali’nde gösterilecek olması üzerine kendilerini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlayan bir grup, “Kızıl yüzbaşı geliyor” diyerek halkı kışkırtmak için bir bildiri yayımlamış, seyircileri tehdit etmiş, filmi gösteren salonları taşlamış ve çeşitli olayların çıkmasına sebep olduğunu iddia ettikleri filmin İçişleri Bakanlığı’nın emri ile gösterimden kaldırılmasını sağlamışlardır. Festivalin jürisinde bulunan Burhanettin Onat, film için “Bunun yarısı Moskova’da mı çekilmiştir?” yorumunu yapmıştır.

9. Gurbet Kuşları, 1964

Yönetmen: Halit Refiğ, Oyuncular: Tanju Gürsu, Filiz Akın, Mümtaz Ener, Pervin Par, Cüneyt Arkın, Özden Çelik

gurbet kuslari

Halit Refiğ “Gurbet Kuşları’nın çıkış noktası olan Turgut Özakman’ın Ocak adlı sahne eseri, tek mekanda geçiyordu. Ben bu statik yapıyı dinamik hale getirebilmek için aileyi göç ettirmeye karar verdim. Anadolu’dan İstanbul’a göç meselelerini en iyi Orhan Kemal işlemiş olduğu için ona danıştım. Senaryo büyük ölçüde ona ait.” der.

Film, Orhan Kemal’in 1962 yılında yayımladığı Gurbet Kuşları adlı romanından uyarlanmıştır ve ilk göç filmlerindendir, dönemi başarıyla yansıtmıştır. Maraş’ta yaşamakta olan anne, baba ve 4 kardeşten oluşan aile, işlerinin bozulması nedeniyle son birikimleriyle birlikte İstanbul’a göç ederler. İstanbul Haydarpaşa Garı’nda başlayan filmde, önce ailenin kiraladıkları eve yerleşmelerini ve sonrasında da burada da yaşadıkları hayata tanık oluruz. Zamanla İstanbul’da da çeşitli sebeplerle işleri bozulur, ancak maddi sıkıntılardan daha çok, ailenin İstanbul’da tutunamayıp Maraş’a geri dönmeleriyle sonlanır. Gurbet Kuşları, 1. Antalya Film Şenliği’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Film Ödülleri’ne layık görülür.

10. Suçlular Aramızda, 1964

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Ekrem Bora, Belgin Doruk, Leyla Sayar, Tamer Yiğit, Atıf Kaptan, Erol Taş

suclular aramizda

Suçlular Aramızda, çalınan sahte bir kolyenin ve bu kolyenin etrafında dönen, bu kolye yüzünden öldüren, ölen, tanışan, ayrılan kişilerin hikayesidir. Erksan, iki ayrı çevrede (yüksek burjuvazi ve gecekondu halkı) gerçekleşen, toplumun üç ayrı sınıfından kahramanlarını seçen ve polisiye unsurlar içeren karışık bir olay silsilesinden genel bir tema, toplumsal bir eleştiri çıkartmak ister. Filmde, şantaj ve hırsızlık, metres hayatı yaşayan vamp tiplemesi, caz müziği, striptiz yapan kadınlara rastlanan gece kulüpleri, geniş objektifli çekimler, modern İstanbul yaşantısı ve varoşların yarattığı çelişki, bir kara film izliyormuş hissine kapılmamızı sağlar. Metin Erksan, diğer filmlerinde de tanık olduğumuz gibi bu filminde de cinsel imge ve fetiş nesnelere yer verir. Suçlular Aramızda, 1965’te İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliği’nde En Başarılı Yönetmen ve 1965’te Milano Film Festivali’nde En İyi Sosyal İçerikli Film ödüllerini alır.

11. Sevmek Zamanı, 1965

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Müşfik Kenter, Sema Özcan, Kemal Ergüvenç, Fadıl Garan, Süleyman Tekcan

sevmek zamani

Kısıtlı olanakla gerçekleştirilen çekimleri, ilk kez denenen çeşitli sinema teknikleriyle birlikte, dönemine göre deneysel bir film olan Sevmek Zamanı’nın değeri günümüzde çok daha iyi anlaşılmaktadır. Şiirsel İstanbul manzaralarıyla film bizim daha çok Doğu Edebiyatı’nda, Divan Edebiyatı’nda rastladığımız surete aşık olma konusunun ilk defa ele alındığı ve işlendiği bir yapıttır.

Toplumsal bir arka plana, sınıf farklılığına dayanan, işçi sınıfından boyacı bir erkekle çok zengin bir burjuva kız arasındaki aşk temasını işleyen Sevmek Zamanı, ilk defa denenen birtakım çekim tekniklerinin varlığı, müzikal altyapısının sağlamlığı ve elbette eski aşk motiflerinin yeni bir dünya kurmak için yeniden dü­zenlenmesiyle modernist bir film etiketini fazlasıyla hak etmektedir. Aşk dediğimiz olguyu betimleme iddiasından uzak, ancak aşkın imkansızlıklarını ve sınırlarını akıllıca çizmeyi başarabilen yapısıyla Sevmek Zamanı, hala aşılamamış ve hatta Türk sinema tarihinde birçok yapıtın yaratılmasında etkin rol oynamıştır.

12. Ah Güzel İstanbul, 1966

Yönetmen: Atıf Yılmaz, Oyuncular: Sadri Alışık, Ayla Algan, Feridun Çölgeçen, İhsan Yüce, Danyal Topatan, Diclehan Baban

ah guzel istanbul

Film seyyar fotoğrafçılık yapan görmüş geçirmiş ve fakat zamanla iflas etmiş bir eski İstanbul beyefendisinin, İzmir’den İstanbul’a artist olmak için gelen genç kızla kesişen yolunu anlatır. Görmüş geçirmiş adam Haşmet, Ayşe’yi yolundan döndürmek ve bu işlerin sandığı kadar kolay olmadığına ikna etmek için çalışsa da Ayşe vazgeçmez, artist olma denemelerinde başarısız olur ve vazgeçerek Haşmet’in yanına döner. Komedi, taşlama ve melankoli dozunun ustaca dengelendiği, Sadri Alışık’ın ağzından hiç düşmeyen Sipahi marka sigarası, yer yer komik ve dramatik diyalogları, iç monologu ve müthiş oyunculuğuyla, Ayla Algan’ın başarılı oyunculuğuyla, fonda yer alan Türk müziği ile Atıf Yılmaz’ın kuşkusuz en güzel filmlerindendir. 18 yaşındaki Erdal Özyağcılar da filmde ufak bir rolde fotoğrafçı olarak yer alır.

13. Hudutların Kanunu, 1966

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad, Oyuncular: Yılmaz Güney, Pervin Par, Hikmet Olgun, Erol Taş, Tuncel Kurtiz

hudutlarin kanunu

Hudutların Kanunu, Lütfi Akad sinemasında olduğu kadar Türk Sineması açısından da bir değişimi gösteren, Türk Sineması’nın yapı taşlarından olan bir film. Akad, Yılmaz Güney’le başlayan ortaklıkla beraber daha gerçekçi bir sinemaya yaklaşırken, filmin içinde bulundurduğu yerellik, Türk Sineması’nın kendi insanına bakması açısından büyük önem taşır. Film, bir sınır köyünde hayatlarını kaçakçılıkla idame ettiren köylülerin hayatlarına odaklanır. Toprak ağaları altında ezilen köylülerin yaşamak ve para kazanmak için seçtikleri bu illegal yol onları devletle karşı karşıya getirir. Her ne kadar Akad kaçakçı-devlet ilişkisinde bir otosansürde bulunduğunu söylese de, filmin üç defa sansür kurulu tarafından yasaklanmasına engel olamaz.

Hudutların Kanunu, 4. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İkinci Film seçilir ve Yılmaz Güney En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görülür. Film Akad’a saygı duruşu niteliğinde, Fatih Akın tarafından Dünya Sinema Vakfı’nın sağladığı fonla restore edilip 64. Cannes Film Festivali’nde gösterilmiştir.

14. Kuyu, 1968

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Nil Göncü, Hayati Hamzaoğlu, Aliye Rona

kuyu

Metin Erksan, bir gazete haberinden yola çıkarak filmin senaryosunu yazar. “Bir adam bir kadını beş kere dağa kaçırmış, hapse giriyor, çıkıyor, gene kaçıyor. Bir tutku. Beşincide dağlarda gezerken bir kuyuya geliyorlar, adam iniyor, kadın da üstünü taşla örtüyor. Hatta kadını hapiste ziyarete gidecektim ama, olmadı.” diye anlatıyor.

Kuyu, Erksan’ın tutku, mülkiyet, suç ve cinsellik kavramlarını harmanladığı ve bireyin öznelliğine odaklandığı filmlerinden biri olmasının yanında Türk Sineması’nda kadın kavramını incelemesi açısından da önemli bir yapımdır.

Filmde, Osman, aynı köyden deliler gibi sevdiği Fatma’yı dağa kaldırır. Fakat bu sevda tek taraflıdır. Her dağa kaldırma ve jandarmaların ikiliyi bulması ise kısır bir döngüyü başlatır. Osman için Fatma artık bir saplantı haline gelmiştir. Hapisten her çıkışında soluğu onun yanında alır, hatta tecavüz eder. Erksan, filminde diyalogların görece sınırlılığıyla, mekânın etkili kullanımı, minimal anlatım tekniği ve kadın karakterin yüzüne odaklanan kamera ile psikolojik durumunu izleyiciye hissettirmeye çalışmasıyla, dönemine göre yepyeni bir anlatım tekniği kullanmıştır.

15. Vesikalı Yarim, 1968

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad, Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Ayfer Feray

vesikali yarim

Sait Faik’in 1947 tarihli Menekşeli Vadi adlı kısa öyküsü ve Orhan Veli’nin Tahattur isimli şiiri filme ilham verse de, filmin senaryosu ve diyalogları Safa Önal’a aittir. Film farklı dünyaların insanı iki karakterin manav Halil ve konsomatris Sabiha’nın aşk, çaresizlik ve ayrılıkla sonuçlanan hikayesini anlatıyor. Türk Sineması’nın unutulmaz klasiklerinden bir melodram olan Vesikalı Yarim, inanılmaz tesadüflerin, aşırılıkların, yanlış anlamaların filmin tüm dokusunu belirlediği, körlük, sa­ğırlık, sakatlık gibi somut, görünür engellerin giderilebildiği Yeşilçam melodramlarından gerçekçi özellikleriyle farklılaşır. Film, seçilen şarkılardan (Kalbimi Kıra Kıra, Kahverengi Gözlerin) diyaloglara, kostümlerden mizansene ve çerçeve düzenlemesine kadar etkileyici bir atmosfer içinde sahnelenmiştir.

16. Seyyit Han, 1968

Yönetmen: Yılmaz Güney, Oyuncular: Yılmaz Güney, Nebahat Çehre, Hayati Hamzaoğlu

seyyid han

Seyyit Han, Yılmaz Güney’in toplumsal gerçekçi özellikler taşıyan ilk filmlerinden biridir. Ancak film, kahramanın birçok kişiyi aynı anda dövdüğü kavga sahnelerinde olduğu gibi yönetmenin ticari filmlerinden birçok öğeyi de içerir. Feodal düzenin sert, acımasız, baskıcı yönüne eğilen film, oldukça karamsar ama bir o kadar da şiirsel bir üsluba sahip. Barındırdığı sosyal eleştirinin yanında, Seyyit Han bir western, kahramanca bir intikam öyküsü aynı zamanda. Kovboy şapkalı haydutlar, atlar, silahlar, bar kavgaları da bulunur filmde.

Köylüler tarafından öldü zannedilen Seyyit, yıllar sonra köyüne geri döner. Orada, önceden evlenmek üzere anlaştıkları Keje’nin bölgenin nüfuzlu beylerinden Haydar’la evlendirilmek üzere olduğunu görür. Gönlünden Seyyit’le evlenmek geçen Keje, ağabeyinin ve Haydar’ın baskısı yüzünden bunu gerçekleştiremeyeceğini bildiği için durumu kabullenmek zorunda kalır. Gerdek gecesi Haydar’a yüz vermemesi ise bol kanlı olayların tetikleyicisi olur.

17. Umut, 1970

Yönetmen: Yılmaz Güney, Oyuncular: Yılmaz Güney, Tuncel Kurtiz, Gülsen Alnıaçık

umut

Toplumsal gerçekliği en sade şekliyle izleyicilerle buluşturabilen film, Yılmaz Güney sinemasının da doruk noktalarından birisidir. Umut, bir hayatta kalma mücadelesidir. Umutsuzluğun ortasında piyango biletlerine sarılmış Cabbar’ın hikayesidir. Eski arabasına kimsenin binmediği, beş çocukla borç harç içinde yaşayan Cabbar’ın öyküsüdür. Özellikle başrollerdeki Cabbar ve Hamal Hasan karakterlerini canlandıran Yılmaz Güney ve Tuncel Kurtiz’in oyunculukları kusursuz akıyor filmde.

Cabbar’a önce umut aşılayan, fakat Cabbar umutlandıkça umutları yıkılan hayalperest Hasan’ın çöküşü ve karakterler arasındaki rol değişimi de filmin değerine değer katar. Umut’u adeta bir psikolojik buhran havasına bürüyen bu durum, filmin sonrasında karakterler için umudun ne olduğunun pek de bir önemi kalmadığını anlatır. Bu andan sonra önemli olanın umudunu kaybetmemek değil, amaçlarına ulaşmak için her zaman bir umut olduğuna kendilerini inandırmak olur. Karakterlerin bu farkındalığı, onları büyük bir çıkmazın içine sürükler.

Kaynak
Doğu Batı Düşünce Dergisi – Sinema Tutkusu IBu Fabrika Bizim: Karanlıkta(n) Uyananlar Filminde İşçi Sınıfının TemsiliMetin Erksan’ın Kuyu Filminin Mitolojiye Dayalı Bir Perspektiften ÇözümlenmesiÇok Tuhaf Çok Tanıdık: Vesikalı Yarim ÜzerineYaşar Kemal FilmleriTürk Sineması’nda Bir Dönüm Noktası: Kanun NamınaOtobüs Yolcuları Filminin Modern Konut ve Kent Kavramları Açısından İncelenmesiVedat Türkali’nin Anısına: Karanlıkta UyananlarHalit Refiğ: “Sinemamızda bir reaksiyon olarak ortaya çıkan ulusallık meselesi bugün sanatın genelini kapsıyor”Seyyit HanYeşilçam Klasikleri: Suçlular Aramızdaİstanbul Sokaklarında Tozpembe Bir MasalAh Güzel İstanbulHudutların KanunuYılmaz Güney ve UmutYılmaz Güney Filmleri: Umut


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir