Menu

Türk Edebiyatı’nın Ressam Şairleri



Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet, İlhan Berk, Cemal Süreya başta olmak üzere şair yönüyle tanıdığımız edebiyatçılarımızın, resim sanatında verdikleri eserleri ve ressam yönlerini tanıyalım.

1. Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1975)

Türk Edebiyatı’nda renk unsurunun yoğun bir şekilde dizelerine yansıdığını en çok gördüğümüz şair Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Onun şiirlerinde rengin böylesine yoğun bir şekilde kullanılıyor olması iki sebebe dayanır. İlki ve en önemlisi, Eyüboğlu’nun bir ressam olmasıdır. Diğer ise edebi şahsiyetindeki rintçe tavrın, Anadolu’ya şair-ressam gözü ile açılıyor olmasıdır. Anadolu’daki kilim örneklerinden, mimarideki çini motiflerine varıncaya kadar geniş bir dağılım alanı bulan kültürel zenginlik, Bedri Rahmi’nin şiirinde kendini gösterir.

bedri rahmi eyuboglu - istanbul

İstanbul, 1955

İstanbul Destanı

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

bedri rahmi eyuboglu - park, 1932

Park, 1932

Çakıl

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.

Şiiri şekil bulmuş resim, resmi şekillenmiş şiir olarak değerlendiren Bedri Rahmi Eyüboğlu, ışığa kavuşan her şeyi büyük bir aşkla incelemiş ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığıyla sunmak istemiştir. Resim sanatını tanıtırken kullandığı ifadeler, bize Eyüboğlu’nun hem şairlik, hem de ressamlık yönünü anlatır: “Resim nedir? Resim, ışığa kavuşan her şeyi büyük bir aşk ile incelemek ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığı ile insanlara aşılamak sanatıdır. İçerisinde bir ışık, bir güneş tadı olmayan resim bir nakış şaheseri olabilir, fakat resim olamaz. Şair, resimde şiir ve ışık bütünlüğünü aradığı gibi, şiirinde de resim ve ışık güzelliğini arar.”

bedri rahmi eyuboglu, karadut serisi

Karadut Serisi

Karadut

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

2. İlhan Berk (1918 – 2008)

Türk şiirinin tarihsel süreci içerisinde en köklü değişimi yaşadığı dönem, kuşkusuz ki İkinci Yeni ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu topluluğun temsilcileri arasında İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç bulunmaktadır. O zamana kadar doğayı ve toplumu yansıtmacı bir anlayışla işleyen Türk şiir poetikası, İkinci Yenilerle birlikte şiire anlam yükleme ve yansıtma anlayışından bir kopuşu temsil etmektedir. Şiirde, beş duyu organının algıladığı gerçekliği yansıtmaktan ziyade, şiiri anlam yükünden kurtarma anlamına geliyor. Bunu resim sanatına benzetirsek, olmayanı yapma eylemi olarak nitelendirilebilir. Görülen gerçeklik dışında, soyut anlatımın, dilde deformasyonun hakimiyeti söz konusudur. Topluluğun bu konudaki en uç ve etkili örneklerini İlhan Berk’in hem yazınsal hem resimsel eserlerinde görürüz.

ilhan berk, nu

Eleni’nin Elleri

Bir gün Eleni’nin elleri geliyor
Her şey değişiyor.
İlk İstanbul şiirden çıkıp yerini alıyor
Bir çocuk ilk gülüyor
Bir ağaç çiçek açıyor.

Eleni’den önce
Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım
Sabahları, akşamları bilmiyordum daha
Bir gün bakıyorum akşam ellerimde gözlerimde
Bir gün sabah her yanım.

Eleni geliyor
Dünyaya bakıyorum
Dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
Sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum
Brise Marine’i yeniden
Yeniden Annabel Lee’yi.
Eleni ile anlıyoruz
Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.

Bir gün Eleni’nin elleri geliyor
Bir sokaktan ilk defa deniz görünüyor.

İkinci Yeni şiir topluluğunun şairleri arasında İlhan Berk, resimle her zaman ilgilenmiş, buna dair düşüncelerini dile getirmiş ve bunun dışında da özellikle figüratif anlamda çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Şair, resme olan ilgisini şöyle dile getirir: “Resim benim dünyam değil. Dünyayı görmeme de engel değil. Resim yapmak beni mutlu ediyor. Hepsi bu. Yazmak ise mutsuzluktur. Kendini mutlu sayan gerçek yazar yazmaz. Benim mutlu olduğum bir tek şey var: Resim yapmak. Miller resim yapmaya ‘yeniden aşık olmak’ diyor. Andre Malraux da yazarların mutsuz, ressamların mutlu olduğunu söyler. Ben hiçbir zaman resim yapayım diye oturmadım. Önümde her zaman kağıtlar olmuştur. Daha doğrusu yürümeyen şiirler. Ayrımına varmadan onlar üzerinde elim gider gelir, çiziktiririm. Beni ilgilendirirse de boyarım. Ya gerçekten yazacak bir şey olmadığında, okumak da beni ilgilendirmiyorsa, gene ayrımına varmadan koca bir kartın alır, çizer boyarım.”

ilhan berk, Nu, 1976

Nü, 1976

Bakmak Aşktır

Saydamdır aşk, o naif şeytan
Gözlerin, çıplak memelerin, dudakların
Böyle işte böyle gel gir yatağıma.
Ve öp sonra da
Durmadan bir daha , bir daha öp beni
Böyle uzun bir yolculuk ister aşk.

3. Nazım Hikmet (1902 – 1963)

Nazım Hikmet, Türk şiirine yenilik olarak lirik toplumcu gerçekçiliği, somut güzellikleriyle gerçek doğayı, romantizmi ve serbest vezinle şiir biçiminde özgürleşmeyi getirdi, devrim diyalektiğini ise şiirle bağdaştırabildi. Bunun dışında lirik ve epik şiirlerinde gerçek insanların kaderini yazdı. Onun eserlerinden etkilenip yetişen ve sonra kendi yolunu ve üslubunu bulan birçok kuşak ve yazar yetişti. Şiirlerinde yer alan otobiyografik unsurlar, yoğun duygu ve içtenlik, şairin duygusal, manevi ve fikir dünyasına girmemizi sağlar.

nazım hikmet, piraye, cankiri cezaevi, 1940

Piraye, Çankırı Cezaevi, 1940

Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor
yüreğim sersem!’
diyorsun.

‘Seni asarlarsa
seni kaybedersem;
diyorsun;
yaşayamam!’

Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.

nazim hikmet, bursa cezaevi, 1946

Bursa Cezaevi, 1946

(…)
Tanya;
Bursa cezaevinde karşımda resmin
Bursa cezaevinde,
belki duymamışsındır bile Bursa’nın ismini
Bursa’m yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa cezaevinde karşımda resmin
sene 1941 değil artık, sene 1945
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor artık seninkiler
bizimkiler
bütün namuslu dünyanınkiler..

Nâzım Hikmet’in resim sanatına olan eğilimi, sanılanın ya da bilinenin aksine, uzun yıllar yattığı Çankırı ve Bursa hapishanelerinde kendine yarattığı bir meşgaleden değil, bir sanat dalına duyduğu yakınlıktan ve annesi Celile Hanım’ın da ressam olmasından kaynaklanıyor olmalıydı. İstanbul Tevkifhanesi’nde ve Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevi’nde başlayıp Çankırı ve Bursa hapishanelerinde devam eden hapislik yıllarında çizdiği, büyük çoğunluğu portre resimlerden oluşan çalışmaları, küçük çizimleri, notları, elde yaptığı ceviz kutular, yüzük kalemliler, şiir sayfalarına çiziktirdiği desenler gözden geçirildiğinde, bunların hapishanede vakit geçirici türden çalışmalar olmadığı, yaratıcı bir imgelem ve gözlem yeteneğinden kaynaklandığı görülür. Nazım Hikmet’in resimleri, güçlü bir şairin, usta bir söz dizimcisinin, çevresine insancıl gözlerle bakışının duyarlılık dolu izlenimleri, şaire özgü ressamca yorumudur.

nazim hikmet otoportre

Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri: 23 Eylül 1945

O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
– her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!… –
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

4. Tevfik Fikret (1867 – 1915)

Tevfik Fikret, Türk Edebiyatı’nda yenilik yapan bir edip değil, aynı zamanda fikir ve felsefede de, Osmanlılık ideolojisinin çok üstünde düşünüş tarzına sahip bir şairdir. Şiirde biçimde ve anlamda değişim istemesi, serbest müstezatın öncüsü olması, Sis, Tarih-i Kadim, Rubab-ı Şikeste, Han-ı Yağma, Promote gibi hem güncel hem klasik olarak okunabilecek şiirlerin sahibidir.

tevfik fikret esinin portresi

Karısı Nazime Hanım’ın Portresi

Sen Olmasan

Sen olmasan… Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu?..

Sen olmasan… Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
Yaşar mıyım dersin?
Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
Ne hazin
Gelir hâyât o zaman hem vücûda hem rûha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
Bu kalb-i muztaribim?

Tevfik Fikret, aynı zamanda güzel sanatlara ilgi duyan bir ressamdır. Servet-i Fünûn edebiyatçıları, tabiatı şiire sokarken, onu bir ressam edasıyla kelimelere yerleştirmeye çalışmışlardır. Servet-i Fünûn şairi Tevfik Fikret’in de şiirlerinin birçoğunda tablo gibi şiir yazma anlayışına rastlanmaktadır. Özellikle Romantizm akımından izler taşıyan manzara tablolarında şiirsel bir hava hissedilmektedir. Fikret’in gerek resim sanatıyla ilgili gerekse şiir metinlerinde görülen portrelerine bakıldığında, kalemini adeta bir fırça gibi kullandığı görülmektedir. Bu onun güzel sanatlar arasında bağlantı kurmak suretiyle şiirini kurduğunu kanıtlayan bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

48 yıllık ömründe yağlı boya, karakalem olmak üzere yaptığı tablolarının bazılarında babasını, eşini ve oğlu Haluk’u ve kendisini tasvir eder. Bu resimlerin bir kısmı bugün Aşiyan Müzesi’nde bulunmaktadır.

tevfik fikret otoportre

Otoportre

Ferda (Yarın)

– Bugünün gençlerine –
Yarınlar senin; senin bu devrim, bu yenilik..
Her şey senin değil mi zaten?.. Sen, ey gençlik,
Ey umudun güzel yüzü, işte karşında aynan:
Temiz ve bulutsuz, ağaran bir gök,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor.. Koş, çabuk!
Ey hayatın gülerek doğan sabahı, işte herkesin
Gözleri sende; sen ki hayatın umudusun,
Alnında yeni bir yıldız, hayır, bir güneş.
Doğ ufuklara, önünde şu sıkıntılı geçmiş
Sönsün sonsuza değin.

5. Metin Altıok (1940 – 1993)

Metin Altıok’un şiirlerine bir bütün olarak baktığımızda düşünsel düzlemi derinlere yerleştirilmiş şiirlerle karşılaşırız. Yapıtları içinde Sone (ilk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli) gibi değişik biçim örnekleri de olmakla birlikte, serbest ölçüde yazılmış, kişisel sorundan yola çıkıp toplumsal-evrensel boyuta ulaşmış lirik şiirlerin ağırlıkta olduğunu görürüz. Şiir dili ile psişik, düşünsel, politik düzlemini, birbirinin içinde eriterek, bütünleyerek, soyutlayarak, kendisine kimi zaman içeriden kimi zaman da dışarıdan bakarak, kişisel sorun ve düzlemleri toplumsal-evrensel bir düzleme taşımıştır. Kendisini İkinci Yeni şiir anlayışına yakın gören şair, dizelerinde hayatından izlere yer verdiği gibi dil ve üslup öğelerine de önem vermiştir.

metin altiok resim

Sis

Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki burdan nereye giderim.

Sonunda kendime bir top yangın edindim,
Soluğumla besledim dudağımın ucunda.
Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.

metin altiok resim

Kanadı Kırık Bir Akşam

Gün bitti lambayı hazırla;
Işık kalmadı girecek odamıza.
Çek perdeleri sevdiceğim;
Kanadı kırık bir akşam
Zonkluyor durmadan dışarıda.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Gün bitti sevdiceğim;
Geriye kalan posa.
Bu serin güz akşamında
Geç otur karşıma sessizce,
Devam et ördüğün hırkaya.

Metin Altıok’un şiir serüveni, resim ve yontuyla birlikte yürür. Açtığı kişisel resim sergileri onun ressam özelliğini öne çıkaracakken, 1976’da ilk şiir kitabı Gezgin yayımlanır. Fethi Naci, Turgut Uyar gibi önemli adların övgüsünü alan bu ilk kitaptan sonra şiir, resim ve yontu uğraşısının önüne geçer. Bir kısmı kitaplarında yer alan desenlerinden başka, ilginç resimleri ile parmak büyüklüğünde Kibele ve kadın figürlerinden oluşan yontuları bulunur.

metin altiok resim

Soneler I

Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman:
Aşındırarak bütün güzel duyguları.
Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları.
Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı,
Damağımda kösnüyle gezinirken;
Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı,
Dışarıda rüzgâr acıyla inilderken.
Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri,
Seninle bir döşekte sevişirken bile.
Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri,
Çarşılarda, pazarda ellerinde file.

Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka;
Bir şey yok paylaşacak acıdan başka.

6. Metin Eloğlu (1927 – 1985)

Türk Edebiyatı’nda 1951 yılından sonra adını duyuran Metin Eloğlu, mizahi şiirleri ile dikkat çeker. 1961’den sonra özellikle 1975’te şiirinde önemli ölçüde değişimler görülür. İmgeye, soyuta, sapmalara önem verdiği dönemlerde bile yöresellikten, ulusallıktan hiçbir zaman vazgeçmez.

Onun sanatında Garip ve İkinci Yeni etkisi görülür. Sanat yaşamının ilk zamanlarında Garip etkisi açıktır. Dilinin sade ve açık oluşu onu Garipçilere yaklaştırsa da bu akıma bağlanmaz. Şairin sanat hayatının ikinci dönemi olarak nitelendirebileceğimiz İkinci Yeni etkisinin olduğu dönemde de bu akımın temsilcisi olmaz. O bu iki sanat anlayışından da yararlanarak kendine özgü bir sanat anlayışı yaratır. Bu özgünlüğün içinde mizahın yeri büyüktür. Eloğlu’nun mizahı sanat hayatının her döneminde değişerek ve gelişerek kendisini gösterir.

metni eloglu - catanalar

Çatanalar

Uyan

Hadi uyan
Günışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ısısın
ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gibi gramofona
İşte aşk işte özlem işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N’oolur uyan

metin eloglu resim

Leylek

Dün sabah gelincikler açarken
Karşıya geçeceğim
Vapurlar işlemiyor ki sisten

Eskiden ne güzeldi buralar
-iskele ayazında bir çatlak kamış-
Peynirli poğaçayla ayran gazoz içerken

Yanımdaki dost da hayvan
Ne dolanıp duruyoruz diyor
Önün ardın yıkılmış zaten

Leylâk yok Leylâ zaten olmamış
İnsanın içi elbette cız ediyor
İşsiz güçsüz bir sabah erkencecik başlarken

1943 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümüne girer. Burayı tercih etmesinin sebebi resim merakı değil, Akademi’de fizik, kimya ve matematik derslerinin olmayışıdır. Şiir sevgisinden dolayı da Akademi’de dört yıl boyunca resimle pek ilgilenmez. Eloğlu çizgiden, renklerden para kazanarak şiir yazmaya çalışır. Ancak 1946’da, Akademi’de 3. sınıf öğrencisi olduğu sırada meyhanede arkadaşlarıyla yaptığı bir konuşmadan dolayı tutuklanır. Emniyette 2 aylık bir tutukluluk sürecinden sonra suçsuzluğu ispat edilerek salıverilir. Eloğlu’nun bütün çabalarına rağmen okul kaydı silinir, fakat 1947 yılına kadar şairin konuk öğrenci olarak dersleri takip etmesine izin verilir. 1956’da ilk kişisel sergisini Ankara’da açan Eloğlu’nun resimlerine, desenlerine baktığınızda da, şiirlerindeki titizliğinin bu kez renklerle, formlarla kurgulandığını algılıyoruz ki, bu olağanüstü bir görme keyfinin kapılarını aralıyor.

metin eloglu - anadolu kadinlari

Anadolu Kadınları

Aç Karnına Sakız

Aylardan temmuz; ağustosla haziranın arası.
Biraz ötede hayal şehir, Anadolu yakası;
Günlerden ya cuma, ya cumartesi…
Gözleri karararak, midesi öterekten
Şair Şükrü Bey şiir yazıyor…
Şiirin ismi ne, tahmin edin bakalım?
‘İnce rûhumun esrârengiz nâlesi…’
İlkten gözleri şöyle uzaklara dalıyor;
Rengârenk bulutlar evlere şenlik,
Ufkun güzelliği güneşin battığı yerde…
Köylü’den bir nefes alır almaz,
Genzi yanıyor.

7. Oktay Rifat Horozcu (1914 – 1988)

Oktay Rifat’ın Orhan Veli ile birlikte yazdıkları Garip kitabındaki yirmi bir şiirin büyük bir kısmı Garip çizgisindedir. Edebiyat dünyasında bir yer edindikten sonra, Garip şiirinin estetik altyapısı içerisinde kalmanın kendisini tüketeceğine inanır. Bunun için, Orhan Veli’nin vefatından sonra Garip’ten kopuşu kolay olur.

Oktay Rifat, şiir serüvenini toplumcu gerçekçi, İkinci Yeni ve evrensel değerleri önceleyen bir doğrultuda sürdürür. Bazı şiirlerinde, halkçı bir tavırla folklordan faydalandığı da görülür. Ona göre şiir, içerik ve dil işidir. Bundan dolayıdır ki onun şiirlerinde aynı muhteva, birbirinden farklı formların içerisinde dile dönüşmüş bir biçimde görülebilir. Lirizm ise Oktay Rifat’ın şiirinin her döneminde bir dip akıntı olarak varlığını korumuştur. Şiirlerinde aşk, yaşama sevinci, özgürlük ve zaman problemi en çok üzerinde durduğu konulardır.

oktay rifat resim

Perçemli Sokak

İşte kara dutları güneşin
Papatyaların renkli camları
Başakları evlerin
Kan rengi kız çocukları yelesiz
Lokma lokma ağaçların altında
Tren yolunda eğri büğrü
Damları doğrayan makas

Gel bulutsuz masalara yaslan
Elimi tut büyüsün
Yüzüme bak çalsın
İçimdeki çalar saat
Dönüş yollarında sarmaş dolaş
Vapurlar geçsin aramızdan

Elleri Var Özgürlüğün

Bu umut özgür olmanın kapısı;
Mutlu günlere insanca aralık.
Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;
Vurur üstümüze usulca ürkek.

Gel yurdumun insanı görün artık,
Özgürlüğün kapısında dal gibi;
Ardında gökyüzü kardeşçe mavi!

oktay rifat

Rifat’ın tablolarında da, şiirlerindeki gibi basit ama itinalı, hassas anlatım görülür. Şiirlerindeki gündelik hayat, insan ilişkileri, tablolarında da renkli, neşeli bir his uyandıran görselliğe bürünmüş. Somuttan soyuta geçiş havasında vermek istediği görüntüler, okuyanı çarpan şiirlerinin gücünden, yenilikçi yanından resimde de taviz vermediğini ispatlar. Galiba şiirin tıkandığı yerde başlıyor resim der Oktay Rifat ve kimi zaman beğenir, kimi zaman beğenmez kendi resimlerini. Ferit Edgü “O resimler üzerine şiirler yazarak değil; şiirin bağımsızlığı, özerkliği içinde sözcüklerden oluşan resimler yaratıyordu” diyerek aslında çok güzel özetler resim ve Oktay Rifat arasındaki bağı.

oktay rifat

Yaşam Bir Çoğalmadır

Bir ay tutulmasıdır gülümsemen
Dökülen sırıdır aynamızın yalnızlık
Aşka dönük

İncitirsen sen incit darılmam
Varsın görünmez olsun yüzüm
Şimdi de bin parça
Kırık.

8. Hulki Aktunç (1949 – 2011)

Öykü, roman ve şiirlerinin yanında reklamcı kimliğiyle de bilinen Hulki Aktunç, şiirlerinde tekniğe ve yapıya özel bir önem verir, kendi kuşağını çevreleyen toplumsal sorunları konu edinirken simgelerle yüklü anlatımı, ayrıntıları ustaca kullanması ve biçim özellikleriyle farklılığını belirginleştirerek özgün bir üslup oluşturur. Duygusallığın ağır bastığı şiirlerinde özellikle sözcük seçimiyle dikkati çeker. Hulki Aktunç’un şiiri çok renkli, çok sesli, çok yansımalı bir şiirdir.

Hulki Aktunç’un, on yılı aşkın çalışma sürecinin ürünü olan Büyük Argo Sözlüğü ise başvuru niteliği taşıyan bir sözlüktür.

hulki aktunc sergi

Gidiş

Bu gece ay sarkıyor ömrüm üzerinden
Bavulumu toplamışım canım derlenmiş
Şarkı söyleyin diyorum ben giderken

Damıtılmış şarap da katmışım aşka
Kurutulmuş çiçekler cama derkenar
Gittim kaç ağaç geçtim bilemem

Nerde günlük tutuyorum evim orası
Telefon defterim ah rakam mezarları
Bir han adı: Ihlamur Gölgesi
Kaç kez kaldım kaç kez ayrıldım

Bu gece ay savrulur ömrüm üzerinden
Kıvılcım bende, yağmalanan kül
Yağmalansın…

hulki aktunc resim

Hulki Aktunç’un sanatçı kimliğini sergilediği ilk alan ise resimdi aslında. Selimiye Askeri Ortaokulu’nun birinci sınıfındayken karşılaştığı Ressam Turhan Vecdi Karal’dan resim dersleri alır. Resme olan ilgisi Erzincan Askeri Lisesi’nde de devam eden Aktunç, ilk kişisel sergisini Lacivert ile Bordo adıyla 1965 yılında açar. 1991’de yılında Şair Ressamlar adlı bir sergide Nâzım Hikmet, Oktay Rifat, Cemal Süreya, Metin Eloğlu ve Afşar Timuçin ile birlikte yer alır.

Söz Kuytusunda

Sözcük sözcükle konuşur
Konuşur bağrışır savaşır
Adını ararken söner bir şiir

Uyaklar uyakların yankısı
Sağır sözcük aksak dize
Od biter köz biter kül biter

İki dize birbiriyle konuşur
Dizeler dizelerle konuşur
Biri yanıp sönünce biter şiir

Söz kuytusunda bekler
Sönmemiş dizeler

hulki aktunc resim

Hulki Aktunç, resimleri için şunları söyler: “Resimlerimde genelde sulu boya, guvaş, mürekkep, annelerimizin kullandığı çivit, kaliteli kına ve yağlı tebeşir gibi malzemelerden yararlandım. Esin kaynaklarım ise çok çeşitli: Çok sevdiğim halk resmi, eski tepsi resimleri, yastık resimleri, at arabası kaportalarına yapılmış resimler, kıraathane resimleri, cam altı resimler, Süveyş Kanalı, Dünya Güzeli Züleyha gibi resimler… Ayrıca, Zileli Emin’in resimleri de çok yoğun sevgi duyduğum resimlerdir.”

Bir Şeyin Varoluşu

Bizim bu göğümüzde
Kanatların görülmesinden
Korkarlar.

Bizim göğümüz altında.
Kanatlarımızı
Gördüğünde düşerim,
Görüp düşeriz diye
Korkuyorlar.

Bu göğlerin altında
Bin bir kanat vardır,
Eksilmiş bin nazar

9. Komet (1941 – )

Asıl adı Gürkan Coşkun olan Komet, kuyruklu yıldız anlamına da gelen adını, bir müzik grubundan esinlenerek alır. Dışavurumcu anlayışın egemen olduğu figüratif yapıtlarıyla tanınır. Komet’in gerçek dışı ve/veya düşsel bir mekanda yer alan figürleri, geçmiş bir dünyanın günümüze yansımış bireyleri ve insan olgusunun simgeleri izlenimini yaratır. Komet ana öğesi figür olan ve olayın bu öğeye bağlı olarak kurgulandığı resimlerinde gerek figürü, gerek olayı keskin çizgi ve renklerle, şok etkisi yapan leke ve renk kullanımıyla vurgulamaktadır. Buna karşın figürün ve olayın yerleştirildiği ortam çok daha romantiktir ve sanatçı burada saydam bir boyama tekniği ve yumuşak renkler kullanarak karşıtlığı daha da belirginleştirmiştir. Sanatçı 1973’ten 1981’e değin sırasıyla Yeni-Romantik, Yeni-Dışavurumcu ve Post-Modernist anlatımların egemen olduğu resimler yapmış, bu tarihten sonraysa bütünüyle bağımsız bir anlatıma ulaşmıştır.

Komet, Guz Uckusu, 1988

Güz Uçkusu, 1988

Aşk Şiiri

Biz neredeyiz sevgilim – sahiden biz nerdeyiz
Fakat farkındayız gidiyor gibiyiz
Böyle mi olacaktı sonumuz
Nereye gidiyorsun böyle miyiz
Yağmur yağıyordu ne anlatıyordun unuttum
Saklanıyordun nar ağaçlarının altına
Yağmur yağıyordu kaldırımlara
mavi yakalı elbisenle pencerede
düşünüyordun nasıl ıslanmadan eve döneceğini
Affet bizi
Seni –kurutmayı– unutmuştuk aşkım
Lambayı söndürmeyi unutmuştuk.

Komet resmin yanında, kendine has üslubuyla şiirler de yazar. Dört şiir kitabı bulunan Komet, Olabilir Olabilir isimli kitabında şunları yazar: “Çocukluktan beri iyi bir şiir okuyucusuydum. Yüzlerce şiiri ezbere biliyordum. 19 yaşımda şiire başladım, Rimbaud’nun şiiri bıraktığı yaşta. 1960 başlarında bazı dergilerde birkaç şiir yayınladım, hatta şiir matinelerine katıldığım oldu. On yıllardır kitap projeleriyle yatıp kalktım.”

komet, Adalardan Yaza Ettik De Veda, 1998

Adalardan Yaza Ettik De Veda, 1998

İstemezlerdi

20 yüzyılın son ay tutulmasında
Farkında değildim saat kaçtı
Fenerbahçe Romanya’da idi
Bochum Trabzon’da
Upuzun bir ipin üstünde idi Hanri

komet, Reincarnation, 1990

Réincarnation, 1990

Fiyatlarımız Fırlamış

Başımızda bir Matematikçi bekçimiz valizleri taşıyan
Ulucami’nin vaizi de dahil
Çizgimiz büzülmüş esvap mı diyelim
Çeteler de karnımızda hırıldıyordu.
Ne çetesi diye soruyorlar
Cühela işte kalabalık bir hamle ile bakiyesi

10. Cemal Süreya (1931 – 1990)

İkinci Yeni şiirinin öncü simalarından biri olarak değerlendirilmesine rağmen, Cemal Süreya şiir evrenini, temelinde ortak dilin yer aldığı geniş bir alan üzerine inşa etmiştir. Şair, şahsi dili, tek kişinin anlam dünyasıyla sınırlı olarak görmemektedir. Şahsi dil onun şiirinde, ortak dile dayalı olarak gelişir. Zaman zaman İkinci Yeni’nin ilkelerini belirlemeye çalışan bazı şairleri, şiir dilini kuş dili gibi bazı insanların kendi aralarında anlamak için kullandıkları şifreli bir dil olarak görmelerinden dolayı eleştirmiştir.

cemal sureya, edip cansever

Edip Cansever

Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

Cemal Süreya’nın şiiri, lirik, yüzeyde erotik, derinde siyasal, hüzünlü ve gülmece yüklüdür. Süreya, imgesel, dil-sözcük oyunları içeren, konuşma dilinden uzaklaşmayan, soyut, biçimi önemseyen, edebi sanatlarla dolu şiirlerini yazarken kelimeyi ve dili şiirin ilk yapıtaşı addeder, gelenekten yararlanır, ama bunu yaparken yeni yeni imgelere tutunur ve bir ucuyla Doğu’ya diğer ucuyla Batı’ya uzanan geniş bir şiir iklimine sahiptir. Cemal Süreya şiirinde aşka ilişkin şiirle erotik temalı şiir yan yana durabildiği gibi, politik şiirle her türlü politik belirlenimden bağımsız, bireyin şiiri de yan yana gelebilmektedir. Başka bir deyişle, Cemal Süreya şiirinde farklı açılımlar, birbiri içinde gelişen ve ilerleyen bir özellik göstermektedirler.

Ülke

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutmadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutmadım

cemal sureya resim

Cemal Süreya not defterlerinin kenarlarına yaptığı karakalem çizimlerinde genellikle şair arkadaşlarını çizmiş. Cemal Süreya günlüğünde şunları yazar: “Birkaçımızda büyük resim tutkusu vardı. Boyuna albümleri karıştırırdık. Sözgelimi, Edip Cansever’le ben. Sezai Karakoç, resme başka bir açıdan bakardı, ama bakardı. (Mülkiye Dergisi’nde onun Mona Roza’larını ben desenlemiştim, takma adım da Charles Suarez, yani C:S.) Ece’nin resme önem verdiğini biliyordum. Metin Eloğlu, zaten ressamdı. Karıştırırdık albümleri (ne albümler ama): Chagall ne yapmış? Yüksel Arslan? Arkadaşımızdı Yüksel Arslan. Edgü de arkadaşımız Edip’le resmin sorunları üzeride çok konuştuk. Onun Kapalıçarşı’da, Sandal Bedesteni’ndeki dükkânının üst katındaki masasının bir bölümünde resim albümleri Himalayalar gibi yükselirdi.”

Cıgarayı Attım Denize

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu

cemal sureya resim

11. Abidin Dino (1913 – 1933)

Ressam, yazar, çevirmen, karikatürist, film yönetmeni, editör, oyun yazarı, seramikçi, şair, sanat tarihçisi, folklor araştırmacısı kimlikleriyle farklı işler üretti Abidin Dino. Hayatıyla sanatını birbirinden ayırmadığı için politik olduğu kadar romantik, inandığı yolda kanının son damlasına kadar mücadelesini sürdürecek kadar inatçı, bir daldan ötekine atlarken son derece rahat davranan bir yaratıcıydı.

abidin dino - cicek

Çiçek

Nerde idik, kızın birdenbire
gülümseyen, hayran, sırılsıklam
yüzünü gördüm.
İri damlalar açık pencereden
içimize akıyordu.

Seni tâ derinlerimizden, uzak derinlerimizden
arzuladık, bizi ısrarla okşa yağmur.
Yağ yağmur, divane yağmur.
Serin yağmur, can yağmur!
Yalvarırım.?

(Yeditepe Öyküleri kitabından)

abidin dino - ada

Ada

Google’a Mutluluğun Resmi yazarsanız, karşınıza Dianne Dengel isimli Amerikalı bir afiş ressamının popüler illüstrasyonu çıkar. Çoğu insan Home Sweet Home isimli bu çalışmanın Abidin Dino’ya ait olduğunu sanır. Abidin Dino, Nazım Hikmet Ran ve çok sevdiği eşi Vera, Paris’te bir otel odasında kalmaktadır. Nazım Hikmet, gecenin bir yarısı eline kalemini almış eşi Vera’ya Saman Sarısı adlı şiirini yazmaktadır. Nazım ve Abidin, otel odalarının penceresinden Seine Irmağı’nı gören çatı katındaki otel odalarının pencerelerinin başında oturmuşlar, Abidin de bir yandan bir şeyler çizmektedir.

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmaz, ama o, mutluluğu bir şiirle anlatmayı seçer.

Mutluluğun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…

Abidin Dino’yu çok eskilerinden beri tanıyan Pertev Naili Boratav, arkadaşını şöyle tanımlar: “Abidin Dino hem ressam, hem yazardı. Şiirleri vardır ve çok güzeldir.”

abidin dino - otoportre

Otoportre

Uyku dibinden tırman bakalım.
Kuyu benim, tırmanan, ben.
Bacak, kol, gövde, baş yabancı, hepsi kendine buyruk, nasıl olmuş da bir araya gelmişler:
Taş bir heykelsin, sırtüstü. Doğrul, doğrulabilirsen.
(…)
Mektep çocukları 3000 yılında bize çok gülecekler.
Farfara.
Birtakım anlamsız sözcüklerin ağlarına takılmış balıklar gibi çaresiz, çırpınıp durduk.
(…)
Zil. Gelen giden yok.
Nefes. Gittikçe daralıyor.
Bakış. Gördüğüm ne ki?
Yatak. Kurşun bir kalıp.
(…)
Bir borusun. Beş paralık.
(…)
İlaç saati!
Yemek saati!
Ölüm mü?
Ne buluş!

Kaynak
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Şiirlerinde Işık ve Renk Unsuruİlhan Berk’in Resimlerinde Rastlantıyı AramakSözle Çizilen Resimler ve Şiirin DenizcisiNazım Hikmet’in RessamlığıNazım Hikmet’in Hayatı ve ŞiirleriTevfik Fikret’in Resmindeki Şiir, Şiirlerindeki ResimŞair ve Ressam Tevfik FikretMetin Eloğlu’nun Şiirlerinde MizahBir Cigara İçimi Oktay RifatHulki Aktunç Harmony Sanat Galerisi’nde anılıyor!KometCemal Süreya Şiirinde İroni


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir