Menu

Osmanlı İmparatorluğu’na Işık Tutan 6 Tarihi Mektup



Osmanlı döneminden günümüze kalan en önemli tarihi belgeler, o döneme ait mektuplar. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’a yazdığı aşk dolu şiirler, Leonardo da Vinci’nin Sultan II. Bayezid’e yazdığı İstanbul’a yapmayı tasarladığı köprüyü anlatan mektup, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un Fethi sırasında Akşemseddin’den aldığı mektup, Cem Sultan’ın sürgündeyken kardeşi Sultan II. Bayezid’e yazdığı mektup başta olmak üzere Osmanlı’ya ışık tutan mektupları derledik.

1. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan

Kırk altı yıllık uzun hükümdarlık dönemi boyunca sık sık savaşlar ve seferler nedeniyle kesintiye uğrayan Kanuni Sultan Süleyman’ın, at sırtında geçen bu zorunlu ayrılık dönemlerinde, tutku dolu bir aşkla bağlandığı Hürrem Sultan’dan ayrı kalmanın büyük ızdırabını yaşıyordu. Tabii ayrılığın o yakıcı azabını yaşayan bir tek Kanuni değildi, aynı acıyı belki de daha fazlasıyla Hürrem de yaşıyordu. Kanuni’nin gittiği seferlerde kendisini unutmasından endişe eden Hürrem Sultan, padişaha olan hasretini ve onu kaybetme korkusunu yazdığı mektuplarla padişaha gönderiyordu.

kanuni sultan süleyman ve hürrem sultan mektupları

Hürrem Sultan mektuplarında (daha önceki yazımıza göz atabilirsiniz) Kanuni’ye “Saadetim yıldızı sultanım, benim sultanım, benim padişahım, şahım sultanım, iki gözümün nuru sermayesi, benim yüzü Yusuf’um” diye hitap ederken Kanuni ise Hürrem’e “Benim İstanbul’um, benim Karaman’ım, benim Bağdad’ım, benim Horosan’ım” şeklinde hitap ediyordu.

Kanuni, Muhibbi mahlasıyla şiirler yazıyordu, aşağıda Hürrem Sultan için yazdığı bir şiiri okuyabilirsiniz. Her dizenin altında o dizenin günümüz Türkçesi’ndeki halini yazdık.

Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
[Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım]
Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım
[Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım]
Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
[Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım]
Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım
[Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm]
Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
[Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem]
Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım
[Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı]
Nebatım, sükkerim, genc,m, cihan içinde bi-rencim
[Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim]
Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım
[Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı]
Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
[İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim]
Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım
[Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım]
Saçı marım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım
[Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım!]
**ürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım
[Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim]
Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
[Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni övmek için görevlendirilmiş gibiyim]
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim* hoş halim!”
[Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.]”

* Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman’ın mahlası)

2. Pargalı İbrahim Paşa ve Muhsine Hatun

Tarihçi Aykut Can’ın yazdığı Pargalı’nın Ölümü adlı kitabında Pargalı İbrahim’in hayatını ve devrin önemli olaylarını tarihi belgelerden, mektuplardan ve konuyla ilgili kitaplardan yola çıkarak anlatmıştır. Her ne kadar Muhteşem Yüzyıl dizisinde Pargalı İbrahim’in Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hatice Sultan’la evli olduğu anlatılsa da, Aykut Can’ın kitabından bu konuda rivayetlerin muhtelif olduğunu öğreniyoruz.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Nigar Anafarta’nın ayrı ayrı yayımladığı bir mektupta Pargalı İbrahim Paşa’nın hanımı olarak Muhsine Hatun adının göründüğünü öğreniyoruz. Muhsine Hatun ise imzalı bir mektubunda oğulları Mehmed Şah’tan da söz etmiş Pargalı İbrahim Paşa’ya. Mektubun, Aykut Can’ın kitabında yer alan sadeleştirilmiş hali şöyle:

pargalı ibrahim paşa mektupları, kanuni sultan süleyman

“Büyük hatun hazretlerine.

Allah masumluğunu devam ettirsin ve temizliğini arttırsın. Ve de gözlerin nuru Mehmed Şah’ın iki gözlerinden öperiz, kabul buyurula. Bol selam ve sınırsız arzular can ve gönülün içinden gönderilir. Dostça bildirilen ve arzulanarak arz edilen budur ki; eğer lütfedip bu tarafın halinden ve durumundan sormak şerefli hatırınızdan geçerse, Allah’a hamd ve şükürler olsun mübarek lütfunuzla selamet yolunda olup gece ve gündüz, ebedî mutluluk olan şerefli endamınızı görmeye meyilli ve arzulu olduğumuz biline. Allah’ın dergâhından rica edilir ki, gönül hoşluğuyla nasip olup muradımıza erişiriz. min, ya yardım edici Allah. Nerede olduğumuz sorulursa, şu anda yaz mevsimi olduğundan Halep’ten göçülüp Diyarbekir taraflarından yola çıkıldı. Etraftan hayırlı haberler gelmektedir. Umulur ki, daima hayır duadan ayrı koymayasınız. Duanızın bereketinden hayırlar takdir edilmiş ola. Eksiksiz sağlık haberlerini şerefli mektubunuzla bildirmekten geri durmayasınız ki, hüzünlü kalpte sevindirici ferahlık nurları ortaya çıka. Daha fazla ne demek gerekir. Dua ile…

Arzulu seveniniz İbrahim”

3. Sultan I. Abdülhamid ve Ruhşah Hatice Hatun

Sultan I. Abdülhamid, bütün başarısızlıklara rağmen Osmanlı padişahları arasında hassas, sevecen, yardımsever kişiliğiyle bilinirdi. Ancak, ülke sorunlarını çözecek deneyime sahip değildi. Aşırı dindarlığı nedeniyle hocalara, şeyhlere çok güvenirdi. 15 yıllık saltanatı boyunca da İstanbul’u karış karış tebdil-i kıyafet gezmiştir. Döneminde İstanbul bir dizi yangın geçirdi ama 1782 yılı yazında İstanbul’da çıkan yangında itfaiye işlerini bizzat kendisi yürütmesi sonucu halkın sevgisini de kazanmıştır.

Harem yaşamını seviyordu, bilinen 11 baş kadını varsa da, onlar arasında Ruhşah Hatice’ye bağlılığının farklı olduğunu Topkapı Sarayı’nda bulunan 8 mektuptan anlıyoruz. Bu mektuplar, I. Abdülhamid’in yaşı, hükümdar kimliği ile bağdaştırılamaz üslupta ve samimiyette yazılmıştır.

sultan birinci abdülhamid mektupları, sultan I. abdülhamid kimdir, osmanlı imparatorluğu

“Fesupanallah ben kulun siz efendimi bu kadar arzularken, benim bu hüzünlü, kederli ve perişan halime derman ve yarama merhem olursun diye sizden şefkat umarken, geceler boyu yatağımıza gelmemeye sebep ne ola? Benim ateşimi söndürür ise ancak senin merhametin söndürür. Vallahi her gece sabahı çıkarırım! Bu gece de gelmezseniz bildim ki, bana muhabbetin yoktur. Benim bu halime düşmanım bile merhamet eder, akşam sabah gelip bir lahza oturmak iş değildir. Kulun ayağına gider yüzünü sürer idi sabaha dek.

Abdülhamid, Ruhşah’ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum türâb olunca, ben senden geçer isem Allah lâyıkımı versün, Efendim. (Benim vücudum toprak oluncaya kadar senden vazgeçersem, Allah bana layık olduğumu versin.) Gideyim diyorum, belki götür buyurursun deyü götürmüyor. Sen benim, ben senin. İnşâallâhu Te’âlâ ömrüm oldukça cem oluruz (bir arada oluruz). (Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen bana götür demiyorsun.) İnşallah-u Teala ömrümüz oldukça birbirimizin oluruz. Narin ayağına yüzüm sürerek rica ederim.”

4. Leonardo da Vinci ve Sultan II. Bayezid

Matematik ve Mona Lisa: Leonardo da Vinci’nin Sanatı ve Bilimi adlı kitabın yazarı Prof. Bülent Atalay şöyle diyor:

“Leonardo da Vinci, Milano’da bulunduğu dönemde Sforzaların Fransızlara yenilmesi sonucu işini kaybediyor. 1500’de II. Bayezid’e mektup yazarak padişahın hizmetinde askeri mühendis olarak savunma surlarını güçlendirmeyi, yeni silahlar tasarlamayı teklif ediyor. Önerilerinin arasında portreler yapmak da var. Kanıtlanamamış bir iddiadır ama II. Bayezid’in babası Fatih Sultan Mehmet’in kendi portresini yaptırmak için Venedikli Gentile Bellini’den önce Leonardo’yu İstanbul’a davet ettiğine de inanılır. Da Vinci, padişaha Haliç üzerine köprü ve Boğaziçi’nin iki yakasını birleştirecek bir dubalı köprü inşa etmeyi tasarladığını yazmış.”

leonardo da vinci köprü taslağı, II. bayezid, osmanlı imparatorluğu

Leonardo da Vinci’nin Sultan II. Bayezid’e yazdığı mektupla, kendisine ait, Paris’teki el yazması arasındaki ilişkiyi, 1952 yılında Alman Türkolog Franz Babinger ortaya çıkardı. Mektubu yazanın Da Vinci olduğu ancak 450 yıl sonra Babinger’in Leonardo Da Vinci’den Sultan II. Bayezid’e 4 proje teklifi adlı makalesi ile anlaşıldı.

“Acizleri, efendimizin Galata’dan İstanbul’a bir köprü kurdurmak için teşebbüse geçtiklerini işittim. Lakin bu işe ehil bir kimse bulamadıklarını öğrendim. Bu işten anlayan kulunuz, arzularınızı gerçekleştirebilir. Köprü, yüksek bir kemer üzerine kurulacaktır. Fakat bu kadar yüksek kemerli bir köprü üzerinden kimsenin geçmek cesaretini gösteremeyeceğini düşündüğüm için kenarlarını tahta parmaklıklarla örteceğim. Kemeri, o kadar yüksek tasarlamamın sebebi, altından yelkenlilerin rahatça geçebilmeleri içindir.

Efendimiz Hazretleri irade buyururlarsa, Anadolu sahiline kadar uzayacak, gerektiğinde açılır kapanır bir köprü dahi inşa edebilirim. Burada su daima hareket halinde olduğundan kenarların aşınmaması için bir çare düşündüm. Bununla su akıntısı dirsek ve kenarlara zarar vermeyecektir. İnşallah Sultan Hazretleri, bu aciz kulunun sözlerine inancını bağışlar da onu her zaman hizmetlerinde görmeyi arzular ve cevap vermek lütuflarını esirgemezler.”

Mektubun sonunda “Bu mektup temmuz ayının üçünde yazılmış ve yazılış tarihinden dört ay sonra ele geçmiştir” kaydı vardır. Mektubun Türkçe’ye çevirisinin başlangıcında Leonardo’dan söz edilirken “kafirin gönderdiği mektup” ibaresi kullanılmaktadır.

5. Fatih Sultan Mehmed ve Akşemseddin

İstanbul’un kuşatma altında iken Bizans’a yiyecek ve yardım getiren 3 Ceneviz ve 1 Bizans nakliye gemisi Zeytinburnu açıklarında Osmanlı donanmasını atlatarak Haliç’e geçmeye muvaffak olur. İşte Fatih’e ait atını denize sürerken betimlenen o müthiş tablo o an gerçekleşir. Öfkelenen Fatih, atını denize sürer. Bu başarısızlık, Osmanlı ordusunun moralini sıfırlar. Bizans ümitlenir. Üstelik Avrupa’dan gelecek Haçlı yardımları konusunda da ümitlerini ve dayanma güçlerini artırır.

Osmanlı devlet büyüklerinin büyük bölümü zaten kuşatmanın kaldırılmasından yanadır. İstanbul fethedilirse Fatih’in artacak itibarı yanında kendilerinin etkisizleşeceği endişesi yaşayan üst düzey devlet büyüklerinin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu olay üzerine sesleri daha da gür çıkar. Orduyu da yanlarına çekmek üzeredirler. Bu olayın hemen ardından aynı gün içinde Akşemseddin’in mektubu ulaşır Fatih’e. Mektubun aslı Topkapı Sarayı Arşivi’nde korunmaktadır.

fatih sultan mehmed, istanbul'un fethi, akşemseddin, bizans, osmanlı imparatorluğu

“Bu olay, gemi ehlinden oldu. Kalbime büyük bir kırıklık ve üzüntü getirdi. Bir fırsat görünüyordu. Fakat bu olay o fırsatı ortadan kaldırdı. Yeni gelişmeler oldu.

Birincisi, kafirler rahatladı, sevince boğuldu, moral buldu.

İkincisi, sizin görüşünüzün eksik, hükmünüzün ve kararlarınızın isabetsiz, sözünüzün etkisiz olduğu görüşü kuvvet kazandı.

Üçüncüsü, dualarımızın kabul olmadığı, müjdemizin geçersiz olduğu ifade edilir oldu. Bu bakımdan bu olay, bunun gibi pek çok sakıncalar doğurdu.

Şimdi yumuşaklık ve merhamet gerekmez. Bu konuda hatalı olanlar, fethe muhalif olanlar tespit edilip, bunlar görevden alınmaları da dahil gereken en şiddetli cezayla cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa, kaleye yeni bir saldırıya kalkışıldığında, hendeklerin doldurulmasına karar verildiğinde gevşeklik gösterilecektir. Bilirsiniz, bunlar yasaktan (zordan) anlayan Müslümandır. Allah için canını, başını ortaya koyan azdır. Meğer bir ganimet göreler, canlarını dünya için ateşe atarlar.

Şimdi sizin yapmanız gereken, bütün gücünüzle, fiilen, emirle, hükümlerinize, sözünüzle işe sarılmanız, gayret göstermenizdir.
Bu tür görevler, gerektiğinde merhameti ve yumuşaklığı az, şiddet kullanabilecek zora başvurulabilecek kimselere verilebilmelidir. Bu, hem geçmişteki uygulamalara, hem de dine uygundur.

Allah şöyle buyuruyor: “Ey şanlı Peygamber! İnkarcılarla, ikiyüzlülerle sonuna kadar savaş ve onlara karşı sert ol. Yumuşak davranma. Onların varacakları yer, cehennemdir ki, orası varılacak ne kötü yerdir.”

Tuhaf birşey oldu. Üzgün bir halde otururken, Seyyitlerin büyüğü, Cafer-i Sadık’ın işareti üzerine Kurân-ı Kerîm üzerinde mütalaada bulunurken şu ayete rastladım: “Allah ikiyüzlülere ve inkarcılara ve sonsuza kadar cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onları rahmetinin sahasından uzaklaştırdı. Onlar için devamlı azap vardır.” Bu ayete göre, bu işte çaba harcamayanlar da, senin emrine uymayanlar da Müslüman değildir. Bunlar, münafık hükmünde olup, inkarcılarla cehennemde beraber olacaklardır.

İşlerini daha sıkı tutmandan ve sert davranmadan başka çare olmadığı anlaşıldı. Sonuçta Allah’ın yardımıyla biz buradan utanan ve gücenen değil, ferahlayan mansur (yardım edilen) ve muzaffer olarak dönen oluruz. Şimdi, “Kul tedbiri alır, takdiri Allah’a bırakır.” hükmü her zaman geçerlidir. Sonuçta başarı Allah’tandır. Fakat elden gelen bütün çaba gösterilmelidir. Hz. Muhammed ve sahabelerinin sünneti de budur.

Üzgün bir halde iken biraz Kurân okuyup yattığımda, birtakım lütuflara ve müjdelere kavuştum ve teselli buldum.
Bu söylediklerim sana boş söz gibi gelmesin. Gereğini yapasın. Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir.”

6. Cem Sultan ve Sultan II. Bayezid

Fatih’in üç oğlu vardı: Bayezid, Mustafa ve Cem. Bunlardan Mustafa ölünce geriye iki veliaht adayı kalmıştı. Kimi yazarlara göre Fatih’in gönlü Cem’den yanaydı. Fatih, 27 Nisan 1481 günü öldü. Tabii ki taht kavgası kaçınılmazdı. Yeniçerilerin ve devşirme hizbinin temsilcisi İshak Paşa Bayezid’i, Anadolu beylerinin temsilcisi Karamani Paşa ise Cem’i destekliyordu. Bu saflaşmanın nedeni, muhtemelen Yeniçerilerin Fatih’in durmak bilmeyen fetih seferlerinden yorgun düşmesi, Cem’in de babası gibi fetihçi olmasından endişe etmeleriydi. Ancak, İshak Paşa Yeniçeriler’e Karamani Paşa’yı öldürtünce tahta kimin çıkacağı belli oldu.

cem sultan fatih sultan mehmet

Cem Sultan ve Fatih Sultan Mehmed

Kardeşi Bayezid’le girdiği taht kavgasını kaybeden Cem, ailesini yanına alarak Adana, Halep, Kahire ve nihayet Mekke’ye gitti. Böylece, Osmanlı hanedan üyeleri arasında hacca giden ilk kişi oldu. Ardından, geri dönüp Konya’yı kuşattı ama etrafının Bayezid’in orduları tarafından sarıldığını anlayınca 29 Temmuz 1482’de Rodos’taki Saint Jean Şövalyeleri’ne sığındı. Anlaşmaya göre, II. Bayezid Cem’in masrafları için şövalyelere her yıl 45 bin düka altın verecekti. Ama Cem anlaşma yapılırken çoktan Rodos’tan Nice’e gönderilmişti bile. Altı yıl, üç ay, 26 gün Fransa’da hapis hayatı yaşadıktan sonra İtalya’ya gönderilen Cem, ömrünün son beş yılını Vatikan’da iki papanın esaretinde geçirdi. Öldüğünde 36 yaşındaydı. İşte esaret yıllarında ağabeyine yazdığı mektuplardan biri:

Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handan
[Sen gül döşekte keyifle, güle oynaya yatarken]
Ben hicr ile bâlin edinem hârı. Sebeb ne?
[Ben çölde dikenleri yastık edeceğim. Sebep ne?]
Bu saltanat-ı dünye ola bu adle mukârin
[Bu dünya saltanatı adaletle paylaştırmayı emrediyor.]
Hacc’ül-Harameyn anı talep kılsa, acep ne?
[Hacca giden kişi talep etse, ne olur?]”

Cem Sultan’ın şiirle mektup yazması, üstünlüğünü kardeşine göstermek için; çünkü şiir, bir statü belirtisi. Cem Sultan hacca giden tek Osmanoğlu’dur.

II. Bayezid, kardeşi Cem’e şu şekilde cevap vermiştir:

Çun ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet,
[Madem devlet bize ezelden kısmet olunmuş]
Takdire rıza vermeyesün böyle sebep ne?
[Allah’ın bu takdirine razı olmak istemeyişine sebep ne?]
Hacc-ül harameynim diyüben da’vi kılursun,
[Mekke ve Medine’yi ziyaret etmekle (Hacı olmakla) da övünüyorsun]
Ya saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne?
[Öyleyse dünya saltanatına bunca talep ne?]”

Cem Sultan’ın vasiyeti şöyledir (Ziya Kazıcı Osmanlı Devleti ve Medeniyeti kitabından alıntı):

“Benim mevtim haberini intişar ediniz (yayınız) ki, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki oyunları dursun. Bundan sonra karındaşım Hüdavendigar Sultan Bayezid Hazretlerine varasız. Diyesiz ki beni reddetmesin. Ne vechle olursa olsun benim tabutumu kâfir memleketinde komasın, İslâm memleketine çıkarsın ve cemi-i borçlarımı eda eylesin. Ve benim anamı ve kızımı vesair taallukatımı ve üstümde hizmette sabıkası olan (bana hizmeti geçen) hüddamımı unutmayıp hallü haline göre riayet eylesin.”

Cem’in ölümünü haber alan Bayezid üç günlük yas ilân ettiği gibi gıyabî cenaze namazını da kıldırtmıştır. Tahnit edilmek suretiyle sadık adamları tarafından Gaeta denilen yerde toprağa verilen cesedi 1499’da Napoli kralı tarafından Osmanlılara teslim edilerek Bursa’da, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu ve Cem’in ağabeyi olan Sultan Mustafa’nın türbesine Muradiye Camii hazîresine defnedilmiştir.

Kaynak
Aykut Can – Pargalı’nın Ölümü, Çağatay Uluçay – Harem’den Mektuplar, Ziya Kazıcı – Osmanlı Medeniyeti Tarihi


Facebook Yorumları

2 Yorum
  1. Mehmet Ali KORKMAZ 22/09/2015 / Cevapla
  2. Egemen 28/10/2016 / Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir