Menu

Önemli Yazarlarımızdan 12 Demiryolu Öyküsü

Tren yolculukları kendine has bir yalnızlık duygusu ve hüzün taşırlar. Yolculuk bazen ayrılık, bazen de kaçış anlamına gelebilir. Bir yolcu bilmediği bir yere gidiyordur, bir diğeri özlemle andığı evine… Her ne şekilde olursa olsun, yollarda geçen zaman yabancıların arasında geçen zamandır. Gurbet zamanıdır. Özlem zamanıdır.

Aşağıdaki seçki Kemal Varol’un Demiryolu Öyküleri kitabından alıntılanmıştır. Demiryolu Öyküleri’nde derlenen öyküler çok çeşitli ruh hallerini, çeşitli yolculukları anlatıyorlar.

1. Sait Faik Abasıyanık (1906 – 1954), Üçüncü Mevki (Semaver, 1936)

Herbert List, Roma, 1950

Herbert List, Roma, 1950

Üçüncü Mevki, Sait Faik’in ilk dönem öykülerinden biri. Yazarın ilk dönem Semaver’le başlayıp, Lüzumsuz Adam’a kadar devam eden öykülerinde, ortak özelliklerinden biri içerdikleri insan sevgisidir. Sait Faik yazdığı ilk hikayelerde zenginlere kızmakta, emekçileri yüceltmektedir. Öykülerinde anlattığı tipleri toplumda sıkça karşılaşılabilen insanlardan seçer.

“Tren durmuş; Geyve istasyonu toz, bulut ve akşam pembeliği içinde bir sarı Çin şehri gibi kaynaşıyor; yalınayak çocuklar, saçları perişan arabacılar ve bir kasket yağmuru istasyonu dolduruyor. Bu kasketlerin altında insanlar; buğdaylarını, tahta traversleri, üzüm, ekmek ve bir vagon penceresinden kendilerine bakan bir hayali düşünüyorlar. Zaman akşamın toz pembesine karışmış iptidaî bir zaman, bu insanları ta Kayseri’lere götüren hain ve dehşetli homurtuya; yani şimendöferin yağlı manivelası ve yarısı kızıl tekerlekli makinasına bakıyordu.”

2. Sabahattin Ali (1907 – 1948), Ayran (Yeni Dünya, 1943)

Elliott Erwitt, ABD, 1955

Elliott Erwitt, ABD, 1955

Sabahattin Ali’nin en hüzünlü öykülerinden Ayran’da, yoksulluktan başka günahı olmayan, yetim, annesi nahiyede hizmetçilik yapan, iki küçük kardeşine bakmak zorunda olan Hasan, her gün olduğu gibi o kış günü de evinden istasyona gider. Güğümündeki ayranı satıp kardeşlerine kuru ekmek alıp karınlarını doyuracaktır. Sattığı iki maşrapa ayranın parasını da üstünü veremediği için alamaz ve sona doğru koşar adım ilerler, çıplak ayakları kara saplana saplana.

“Akşam treni saat dört buçukta geldiği için yazın ortalık kararmadan köye dönebiliyordu. Fakat bugün daha trene yarım saat kala istasyon korkutucu bir alacakaranlığa gömülmüştü. Ayazda ve karanlıkta kalkıp geri döneceğini düşünerek titredi ve hemen gitmek istedi. Fakat bu sırada odasından dışarı çıkan istasyon memuru trenin yakın olduğunu anlattı. Trenin istasyonda durmasıyla kalkması bir oldu. Küçük Hasan kapalı ve puslu pencerelerin arkasında hayal meyal belli olan insan şekillerine bakarak trenin bir başından öbür başına koştu ve “Ayran, temiz ayran!” diye bağırdı, kocaman kunduraları ıslak kumlarda gıcırtılar yapıyor, karlar, bağırmak için açtığı ağzına doluyordu.”

3. Vüs’at O Bener (1922 – 2005), Kibrit (Dost Yaşamasız, 1952)

Werner Bischof, Fransa, 1945

Werner Bischof, Fransa, 1945

50 kuşağının önde gelen öykücülerinden Vüs’at O Bener, Kibrit’te bir şehir treninde karşılaşılan farklı insan portrelerini anlatır. İsimsiz anlatıcının dışındaki karakterler şiveli konuşur. Kişiler birbirlerini hem tren yolculuklarından tanırlar, hem de içlerinde kuşku taşırlar.

“Rayların kıvrılıp, görünmez olduğu yerde iki yeşil ışık yanacak, yandı mı tren yola çıkmış demektir. Soluğu yankılanır havada. Arkasından bir uğultu, bir nakarattır gider. Beklersin gelmez. Oysa topu topu da altı dakika. Geldi neyse tren. Yığılır gibi. Ortalığı koyu, kapkara bir duman kapladı. Önümde yavaşlayan ilk vagona atladım. Makinist de bir kez öttürdü düdüğünü kalktık. O kır bıyıklı adamı göremedim. Binmişti herhalde o da. Yanıma yöreme bakınıyordum. İki orada, iki şurada serpilmişiz tahta kanepelere. Oysa hiç sevmem iç sıkan boş trenleri. Alçacık çatılı, barakamsı duraklar vardır hani, önünde tavuklar eşinir, su ararsın su bulunmaz, simit ararsın simit. Üç beş adam el sallar, kimi de dövünür. İşte o çeşit bir duraktan ayrılmışım gibi, her seferinde üzüntülüyüm…”

4. Oğuz Atay (1934 – 1977), Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya (Korkuyu Beklerken, 1975)

Rene Burri, Fransa, 1950

Rene Burri, Fransa, 1950

Oğuz Atay’ın tek öykü kitabıdır. Atay tüm kitaplarında olduğu gibi öykü kitabında da ironiyi oldukça fazla kullanmıştır. Oğuz Atay’ın Türk öykücülüğüne kazandırdığı en önemli yenilik ironidir. Atay, kitapta yer alan Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya adlı öyküsünde savaş yıllarında, bir demiryolu istasyonunda yazdıkları hikayeleri yolculara satarak geçinen üç hikayecinin zaman içerisinde birbirlerinden, kendilerinden, okurlarından, hayattan ayrılmalarını ve yeteneklerinin aşınmasını anlatır.

“Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağbaşı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan üç hikayeciydik. İstasyon binasına bitişik yanyana üç kulübemiz vardı. Ben, genç Yahudi, bir de genç kadın. Seyyar hikaye satıcılığı yapıyorduk. İşimiz pek parlak sayılmazdı; çünkü istasyonumuza tren çok seyrek uğruyordu. Ayrıca, yalnız posta trenlerinin geldiği günler iyi iş yaptığımız söylenemezdi. Öğleden sonra gelen posta trenlerinde daha çok elma, ayran ve sucuk-ekmek satılırdı. Bu saatlerde genellikle biz hikayeciler uyurduk. Böylece gece için de dinlenmiş olurduk: çünkü bizim bütün ümidimiz, gece yarısından sonra geçen tek eksprese bağlıydı. Öteki seyyar satıcılar bu saatlerde uyanıp gelemezlerdi çoğu zaman.”

5. Erdal Öz (1935 – 2006), Kuklacı (Yorgunlar, 1960)

W. Eugene Smith, Japonya, 1961

W. Eugene Smith, Japonya, 1961

Erdal Öz’ün ilk yayımlanan kitabı Yorgunlar’da Kuklacı dışındaki diğer öyküleri bir gencin içsel deneyimlerini, duygularını ve düşüncelerini anlatır. Kuklacı ise bir tür yazar metaforudur.

“Camın ötesindeki büyük ışıklar büyüyordu. Birden çoğalıverdiklerini gördüm, birden ışıkların içinde buldum kendimi, evler, elektrik direkleri, ağaçlar, kapılar,yollar, bacalarla çevreleniverdik. Tren yeniden o acı sesiyle buz tutmuş geceyi birkaç yerinden bıçaklayıp çatlatıverdi. Deri ceketli adam camı silip baktı, bir daha baktı, döndü, asılı boyun atkısını, takılı olduğu yerden aldı, boynuna sardı. Gözü gözüme değdi. Sonra bavulunun üstündeki kırışık kalın paltosuna uzandı, uzanırken gömleği dışarı çıktı, düzeltmedi, paltosunu giydi, bavulunu indirdi, yerine oturdu. Tren yavaşlamıştı, büyük, gümüşten bir istasyon yapısının önünde durdu. Birkaç kişinin ayazı unutup koşuşturduklarını gördüm.”

6. Mustafa Kutlu (1945 – ), 5402 (Arkakapak Yazıları, 1995)

Ara Guler, Sirkeci, 1959

Ara Güler, Sirkeci, 1959

Geliştirdiği hikaye tarzı ile son dönem Türk hikayeciliğinin önemli ismi Mustafa Kutlu’nun 5402 adlı, bir çocuğun gözüyle kurguladığı hikayesi otobiyografik izler taşır.

“İşte bu sırada uzaktan uzağa bir tiren sesi. Bir çığlık, ayrılığın, hasretin, gidip de dönememenin sararmış fotoğrafı. Ben o zaman ateşle yanan alnımı cama dayarım. Yağmur kırbaç gibi iner tepelere. Süzülen damlaların arasından, aşağılara, vadide ışıltılarla kıvrılıp giden demiryoluna bakarım. Kara tren az sonra karanlığın içinden o büyülü projektörünü yaka yaka çıkıp gelecektir; küçük istasyonda gözyaşlarını yağmura karıştıran, dudakları titreyen, birbirine sarılan bir avuç yolcu ile onları uğurlayanları bir süre aydınlatıp, sonra bir kısmını koparıp alarak çekip gidecektir. Geride düğümlenen hıçkırıklar, yağmurun dinmeyen sesi ve yalnızlık. Kimse kıpırdıyamaz. Ta ki kara tren tünele doğru kıvrılan tepenin ardında kaybolan son vagonun son penceresindeki son kırmızı fenerini söndürünceye kadar. Geride kalanlar bir süre birbirlerine bakarlar, sonra kırılgan, küskün ve yorgun; neşesi tükenmiş, ışığı sönmeye yüz tutmuş evlerine, ocaklarına dönerler. Güz sarı yapraklarını giden tirenin ardından uçurur. Kara trenin karanlığa savurduğu duman tuhaf bir geniz yangısı, unutulmayan bir koku ile gurbetçileri uğurlarken; geride kalanları sonsuz bir bekleyişin kapısına bırakır.”

7. Cemil Kavukçu (1951 – ), Avludaki Tren (Dört Duvar Beş Pencere, 1999)

David Seymour, Cekoslavakya, 1948

David Seymour, Çekoslavakya, 1948

Günümüz çağdaş öykücülüğünün önemli ismi Cemil Kavukçu “Ben yaşamadığım, duyumsamadığım şeyleri yazmıyorum” der. Avludaki Tren öyküsü kendi yaşamına ait izdüşümlerin bulunduğu bir otobiyografik anlatıdır.

“Kardeşim anımsamıyor. O zamanlar çok küçüktü. Ama yine de belleğinde küçük anı kırıntıları olmalı diye düşünüyorum. Gülüyor. Sonra da tren düdüğüne benzeyen bir ses çıkarıyor. “Böyle mi bağırıyordu?” diyor. Ürperiyorum. Kardeşim değil de, o bağırıyor sanki. “Evet,” diyorum, “aynı öyle bağırıyordu.” Omuzlarını silkip yeniden gülüyor. Onu hiç anımsamıyor, ne tuhaf.

8. Hasan Ali Toptaş (1958 – ), Çift Çizgi (Ölü Zaman Gezginleri, 2001)

Trent Parke, Cek Cumhuriyeti, 2001

Trent Parke, Çek Cumhuriyeti, 2001

Postmodern edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ve dil kullanımındaki ustalığıyla tanınan Hasan Ali Toptaş, Çift Çizgi adlı öyküsünde hayatın gerçekliği içinde tanıma imkanı olmayacak insanlarla kader birliği etmeye benzer bir tren yolculuğunu anlatır.

“Tren yolculuğunu severim ben” dedi ağzından saçılan dumanların arkasından. Gitmek fiilinin altını, çift çizgiyle en güzel trenler çizermiş ona göre. Otobüs koltuğunda Ramses gibi kıpırdamadan oturanlara, yolculuk ediyor denemezmiş doğrusu. Sonra trenler her zaman bir sır taşıma olasılığı taşırlarmış. İnsanlar vagondan vagona geçtikçe, tuvalete, restorana gidip geldikçe, ilginç şeylerle karşılabilirmiş insan.”

9. Ayfer Tunç (1964 – ), Kar Yolcusu (Kırmızı Azap, 2014)

Hiroji Kubota, Kuzey Kore, 1997

Hiroji Kubota, Kuzey Kore, 1997

1989’dan itibaren yayımladığı kitaplarla öykücülüğümüzün önemli isimlerinden biri olan Ayfer Tunç, Kar Yolcusu öyküsünde, şehirden uzak bir yerde demiryolu makasçılığı yapan Eşber’in Fidan’a karşılıksız aşkını anlatır.

“Trenin evin önündeki demiryolundan geçmekte olduğunu gördü. Bu homurtular saçan demir yığınına, tekerleklerinden kıvılcımlar fışkıran mucizevi taşıta ulaşmak için koşuyor ama dizine kadar battığı kar onu engelliyordu. Eşber’in gecenin karanlığında yankılanan sesini duydu. Ses değil, canhıraş bir feryattı bu. Gitme diyordu. Onu çağırıyordu. Trenin kapısına kadar gelmişti, uzanıp açmayı başardı ama bir türlü binemiyordu. Trenin yanısıra koşuyordu. Eşber’in ona yaklaştığını duyuyor, soluğunu neredeyse hissediyor, ama arkasına bakmaya korkuyordu. Sonra bir elin kazağına tutunduğunu ve onu aşağıya doğru çektiğini hissetti. Bu ölüme çekmekti. Fidan o trene binmezse öleceğini hissediyordu. Eşber’in güçlü elleri onu kazağından çekerken, trene binmeyi başardı ve buz kesmiş ellerinin bütün gücüyle trenin kapısındaki demir kola yapıştı. Kar gözlerine doluyor, trenin yarattığı buzlu bir rüzgar gücünü kesiyordu.”

10. Faruk Duman (1974 – ), Pancar Vagonları (Av Dönüşleri, 1999)

Henri Cartier-Bresson, Almanya, 1952

Henri Cartier-Bresson, Almanya, 1952

Faruk Duman, tanıdığı hayatları yalın bir dille anlatan bir yazar. Öykülerindeki dil ve anlatım renkliliği, inandırıcılık ve tutarlılık belki de bu yüzden dikkat çekiyor. Özellikle dile yaslanan bu öykülerde anlatmaktan çok yazmak ön planda. Av Dönüşleri, 2000 Sait Faik Hikaye Armağanı’na değer görülmüştür.

“Pancar vagonları gelirdi. Gelir evimizin açıklarında biraz bekler, sonra giderdi. Apansız. Nereye giderdi? Şeker Fabrikası İşletmeleri’ne gittiğini duymuştuk. Demek fabrika pancara doymazdı. Haftada iki treni yutardı. Hem yuttuğu bu trenlerin pancar yüklü doksan vagonu mu olmazdı, doksan dokuz vagonu mu. Demir yolunda durur sayardık vagonları sayardık. “İki yüz” derdik yüksek sesle. “Vay be” diye şaşırırdı artık yanımızda kim varsa, hem nereden bilecek iki katını söyleyiverirdik. Ama imansız bitmek bilmez bir yılan gibi akıp giderdi tren ve kendi çevresinde dolanıp durduğunu bile düşünürdük.”

11. Bekir Yıldız (1933 – 1998), Kara Vagon (Kara Vagon, 1969)

Erich Lessing, Türkiye, 1951

Erich Lessing, Türkiye, 1951

Cumhuriyet Dönemi köy hikaye ve romancılığının önemli isimlerinden biri olan, eserlerinde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki insanların ve gurbette yaşayan insanların sorunlarını anlatan Bekir Yıldız, kitaba adını da veren Kara Vagon adlı öyküde evlerinden, köylerinden ayrılıp pis bir vagonun içinde tıkış tıkış ve aç susuz, günlerce yol alan, başka bir şehre mevsimlik işçi olarak çalışmaya giden insanların öyküsünü gerçekçi bir dille aktarıyor.

“Ve bir tren durdu. En önde karnında su ve kömür taşıyan bir çekici… Arkasında meyveler, hayvanlar ve eşya taşıyan vagonlar… Birkaç insan vardı trenin içinde: Sürücü, ateşleyici, işaretçi. Birkaç vagonun kapısı açıldı. Kalaslar taşındı. Atlar, camızlar, inekler, üzerinden yürütüldü. Bekleşen insanlar zavallı, şaşkın… Tanrı’nın arkasında kalan, hep Tanrı’nın gölgesine düşüp unuttuğu insanlar… Tanrı büyük, insanlar küçücük… Tanrı’nın gözünden kaçanlar… Beş, on, yirmi… Ve daha fazla. Hayvanların boşalttığı vagona alındılar…”

12. Behçet Çelik (1968 – ), Tren Elbet Kalkacak (Herkes Kadar, 2002)

Henri Cartier-Bresson, Fransa, 1955

Henri Cartier-Bresson, Fransa, 1955

Günümüz öykücülüğünün öne çıkan isimlerinden Behçet Çelik’in öyküsünde trenin romantize edilişini okuruz. Tren Elbet Kalkacak’ta demiryolu tekdüze ritmiyle insanı gülümseten, yorgunluk alan bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Sevgiliye, ama istasyonda bekleyip beklemeyeceği bilinmeyen bir sevgiliye doğru çıkılan o yolculuğun romantizmi trenle perçinleniyor.

“Ama tren alır yorgunlukları. Birbirinin benzeri istasyonlar. Koyu gölgeli at kestanelerinden gelen hışırtı, uzak binalarda yankılanan o tiz düdük sesi. İstasyon bahçelerinin tenha sıralarına oturup soluklanmak gerekmez günün yorgunluğunu atmak için. Geçerken bir an görmek yeter. Bir gün o at kestanesinin altındaki sıraya oturup trenin getireceği birisini bekleyeceğimi düşünürüm. En fazla bir telaş dolaşır bedenimi. Yorgunluk falan kalmaz. Bunları içimden değil, söylenip duranlara söylesem. “Oğlum diyecekler, “Belli ki acelen yok. Beklemek senin gibi avareyken güzel gelir insana.” Acelem mi yok? İçinizde en çok acelesi olan benim. Bu tren beni evime götürmüyor, asık yüzlü olmanın kıdem sayıldığı, her köşesi can sıkan kutulardan birine gitmiyorum. Tren beni sevgilime götürüyor.”

Kaynak
Kemal Varol – Demiryolu ÖyküleriVüsat O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir YaklaşımYazar-Hayat-Eser Bağlamında Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikaye Eserinin Tahlili Murat Gülsoy – Tanrı Beni Görüyor Mu?


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir