Menu

Harper Lee: Bülbülü Öldürmek ve Tespih Ağacının Gölgesinde



Harper Lee’nin 1960 yılında 34 yaşındayken yayımladığı, 40’tan fazla dile çevrilmiş, 1961 yılında Pulitzer Ödülü’nü almış, 1962 yılında Robert Mulligan tarafından sinemaya uyarlanmış eseri Bülbülü Öldürmek üzerine çok şey söylenmiş ve yazılmıştır.

Yirminci yüzyılın ilk yarısındaki Amerikan toplumu, bunalım yılları, ırkçılık, siyahi karşıtlığı ve onurlu insanların mücadelesi… Hele ki ırkçılığın ABD’de hala siyahilerin ölümüne yol açtığı, bizim coğrafyamızda ayrımcılığın her türünün gündelik hayatın parçası haline geldiği günümüzde okunduğunda, o onurlu, vicdanlı insanlara ne kadar ihtiyacımız olduğu düşünülürse, romanın güncelliğinden hiçbir şey yitirmediği de görülecektir.

harper lee

Harper Lee, 28 Nisan 1926’da Alabama’da, avukat Amasa Coleman Lee ve Frances Cunningham Finch Lee’nin dört çocuğundan en küçüğü olarak dünyaya gelir. Üniversiteye dek evlerine yakın okullarda okuyan Lee, lisede İngiliz Edebiyatı’na merak salar. Alabama Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan Lee, bir taraftan da okulun Rammer Jammer isimli dergisinde editörlük yapar.

Zamanla edebiyatın hukuktan daha çok ilgisini çektiğini anlayan yazar, değişim programıyla Oxford Üniversitesi’ne gider. Oxford’dan döndüğü 1949 sonbaharında, New York’a taşınır ve bir havayolu şirketinde rezervasyon görevlisi olarak çalışmaya başlar. Alabama’dan çocukluk arkadaşı Truman Capote ile görüşmeye başlar. Bu dostluk, Lee’nin edebiyat dünyasına girmesine vesile olur. Capote vasıtasıyla tanıştığı, Broadway’de çalışan dostları Michael Martin Brown ve karısı, Lee’yi bir şeyler yazması konusunda cesaretlendirir. Bundan sonra Harper Lee, işinden ayrılır ve kendini tamamen yazmaya adar. Bu sırada, edebiyatçıların menajeri Maurice Crain ile tanışır. Menajeri Crain, Bülbülü Öldürmek (To Kill A Mockingbird) isimli romanın basılması için harekete geçer ve kitap 1960’da yayımlanır. İlk birkaç yıl kitabın tanıtım turlarına çıkan Lee, 1964’te Alabama’ya dönüp inzivaya çekilir.

harper lee

Öykü, roman ve deneme yazarı, Amerikan Gotik geleneğinin başlıca temsilcilerinden arkadaşı Truman Capote ile

Yazar, romanı 1936 yılında yaşadığı trajik bir olayı temel alarak yazar. Kitabın ana kahramanları, sekiz yaşındaki Scout, kendisinden dört yaş büyük ağabeyi Jeremy (Jem) ve yazları aralarına katılan arkadaşları Dill’dir. Scout ve Jeremy anneleri küçükken öldüğü için avukat olan babaları Atticus Finch ve evin aşçısı Calpurnia ile birlikte yaşarlar.

Bülbülü Öldürmek, 1930’ların Alabama’sında başlar, insanoğlunun en büyük hastalıklarından biri olan ırkçılığı konu eder. Amerika’nın güneyi Alabama’da, Maycomb adındaki küçük bir kasabada yaşanan ve bir zencinin haksız yere suçlanmasıyla gelişen olaylar, küçük kahramanımız Scout Finch tarafından anlatılır. Roman her ne kadar küçük bir Amerika kasabasında geçse de, yansıttığı evrensel değerleriyle tüm sınırları ortadan kaldırır. Konu bir çocuk bakış açısından anlatıldığı için anlatımda  çocuklara has duyarlılık görülür. Romanın anlatıcısı, dokuz yaşına henüz basmamış olduğu sık sık bize hatırlatılan küçük kız Scout’un müthiş incelikli zekasına, hayata, okul yaşamına, büyüklerin dünyasına esprili bakışına, haylazlığına, bir hanımefendi olmamak için elinden geleni yapışına hayran olmamak elde değil.

Romanın bir diğer önemli kahramanı olan ve küçük Scout’a adalet, dürüstlük gibi kavramları aşılayan babası Atticus Finch’tir. Harper Lee, 1956’da yazmaya başladığı otobiyografik öykülerden yola çıkarak Bülbülü Öldürmek’i ortaya çıkarmıştır. Scout, büyük ölçüde Harper Lee’nin kendisi diyebiliriz. Lee’nin çocukluk arkadaşı Truman Capote de romanda Dill karakteri olarak yer alır. Bunun yanı sıra Lee’nin babası da bir avukattır.

bulbulu oldurmek

Bülbül, masum olan ama sırf zenci olduğu için öldürülmek istenen bir zencinin simgesidir. Kitabın ismini ise şu cümle açıklayacaktır: “İstediğin kadar kuş avlayabilirsin, ama sakın bülbüle dokunma. Zararsız olanları öldürmenin günah olduğunu aklından çıkarma.”

“Bazı zenciler yalan söyler, bazı zenciler ahlaksızdır, kadınlarımızın çevresindeki bazı erkeklere güvenmememiz gerekir, ister siyah olsun ister beyaz. Ama bu her türlü insan soyu için geçerlidir, belli bir insan soyu için değil. Bu mahkeme salonunda hiç yalan söylememiş, ahlaksızca bir şey yapmamış kimse yoktur, bir kadına hiç arzuyla bakmamış tek bir erkek yoktur.”

1962’de aynı adla beyazperdeye uyarlanan filmde Scout’u oynayan Mary Badham ile film üç dalda Oscar Ödülü kazanır. Sinema uyarlamasının yanı sıra tiyatroda da sahnelenen roman, ABD’deki okulların müfredatının bir parçası olarak yer alır.

Baba Atticus Finch masum olduğu halde tecavüzle suçlanan siyahi bir adamın avukatlığını yapmaya karar verir. Fakat kendini büyük bir önyargı ve nefret girdabının içinde bulur. Romanın başlarında güneyin darkafalılığını ya da sınıf kibrini, hatta ırkçılık izlerini görebildiğimiz Scout, babası bir zenciyi savunduğu için maruz kaldığı ırkçı saldırılar karşısında ve babasından öğrendikleriyle bu olumsuz etkiden sıyrılacaktır. Önyargısız bir şekilde dünyaya bakacak, haksız yere suçlanan kişi için acı duyacaktır. Çocuk anlatıcı bunu başarmakla kalmaz, bizi aynı zamanda kendi önyargılarımızı ve değerlerimizi sorgulama noktasına getirir. Yazarın hikayesini bir çocuğa anlattırmasında kuşkusuz rolü olan bir faktördür bu.

harper lee

“Ama bu davayı almasaydım çocuklarımın yüzüne bakabilir miydim sanıyorsun? Tek umudum, tek duam Jem’le Scout’un öfkeye kapılmadan bunu atlatması, en önemlisi de bunu Maycombluların alışagelmiş hastalığına kapılmadan yapmaları. Bir siyahiyle ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımı söylesem yalan olur. Umarım Jem ile Scout bir cevap aradıklarında kasabada konuşulanları dinlemek yerine bana gelirler.”

“Küçük bir çocuğun gözünde yalan yoktur. Çocuklar gördüklerinin ve hayal dünyalarının içinde yaşarlar ve onlar her şeyi yalansız görürler. Bizler içimizdeki bütün kötülükleri onlara aşılamakla en büyük görevi üstleniyoruz (!)”

“Görünüşte hepimiz aynı türden canlılarız değil mi? Hepimiz etten ve kemikten oluşuyoruz, hepimiz aynı şekilde dünyaya geldik, aynı şekilde besleniyor, aynı havayı soluyoruz. Peki ya yeryüzünde bitmek bilmeyen bu kavgalar, savaşlar neden? Biz neden sürekli birbirimizi üzüyor, eziyor ve tüketiyoruz? Neden birileri sürekli diğerleri üzerinde egemen olma, üstünlük savaşı kurma eğiliminde?”

harper lee

Jem ve Scout’un okuldaki arkadaşları, babaları Atticus’un zenci dostu olmasını sebep göstererek onları dışlar. Atticus, ırkçılık karşıtı, eşitlik yanlısı fikirleriyle Jem ve Scout’u ilkeli ve önyargısız yetiştirmeye çalışmaktadır. Scout, çevresindeki herkesin ırkçı fikirlerine maruz kalsa da içten içe babasının haklı olduğunu bilir. Karşılaştığı baskı onun içinde yetiştiği güneyin etkilerinden sıyrılmasında en önemli etkendir, zira ırkçılığın anlamsızlığını, haksız yere suçlanan insanları savunmanın önemini anlar. Maruz kaldığı baskılar bize o dönemde güneyin ideolojisi ve toplumsal yapısı hakkında da bilgi verir.

Scout, babasını Tom Robinson adlı zenciyi savunduğu için kasabalı bir grup adamın saldırısına uğramaktan son anda kurtarır. Babalarını evde göremeyince aramaya çıkan çocuklar, kasabalı bir grup erkeğin Tom Robinson’ı, onların deyişiyle zenciyi kendilerine teslim etmesi için Atticus’a kabadayılık yaptığını görürler. Kalabalığın liderlerinden biri Scout’un sınıf arkadaşı Walter’ın babası Bay Cunningham’dır. Onunla selamlaşan, oğluyla aynı sınıfta olduğunu söyleyerek kendini hatırlatan Scout, Bay Cunningham’ı adeta dalmış olduğu saldırgan ve düşünmeyen ruh halinden sıyırır. Daha sonra Scout, babasına Bay Cunningham’ın dostları olduğu halde, nasıl onu incitmeyi düşünebilmiş olduğunu sorar. Atticus bunu şöyle cevaplar:

“Bir kalabalık ne olursa olsun yine de insanlardan oluşur. Bay Cunningham dün akşam o kalabalığın bir parçasıydı ama yine de insandı. (…) Akıllarını başlarına getirmek için sekiz yaşında bir çocuk gerekti, değil mi? Bu bir şeyi ispatlıyor, bir vahşi hayvan sürüsünün durdurulabileceğini, sadece hala insan oldukları için. Hmmm, belki de çocuklardan oluşan bir polis gücüne ihtiyacımız vardır. Siz çocuklar dün akşam Walter Cunningham’ın kendini bir dakika için benim yerime koymasını sağladınız. Bu yeterli oldu.”

Bu cevap, aynı zamanda, bir kalabalık halinde ırkçılık çılgınlığını yaşayan insanların hikayesini neden küçük Scout’un anlattığını da açıklar gibidir. Zira belki onlara insan olduklarını, bu sekiz yaşındaki çocuk hatırlatacaktır.

harper lee

Uzun yıllar sessizliğini koruyan Harper Lee, 2007’de felç geçirir ve kız kardeşi ile yaşamaya başlar. Bülbülü Öldürmek’ten sonra birkaç yazı dışında hiçbir şey yayınlamaz.

2014’te Harper Lee’nin tüm işlerini ve avukatlığını yürüten kızkardeşi Alice ölünce, ünlü yazarın avukatlığını Alice’in yardımcısı avukat Tonja Carter üstlenir. Carter, Harper Lee’nin romanını yazdığı daktilosu, el yazısı müsveddeleri, mektupları gibi kişisel eşyalarını sakladığı bankanın kasasını kontrol etmek için açtığında bir roman müsveddesi bulur. Önce bunu Bülbülü Öldürmek’in ilk kopyası zannettiyse de daha sonra bunun tamamen başka, ikinci bir kitap olduğunu fark eder. Yazarın izniyle 2015’te Bülbülü Öldürmek’in devamı niteliğinde olan Tespih Ağacının Gölgesinde (Go Set A Watchman) adlı ikinci kitabı yayımlanır. Tespih Ağacının Gölgesinde, aslında Bülbülü Öldürmek’ten önce yazılmış bir kitaptır. O dönemde, Lee’nin editörü yazardan romanı bir çocuğun gözünden anlatılacak şekilde değiştirmesini ister ve böylelikle Bülbülü Öldürmek çıkar ortaya.

Harper Lee, kitabı yayımlandıktan bir yıl sonra 19 Şubat 2016’da Alabama’da yaşama veda eder.

harper lee kitaplari

Tespih Ağacının Gölgesinde, gençliğinin önemli bir kısmını New York’ta geçiren 26 yaşındaki Scout’un ailesini ziyaret etmek için çocukluğunun geçtiği kasaba Alabama Maycomb’a dönmesiyle başlar. Aradan geçen yıllar kendisinde büyük değişimlere yol açsa da hayalindeki kasabanın, düşlerinde yaşattığı imgelerin yerli yerinde olduğunu düşünür. Ancak hikaye ilerledikçe hiçbir şey Scout’un bıraktığı gibi değildir. Romanda yaşlı bir adam olarak karşımıza çıkan baba Atticus Finch ise, ırkçı tavırlarıyla kızını hayal kırıklığına uğratan bir babadır artık. Üstelik doğduğu topraklara adım atar atmaz içine çekileceği, kökleri çok eskilere dayanan ve yazarın Bülbülü Öldürmek’te temellerini attığı bir ilişkinin içinde bulacaktır kendini kahramanımız. Roman Scout’un gözünden, zaman zaman Scout’un çocukluk yıllarına dönüşler eşliğinde anlatılır.

“Bir slogan duydum, beynime nakşoldu. “Herkese eşit haklar, kimseye özel ayrıcalıklar,” diyordu ve benim için her ne söylüyorsa, o anlama geliyordu. Ben bu laftan şöyle bir anlam çıkarmadım: Destenin en tepesindeki kart beyaz adama, en dibindeki kart da siyah adama…”

“Bugüne kadar tam anlamıyla ve bütün yüreğiyle güvendiği tek insan onu hayal kırıklığına uğramıştı; parmağıyla gösterip tecrübeye dayanan bir bilgiyle. “O tam bir beyefendidir, iliklerine kadar beyefendi,” diyebileceği tek erkek ona ihanet etmişti; fena halde, uluorta ve utanmazca.”

“Bu ülkede beni korkutan tek şey şu: Devlet bir gün öyle bir canavarlaşacak ki, en küçük bireyler ayaklar altında ezilecek ve artık yaşamanın hiçbir değeri kalmayacak. Şu yorgun dünyamızda Amerika’nın hala tek ve benzersiz olan yanı, burada bir insanın beyninin götürebildiği yere kadar gidebilmesi, istiyorsa da cehennemin dibine gidebilmesi; ancak bu da fazla sürmeyecek…” (Tespih Ağacının Gölgesinde)

Kaynak
İnsan Bir Romanı Niye Okur?Çocuk Bakış Açısının Anlatıda Kullanılışı ve İşlevi ÜzerineHariciye Koğuşu’nun Esaret Bülbülüİlham Kitabım: Bülbülü ÖldürmekHarper Lee’den Tespih Ağacının GölgesindeBaşyapıta Çeyrek Kala


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir