Menu

İspanyol Ozan Federico García Lorca’nın Hayatı ve Eserleri




İspanyol şair ve tiyatro yazarı Federico García Lorca, 5 Haziran 1898’de Granada’nın Vega Ovası’nda bulunan Fuente Vaqueros kasabasında doğdu.

Kır yaşantısının ve aile ortamının çok renkliliği Lorca’nın ileride sanat yaşamını etkileyecek unsurlardır. Victor Hugo hayranı bir dede, Herdemtazeler adlı bir şiir kitabı yayınlamış bir amca ve bandurria (İspanyol çalgısı) çalarak jaberalar seslendirmekte ün kazanmış bir başka amcanın yanı sıra, sağlıksız bir çocukluk geçirdiği için üzerine titreyen aile kadınları (annesi, büyükannesi, halaları ve dadıları) Lorca’nın hayal dünyasını halk türküleri ve masallarıyla donatırlar.

federico garcia lorca

1904

Lorca’nın Granada’daki gençlik yıllarına dair tanıklıklar, genelde utangaç ve içine kapalı bir insan portresi çizer. Bununla birlikte, Hukuk ve Edebiyat eğitimi gördüğü Granada Üniversitesi’nden bir grup arkadaşıyla oluşturduğu ve los putrefactos (kokuşmuşlar) diye adlandıracağı küçük bir topluluğun içinden çıkmaz pek. Topluluk elemanları, aynı zamanda egzotik izlenimler edinmek amacıyla Endülüs gezisine çıkan ve aralarında H.G. Wells, Rudyard Kipling, Arthur Rubinstein gibi tanınmış sanatçıların da bulunduğu Avrupalı ziyaretçilerin rehberliğini de üstlenirler.

Sosyalist düşünür Fernando de los Ríos, Lorca’nın ailesini ikna ederek 1919’da onu Madrid’de öğrenci yurduna yerleştirir. Bu Lorca’nın hayatında dönüm noktası olur. Guillermo de Torre, José Moreno Villa, Luis Buñuel, Salvador Dali, Rafael Alberti, Pedro Salinas ve Gerardo Diego, Juan Romon Jimenez gibi değişik sanat alanlarında ün yapmış, evrenselleşmiş kişilerle ilişki kurar Lorca.

federico garcia lorca

Lorca annesi, babası, kızkardeşi ve erkek kardeşiyle, 1912

Federico García Lorca, ozan olmadan önce müzisyendir. Gençliğinde İspanyol folkloru ve halk ezgileriyle yakından ilgilenmiştir. Şair olmaya karar vermeden önce kendisini müzisyen olarak tanımlayan Lorca’nın müzikle olan ilişkisi, onun sonraki tiyatro yapıtlarında şiirle birlikte müziğe de dramatik bir unsur olarak ağırlıklı bir yer vermesinde kendisini gösterir. 19 yaşındayken ders aldığı müzik öğ­retmeni ölmemiş olsaydı ya da ailesi onun isteğine uyarak müzik eğitimi alması için Paris’e yollamış olsaydı, belki de Lorca’yı şairden çok müzisyen olarak tanıyacaktık.

1918’de yayınlanan ilk şiir kitabı İzlenimler ve Peyzajlar o dönemin popüler temalarından olan doğanın ve insan ruhunun bütünselliği düşüncesi üzerine inşa edilmiştir. Her zaman iyi bir gözlemcisi olduğu doğa ve doğa unsurları, hemen hemen her şiirinde birer simge olarak çıkar karşımıza.

Olmayana Can

Ne boğa biliyor seni ne incir ağacı,
ne atlar ne evindeki karıncalar.
ne çocuk biliyor seni ne de ikindi
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar.

Ne taşın sırtı biliyor seni,
ne içinde için de çürüdüğün siyah saten.
bilmiyor seni sessiz anıların
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar.

Sedef kabuktan borularla gelecek güz,
buğulu asmalar, kümelenmiş tepelerle,
ama kimse bakmayacak gözlerine
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar

(Çeviri: Erdal Alova)

lorca, bunuel ve dali

Salvador Dali, José Moreno Villa, Luis Buñuel, Federico García Lorca, José Antonio, 1926

1921’de basılan ve 1918-1919 arasında yazdığı şiirlerden oluşan Şiirler Kitabı için “Bu gençlik ateşiyle, acı ve ölçüsüz tutkuyla dolu kitapta, yeni yetmelik ve gençlik günlerimin, şimdiyi hala çok yakındaki çocukluğuma bağlayan o günlerin sahici görüntüsünü sunuyorum. Bu düzensiz sayfalar gönlümün ve ruhumun candan yansılarıdır, çevrede bakışlarıma yeni yeni doğmuş olan çırpıntılı yaşamın verdiği ayrıntılarla boyalıdırlar” der.

Gece Ezgisi

Öyle korkarım ki
kuru yapraklardan
ve çiyle örtülü
ovalardan öyle.
Uyumak üzereyim;
uyarmazsan beni,
donmuş yüreğimi bırakırım yanında.

Nedir o çınlayan
uzakta?
Aşk. Pencere camlarında rüzgâr o,
aşkım benim!

(Çeviri: Sait Maden)

federico garcia lorca

Akşam

Yağmurlu ve soluk külrengi akşam,
yürüyor her şey.
Kurumuş ağaçlar.
Kimsesiz odam.

Açılmamış kitap,
eski resimler…

Bir hüzün sızıyor mobilyalardan
ve ruhumdan.
Belki
yok Doğa’nın bana göstereceği
kristal göğsü.

İşte yüreğimin eti acıyor
ve ruhumun eti.
Ben konuşunca,
sözlerim havada kalakalıyor
suda mantar gibi.

Gözlerin içindir
çektiğim acı,
geçmişin acısı
ve geleceğin.

Yağmurlu ve soluk külrengi akşam,
yürüyor her şey.

(Çeviri: Sait Maden)

federico garcia lorca 1928

1928

1929’da basılan ve ona uluslararası bir ün kazandıran Çingene Romansları’ndaki ultraismo (aşırıcılık) yerini, Dali’yle kurduğu içinde tutkulu ve platonik bir aşkı da barındıran dostluk sırasında tanıştığı sürrealizme bırakmıştır. Sürrealizm Lorca’nın gözde konularından birini, tutkuların bastırmayla ve onun da ölümle sonuçlanması temasını, metaforik ve simgesel bir dil yoluyla işlemesine de zemin hazırlar. Lorca kitabı için “Romanslarda değişik kahramanlar var gibi görünüyorsa da, gerçekte bir tane var: Granada. Çingene adını taşısa da kitap bir bütün olarak Endülüs’ün şiiridir. Çingene dedim, çünkü çingene yurdumun en seçkin, en derin ve aristokratik öğesidir.” der.

Uyurgezer Romans

Yeşil nasıl istiyorum seni yeşil,
yeşil rüzgâr, yeşil dallar.
Çıktı yukarı iki arkadaş.
Uzun rüzgâr ağızda,
safradan, naneden, fesleğenden,
bırakıyordu tuhaf bir tat.
Dostum! Söyle nerde o?
Nerde senin acı kız?
Ne kadar bekledi seni!
Ne kadar beklesin di seni!
serin yüz, siyah saçlar,
bu yeşil terasta!

(Çeviri: Erdal Alova)

federico garcia lorca ve salvador dali

Salvador Dali ve Federico García Lorca

Salvador Dali’yle 1923’te tanışır. İkisi de akademinin aynı yurdunda kalmaktadır. Lorca ve Dali’nin birlikteliği kısa sürmüş olsa da, görüşmedikleri yıllarda da uzun uzun mektuplaşmış, birbirlerine resim ve şiir yollamışlardır. Karşılıklı mektuplarının başlıkları hep “Benim en değerli hazinem, birtanem, en değerli varlığım” olur. Sanat uzmanları Dali’nin Bal Kandan Tatlıdır dahil 12 eserinde çeşitli biçimlerde Lorca portreleri bulunduğu görüşündedir. Lorca da Dali’ye Salvador Dali’ye Destan ve Küçük Viyana Valsi’ni adar.

Küçük Viyana Valsi

Çünkü seviyorum seni, seviyorum seni, sevgili,
çocukların oynadığı tavan arasında,
düşleyerek eski zaman ışıklarını Macaristan’ın
şeker gibi bir öğleden sonranın gürültüsü arasında,
farkına vararak kuzunun ve kardan süsen çiçeklerinin
arasından alnının karanlık sessizliğinin.

(Çeviri: Vehbi Taşar)

federico garcia lorca 1929

New York, 1929

Lorca, Çingene Romansları şiirlerinin ilk bölümünün yayınlandığı, uluslararası bir ün kazandığı 1929-30 yılları arasında Amerika’ya gider. Kimileri bunu şairin kazandığı olağanüstü şöhret üzerine daha iyi bir şey yapamayacağından duyduğu paranoyak bir korku yüzünden kaçmasına, kimileri onunla dostluğunu bitirerek Paris’e yerleşen Dali’nin yokluğunun yarattığı bunalım nedeniyle uzaklaşmak istemesine, kimileri ise şairin yeni konular bulmak ve imgelemini tazelemek için bu yolculuğa çıkmasına bağlar.

Colombia Üniversitesi’ne girer, ama bir türlü İngilizce öğrenemez. Üniversiteyi bir yana bırakıp kentin müzelerini gezmeyi, tiyatrolarını dolaşmayı yeğler. Göçmen mahallelerini ve özellikle Harlem’i gezer, insan duyarlığı, insan sıcaklığı ile yoğrulduğunu söylediği caz müziğine vurulur. Zenciler, işçiler, işsizler, üniversite öğrencileri, pis sokaklar, insan yığınları, cinayetler, kabalık ve vahşet… Bütün bu gördükleri Lorca’yı derinden etkiler. Durmadan şiir yazar bu arada. Bir eşcinsel hakları savunucusu şair Walt Whitman ile tanışır, onun biçemiyle bütün bu New York dünyasını anlatan şiirler yazar artık. Ölümünden sonra 1940’ta yayımlanan Şair New York’ta kitabındaki şiirlerde makineleşmiş bir uygarlıkta, yaşamın içinde ölümü görmenin dehşetini, çarpıcı bir biçimde bir araya getirilmiş katı, ürpertici imgelerle aktarır.

Artık ne ekmeği bölüştüren var ne şarabı çünkü,
ne ölümün ağzında ot yetiştiren,
Çirkefin New York’u
demir telin, ölümün New York’u.
Yanağında saklanan hangi melektir?
Söyleyecek hangi yetkin ses buğdayın doğrularını ?
Kirlenmiş lalelerin korkunç düşü kim?

(Çeviri: Sait Maden)

federico garcia lorca

Manuel Font, J. V. Foix, Sebastià Gasch, Lluís Montanyà, Josep Carbonell, Federico García Lorca, Salvador Dali, M. A. Cassanyes, 1927

Lorca ilk oyunu Kelebeğin Suçu’nu 1919’da yazmıştır. Oyun bir yıl sonra sahnelense de ilgi görmez. 1925’te yazdığı Mariana Pineda, Granada coğrafyasına ait olan tarihsel bir öyküdür. Özgürlük için savaşan devrimci sevgilisi için bayrak dikerken yakalanan ve idam edilen bir kadının öyküsüdür. 1927’de sahnelenen Mariana Pineda oyunu Salvador Dali’nin dekoratörlüğünde ve İspanya’nın önemli oyuncularından Margarita Xirgu’nun oyunculuğuyla sahnelendi ve önemli başarı elde eder.

Mariana Pineda

Mariana Pineda, 1927: Federico García Lorca, Salvador Dali, Margarita Xirgu, Julia Pacheco ve arkadaşları

Cumhuriyet’in ilanından hemen önce ülkesi İspanya’ya döner. Lorca için bu yeni ortam, içerdiği özgürlük atmosferi ve sağladığı olanaklar nedeniyle bulunmaz niteliktedir. Kısa sürede, Cumhuriyet’in ve hükümetin ateşli destekleyicileri arasında yerini alır ve sanatsal tavrını, o zamana kadar olmadığı ölçüde giderek siyasileştirir. 1931 yılında İspanya’da Cumhuriyet ilan edilince Eğitim Bakanlığı, Lorca’yı 1932 yılında kurulan, gezgin tiyatro kumpanyası La Barraca’ya müdür olarak atar. La Barraca, hükümetten ödenek alan, üniversiteli gençler tarafından kurulmuş bir topluluktur. İşte Lorca’yı büyük bir oyun yazarı olarak bugüne getiren gelişmeler de böylece başlar. Topluluk kırsal bölge insanına altınçağ oyunlarını oynar. Bu saf seyircilerin tutkusu Lorca’nın aşk ve onur gibi bilinen temalara geri dönmesini sağlar.

la barraca

1932, La Barraca tiyatro grubu ve Federico Lorca

Şiirsel tiyatronun en önemli temsilcisi Lorca, 1932’de bugün tiyatro sanatında bir klasik haline gelen ve bir gazete haberinden esinlendiği kadın üçlemesinin ilki Kanlı Düğün oyununu yazar. Oyunda, gelin evleneceği gün, gizlice sevdiği adamla kaçar, küllenen aileler arasındaki kan davası yeniden ateşlenir. Sonunda ise iki erkek birbirini öldürür. Oyunda Lorca aşkı ve gelenekleri arasında sıkışıp kalan bir kadının trajedisini anlatırken aslında İspanya’nın kaderini de anlatır.

“Sazlıkların fısıltısını, mırıltılı türküsünü getiriyordu bana. Soğuk sudan küçük bir çocuğa benzeyen oğluna uydum bende, ötekisiyse yüzlerce kuş saldı üzerime; bu kuşlar yollarımı tuttular beyaz beyaz kırağı bıraktılar yaralarımın üzerine… İstemezdim! Unutma ki ben de istemezdim! Oğlun benim yazgımdı, ona ihanet etmiş değilim! Ama öbürünün kolları denizin itmesi, boğanın çekmesi gibi sürüklüyordu beni! Her zaman da sürüleyecekti! Her zaman! Kocamış bir kadın olsam da oğullarımın oğulları saçlarımdan tutsa da…”

federico garcia lorca 1932

1932

1934’te yazdığı üçlemenin ikinci kitabı Yerma’da, Yerma kocasının veremediği çocuklar için yanıp tutuşan, yasadışı yollardan döl alamayacak kadar da törelere bağlı bir kadının dramıdır. Bu oyunda da ahlak kuralları, töreler ve arzuları arasında sıkışıp kalmış kadının trajedisi söz konusudur.

“Ah! Bu ne üzüntülü yer böyle. Bu nasıl kapı, kapanmış güzelliğe. Ben bir oğlum olsun diye acı çekmek istedikçe, yeller uyuyan aydan bana çiçekler getirmekte. Ve iki ılık süt pınarı gövdemin derinliklerinde iki at tepmesi gibi üzüntümü dövmekte. Ey benim kurumuş memelerim, fistanımın altında, aklıktan uzak, kör güvercinler… İçimde hapsedilmiş kandan çektiğim acı. Ensemde sokuşu eşek arılarının. Ama doğmalısın sen, yavrum benim. Çünkü su tuz verir, toprak da meyve, bulut nasıl o tatlı yağmuru getirirse gelecek de öyle durur bizim içimizde.”

Üçlemenin sonuncusu olan Bernarda Alba’nın Evi’ni ölümünden 2 ay önce 1936’da tamamlar. Despot anneleri tarafından zorla bir yas evinde tutulan, kin ve şehvet duygularıyla yanıp tutuşan dört kız kardeşin hikayeleri anlatılır. Lorca’nın karakterleri, doğa yasasıyla toplumsal normlar arasında sıkışıp kalmıştır ve arzularını gerçekleştirmeye kalktıklarında katı kurallarla karşılaşırlar.

“Çünkü, baştan sona sefalet ve haksızlıklarla dolu bir dünyada her sabah uyanır uyanmaz yapılacak iş çığlık atmak olmalı:
Karşı çıkıyorum!
Karşı çıkıyorum!
Karşı çıkıyorum”

Margarita Xirgu, Federico Lorca, 1932

Margarita Xirgu, Federico Lorca, 1932

Tiyatro yapıtlarında da ozan Lorca çıkar karşımıza, ışığı ya da karanlığı, tutkuyu ya da kini, acıyı ya da sevinci, gururu ya da alçakgönüllülüğü terennüm eden şiirsel deyişler çıkar hep karşımıza, zaten şiirle tiyatro birbirine sımsıkı sarılmıştır. Şiir onun tiyatrosunda canlanıp vücut bulmuştur. Lorca, 1934 yılında yayınlanan bir makalesinde, tiyatronun kitap sayfalarından kalkarak insan şekline giren bir şiir olduğunu yazmaktadır. Tiyatro eserlerinde olaylar şiirinde olduğu gibi yine Endülüs’te geçer, gelenek ön plandadır, dolayısıyla ilhamını halktan, yaşanmış olaylardan alır. Tiyatrosunun en büyük özelliği son derece gerçekçi olmasıdır.

Federico Lorca, Margarita Xirgu, Cipriano Rivas Cherif, 1935

Federico Lorca, Margarita Xirgu, Cipriano Rivas Cherif, 1935

16-17 Temmuz 1936 gecesinden bir gün önce, Madrid’de yaşanan siyasi gerilimlerden rahatsızlık duyan Lorca, arkadaşlarının tavsiyesiyle çocukluğunun geçtiği Granada’ya gitmek için yola çıkar. Bu yolculuk aynı zamanda onu şiirlerinde ve oyunlarında sık sık dillendirdiği ölüme yolculuğudur.

Anış

Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.

Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.

Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.

Ölünce ben!

(Çeviri: A. Kadir, Afşar Timuçin)

Lorca, 19 Ağustos 1936’da General Franco’ya bağlı faşist yönetim tarafından yargılanmaksızın kurşuna dizildiğinde henüz 38 yaşındaydı. Nasıl öldürüldüğü konusunda gerçek bilgiler ise Fransız arkadaşı Marcelle Auclair’in girişimiyle ölümünden 29 yıl sonra polis merkezinden elde edilen belge ile açığa çıkar. Belgede şairin, itiraf ettikten sonra kurşuna dizilmeye götürüldüğü belirtiliyor. Lorca’nın, polis tarafından evinde yürütülen iki aramadan sonra alıkonulmak endişesiyle arkadaşlarının evinde kaldığı ve orada tutuklandığı belirtiliyor. Belgeye göre şairin arkadaşları Lorca tutuklanırken askeri komutanı engellemeye çalışmış, ancak başarılı olamamış. Dönemin generali Franco, Lorca’nın isyancılar ile ülkeyi karıştırırken savaşın doğal sonucu olarak öldüğünü söylemesine karşın ulaşılan belgede Lorca’nın itiraf ettikten sonra kurşuna dizildiği, Fuente Grande olarak bilinen yere yakın bir bölgeye araba ile götürüldüğü ve bir kulübenin içinde gömüldüğü anlatılıyor.

Lorca’nın gömüldüğü yeri bulmak için yetkililer defalarca kazı yapılmış. Gömülü olduğu düşünülen mezar ise ilk kez 2009’da kazılmış, ancak kemiklere ulaşılamamıştı. Ayrıca belgede Lorca’nın sosyalist ve Elhambra locasına mensup mason diye fişlendiği ve eşcinsellik, sapkınlık ile suçlandığı da ortaya çıktı.

Hoşçakalın
Ölürsem
Açık bırakın balkonu.
Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)
Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)
Ölürsem
Açık bırakın balkonu!

(Çeviri: A. Kadir, Afşar Timuçin)

Kaynak
Tiyatrolu Şair LorcaFederico García Lorca’nın OzanlığıFederico García Lorca’nın Kadın ÜçlemesiŞair ve Yazar Olarak Federico García Lorca


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir