Menu

Türk Edebiyatı’ndan Paris Alıntıları

Attila İlhan, Nazım Hikmet, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar başta olmak üzere, Türk Edebiyatı’nın önemli yazar ve şairlerinin Paris ile ilgili dizeleri, alıntıları, sözleri, Paris fotoğraflarıyla birlikte derledik.

1. Paristi, Ataol Behramoğlu

Paristi, geceydi, gençtim

Koyu simsiyah akıyordu Seine
Sarhoştum, ıslaktım, esriktim
Aşktan, şiirden, kederden

Paristi, binbir surat Paris
Bir zaman benimde sevgilim olan
Kanatır gibi bir akşamüstü
Öpünce eylül dudaklarımdan

Paristi, hüzünlerden hüzün beğen
Orada ölmek istiyordum
Yazılmamış şiirlerimi
Ardımsıra sürüklüyordum

Paristi, akşamın Paris’i
Her gülüş, her söz bir sır küpüydü
Tepeden tırnağa bir kalptim sanki
Özleyişlerle örtülü

Paristi hangi zamanın Paris’i
Uçup giden yaşamla uçarak
Anıya dönüştü her şey birden
Anıya dönüştü aşk

Paristi, gecenin hüznün Paris’i
Yağmurun ve gençliğin
Teşekkürler, esirgediğin
Ve sunduğun her şey için

Kees Scherer, Paris, 1955

Kees Scherer, Paris, 1955

2. Kaptan 3, Attila İlhan

yalın kılıç bir kasım sabahını paris’te yaşadım
sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
faubourg saint-denis’de işte yine pazar kurulmuş
beş franga çorba içtiğimiz julien’in kapısı önünde
kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş
muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde
camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz
raflarda uzun uzun herifler gibi tâze ekmekler
üstünde bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde
ben bu mısraları yazarım tout-va-bien kahvesinde

concorde’da bütün fiskiyeler birden ayaklanacak
eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebem kuşağını

paris’in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım
kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım
on beş dakika sonra bordeaux’ya bir tren kalkacak
garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak
ben ki cehennemde bir allah gibi yalnızım

st. vincent de paul kilisesi benim otelin arkasına düşer
saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor
her seferinde seni tekrar bordeaux’ya yolcu ediyorum

Edouard Boubat, Paris, 1948

Édouard Boubat, Paris, 1948

3. Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet

Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris’in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız…

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım.
Belçika’ya mı yolu, Hollanda’ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm…
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın…

Willy Ronis, Paris, 1957

Willy Ronis, Paris, 1957

4. Eski Paris, Yahya Kemal Beyatlı

Eski Paris’te bir ömür geçti;
Jaurés’in gür sadası devrinde,
Tuncu canlandıran ilahtı Rodin;
Verlaine absent’i Baudelaire afyonuna
Karışan bir sihirli hazdı şiir.
Ayılıp hoş geçen bu rüyadan
Uğradık bin dokuz yüz on dörde.
İlk ateşlerle can verince Péguy
Varmışız eski alemin sonuna.
Yaşamış olmıyan bilir mi bunu?
Eski Paris’de bir ömür geçti,

Başka yıldızda bir hayât imiş o.
Yaşamak zevki her saatte esen,
Daima nurlu bir gece’ydi zaman.
Dinleyen söyleyen kadar arif,
Seyreden oynayan kadar hassas.
“Chat – Noir” neşesiyle “Lune Rousse” da,
O devir, Gölgeler Tiyatrosu’nun
Kararan perdesinde bitti gibi.
Başka yıldızda bir hayât imiş o.
His ve haz yüklü kâinât imiş o.

Edith Gerin, Paris, 1950

Edith Gerin, Paris, 1950

5. Yağmur Yağıyordu, Cahit Sıtkı Tarancı

Yağmur yağıyordu Paris kaldırımlarına
Seni düşünüyordum penceremde!
Yağmuru sevmediğin geldi aklıma
Bulutlar da hatırlamış olacaklar ki
Yağmurda üzüldüğünü
Sağnak durdu birden bire
Güneş açtı
Yüzün güldü mü bilmem
İstanbul’daki pencerende?

Brassai (Halasz Gyula), Paris, 1932

Brassaï (Halász Gyula), Paris, 1932

6. Paris, Cahit Külebi

Paris deyince aklıma
Boğuk sesli bir kadın gelir.
Şarkı söyler uykusuzluğa
Göğsü bir iner bir yükselir.

İçi sıkılır müşterilerin
Yine de hepsi kadını dinler,
Vefasızlık üstüne bir şarkı
Olur mu kalkıp gitsinler

Işıklar kadehlerde
İçilmeyi bekler kapkara,
Su katılmış rakı gibi bir duman
Çöker mi üstelik sokaklara

Bu kadın durmadan sabaha kadar
Aşk ile şarkısını söyler,
Ben gitmedim ama Paris’e
Gidenler gördüler

Mark Kauffman, Paris, 1950

Mark Kauffman, Paris, 1950

7. Paris’teki Eski Bir Evde, Melih Cevdet Anday

Gün kavuşurken başlardı acemiliğim,
Baudelaire’in şiiri olmasın bu derdim,
Hadi çık ortaya konuş Derd’im,
Nasıl olsa giriyoruz geceye.

Dünyada ne güzel düşünler yitti,
Uzak yıldızların ölümü gibi,
Sen kenti de gökyüzü say ki,
Ko, dönüp dursun habersizce.

Akşam, yaşlı kadınları çağırırdı sokak,
Meyhanelere giderlerdi süslü sarsak,
Dönerler, ölmüş kocaların merdivenlerine tutunarak
Oğullar, kızlar, torunlarsa kim bilir nerde!

Nerde Saint Just, Danton, Robespierre,
Çocuklarımız gibi bırakıp bizi gittiler,
Geceler boyu bunca yıldız düşer,
Nasıl uyansın düşten bu mahalle!

Paris’te eski bir evde oturdum,
Bilmem mi, yalnızken bir tuhaf olurum,
Çileği kokulu İstanbul’da doğmuşum,
Sardalyanın pulları yapışmış elime.

Todd Webb, Paris, 1950

Todd Webb, Paris, 1950

8. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Adalet Cimcoz’a yazdığı mektup

Zeynep Kerman’ın hazırladığı Tanpınar’ın Mektupları kitabından alıntılanmıştır.

6 Nisan 1953

“Paris’teyim, anladın mı kardeşim, Paris’te. Ve pusulasız, direksiz bir gemi gibi dolaşıyorum. Bu şehirde göze ilk çarpması icap eden şeylerin hepsini bitirdim. Şimdi iki şey kaldı: Birincisi paranın verebileceği lezzetler ki onları hiçbir zaman tanıyamayacağız, bir de şehrin kendisi ve alışmak. Paris çok güzel. Benim değişen ruh hallerim bile bu güzelliği örtemiyor. Burası evvela vitrinler memleketi. Vitrinler müthiş. Hele kadın eşyası… Harikulade. Metro korkunç bir şey. Muazzam, imkansız bir şey…Ve ne teşkilat. Metroyu kavrayan ve yolu şaşırmayan adam yarı Avrupalaşmış demektir. Bendenize henüz nasip olmadı. Bütün genç ressamları Paris’e teşvik et Allah aşkına. Resim Paris’in en kolay adapte olunacak muhiti. Paris’te hayatımda en büyük değişiklik uyku ilacına ihtiyacımın azalması. Bir de uyku başlangıcındaki rüyalarım garip şekilde değiştiler ve renkli rüya görüyorum; tıpkı renkli filmlerdeki gibi. Fransız peynirleri harika. Şaraplar nefis. Fakat kahveler ilaç gibi kokuyor ve kendimi hastanede sanıyorum. Fransa’da çay evde yapılacak, sakın dışarıda içme. Balkondan Paris’e baktım. Manzara adeta kanatlanmış gibiydi.”

“Vitrinde tek bir lavanta şişesi yıldız gibi siyah bir kadife içinde parlıyor. Kadın elbiselerinin zarafeti, şapkalar… Camekana şöyle atılmış elbiseyi al kaç, ilk rastladığın nikah memurluğunda evlen. Kadını ne yapacaksın, her şey olduğu yerden, zarif, güzel, emsalsiz… Ben Paris’im! diye haykırıyor.”

Peter Turnley, Paris

Peter Turnley, Paris

9. Büyük Avrupa Anketi, Peyami Safa

“Ahmet Mithat Efendi’nin çeviri romanlarında Konkordiya olarak adı geçmeye başlayan meydana gitmek için Şanzelize Caddesi’nden geçelim. Bana Paris’in bazı yanlarını karış karış öğreten, ilk gençlik rehberim Guy de Maupassant yine tüm ezberimde olan Yalnızlık adındaki harikulade düz yazısına şöyle başlar: “Erkekler arasında bir akşam yemeğinden sonraydı. Çok neşelenmiştik. Onlardan biri, bir eski dost bana dedi ki: ‘Şanzelize Caddesi’ni yayan olarak çıkmak ister misin?’ Ve işte, yaprakları yeni açmış ağaçlar altındaki büyük gezinti yolunda yürümeye başladık. Paris’in karışık ve sürekli uğultusundan başka, ortalıkta çıt yok. Yüzümüzden taze bir rüzgâr geçiyor ve yıldız kümeleri, gökyüzüne altın pudralar ekiyordu.”

“Öyle mi? Hayır! Bu 19. yüzyılın Şanzelize’sidir. Dahası, büyük savaşa yakın bir zamana değin, resimde yalnız orta yolunu gördüğünüz bu caddenin kenar kaldırımları üstünde bugünkü görkemli kahveler ve mağazalar yokmuş. Elbet çıt da yokmuş ve bugün orasını yüksek yapıların üstünden, ortasından, altındaki bizim bütün Tokatlıyan Oteli yüksekliğinde mağazalardan, yoldaki lambalardan, projektörlerden fışkırarak geceleyin açık denizlerdeki güneş aydınlığına boğan ışık tufanları da yokmuş. Paris’i dolduran yüz binden fazla özel otomobil ve taksiler de yokmuş. Ben, kendime Paris’in kartpostal görünüşlerine karşı hiçbir panorama şaşkınlığı adamamış olduğum hâlde geceleyin bu kentin içinde bütün olanak ölçülerimizi aşacak biçimde bizi derinlerine çeken bu genişlik ve aydınlık izlenimleri karşısında cidden şaşırdım.”

Henri Cartier-Bresson, Paris, 1958

Henri Cartier-Bresson, Paris, 1958

10. El Yazılarına Vuruyor Güneş, İlhan Berk

26 Şubat 1989

“Ben, dünyada dört kentin yeryüzünden silinmesinin dünyanın sonu olduğuna inanırım: İstanbul, Paris, Roma, Londra. Ne ölçüde doğrudur bilmiyorum: Paris’in bombalanmamasına Hitler’in Paris sevgisinin neden olduğu söylenir (Bombalamayı boyuna erteleyen Hitler’in bir generali için de söyleniyor bu. Paris’i asıl seven oymuş.).

Gambetta’dan kalkan bir otobüse bindim. Paris’ in öbür ucuna kadar gittim. Dünyada bundan güzel bir yolculuk olamaz. Otobüs büyük küçük sokaklardan, alanlardan, çarşılardan, pazar yerlerinden, Seine Nehri’ne gire çıka beni Eyfel Kulesi’ne ulaştırdı. Kafama Eyfel’i yazmayı koymuştum çünkü. Onca yıl onu hep seyretmiştim ama yanına hiç mi hiç gitmemiştim. Eyfel yakından bir çelik yığını, bir enkaz! Eyfel’e ancak karşıdan bakılabileceğine ancak o zaman tahammül edileceğine, o zaman (Bu kadarını olsun söylemeli.) güzel bulunabileceğine inanıyorum.”

Roger-Viollet, Paris, 1929

Roger-Viollet, Paris, 1929

11. Bize Göre, Ahmet Haşim

“Aile kontroluna tabi yerli gençler için emsalsiz bir çalışma yeri olan Paris, otelde yatıp kalkan iradesiz yabancı için ise aksine, baş döndürücü bir fuhuş ve rezalet girdabıdır. Birçok memleketlerden bu şehre tahsillerini yapmak üzere gönderilen gençler tam bir hazırlık, müthiş bir iyi niyet ve hiçbir şeytani baştan çıkma ile erimeyecek bir iç kuvvetle mücehhez değillerse, ruhlarını ve etlerini bu cehennemi çarkın dişlerine kolayca kaptırırlar. Her ırka mensup nice bedbahtlar, Paris’ten memleketlerine dönerken, her gece alışılmış saatlerde yataklarına girmiş olmaktan başka hiçbir günahları olmayan vatandaşlarına karşı kafa tutmak için, havada sopa şeklinde salladıkları yegane yeni faziletleri, Montmartre, Saint Michel veyahut Montparnasse sokaklarında birkaç sene sabahlara kadar, kundura eskitmiş olmak meziyetinden başka bir şey değildir.”

Janine Niepce, Paris, 1957

Janine Niepce, Paris, 1957

Kaynak
Tanpınar’ın Mektup’ları – Zeynep Kerman, El Yazılarına Vuruyor Güneş – İlhan Berk, Büyük Avrupa Anketi – Peyami Safa, Kapak Resmi: Paul Almasy, Paris, 1958


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir