Menu

Ernest Hemingway’in Hayatı ve 7 Kitabı



Hayatı macera romanlarından çıkma Ernest Hemingway (1899 – 1961) kadar renkli yaşamış pek az yazar vardır.

ernest hemingway ailesi

Hemingway Ailesi, 1905: Marcelline, Sunny, Clarence, Grace, Ursula, and Ernest

Babası doktordu. Kardeşi, ağabeyinin daha beş yaşında iken elinde bir sopayla, dereyi geçerken düşmesi sonucu sopanın ensesine batarak, bademciklerini deldiğini söyler. Kanı dindiren babası, bu gibi acılı anlarında ıslık çalması öğüdünü verir, belli ki bu öğüdü hiç unutmaz. I. Dünya Savaşı’nda İtalyan hastahanesinde çekilmiş resminde, yaralı Hemingway ıslık çalarken görülüyor.

hemingway hastane islik caliyor

1917, İtalya

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce hayatını kazanmak için çeşitli işler yapar. Dalgıçlık, bir boksörün yardımcılığı gibi… Silahlara da hiç yabancı değildir. Çocukken, babası Michigan kuzeylerinde avlanmaya çıkarken onu da yanına alırdı. Hemingway, Amerikan ordusuna gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden alınmaz, fakat 19 yaşında, I. Dünya Savaşı’nda Kızılhaç’ta ambulans şoförü olmayı başarır ve İtalyan birliklerine gönderilir. Savaşta ağır yaralanır, altı ay kadar hastahanede kalır. İtalyan hükümeti tarafından Gümüş Şeref Madalyası’yla ödüllendirilir.

hemingway savasta yaralandiktan sonra

1918, İtalya

1922’de Paris’e yerleşir. Muhabir olarak gazeteciliğe başlar. O yılları “Gazetecilik yıllarında öğrendiğim kurallar en güzelleri idi ve de tüm yazarlık hayatım boyunca onları unutamadım.” şeklinde hatırlayacaktır. 1922’de gazetesi onu İstanbul’a gönderir. Ernest Hemingway İstanbul gözlemlerini İşgal İstanbul’u ve İki Dünya Savaşı’ndan Mektuplar kitabında yayınlar.

“Sabah uyanıp da Haliç üzerine çökmüş sisten incecik ve tertemiz başlarını uzatan minareleri görüp bir Rus operasındaki aryayı hatırlatan müezzinin, dokunaklı sesiyle müminleri yalvarırcasına duaya çağırdığını duyduğunuzda Doğu’nun sihrine eriyorsunuz. Pencere camında yansıyan görüntünüze bakınca, sizi dün gece keşfeden sineklerin ısırıp kızarttığı yerleri görüyor ve kendinizi tam tamına Doğu’da buluyorsunuz. Pierre Loti’nin hikayelerindeki doğuyla, günlük yaşantının doğusu arasında gerçekten mutlu bir orta yol bulunabilir. Ama bunu ancak göz kapakları yarı aralıkla bakan biri görebilir. Ayrıca yediklerine aldırmaması, sinek sokmalarına dayanıklı olması şartıyla, tabii.” (30 Eylül 1922, The Toronto Daily Star)

hemingway 1923

1923

Paris’te Gertrude Stein ve Ezra Pound gibi yazarlarla tanıştı. 1925’te ilk önemli öykülerini topladığı Zamanımızda (In Our Time) yayımlandı. Öykülerinin çoğu çocukluğunu yansıtıyordu. Bu öykülerde ortaya çıkan, sonradan tanınan stoacı tutum, nesnel ve eksiltili teknik (yüklemi kullanılmadığı halde yargı bildiren cümle) eleştirmenlerin ilgisini çeker.

hemingway ilk eşi

1921, İlk Eşi Hadley Hemingway

Bir yıl sonra gerçek anlamda ilk romanı Güneş De Doğar (The Sun Also Rises) yayımlanır. Kitabın ün kazandırdığı yitik neslin ustalıkla yazılmış karamsar öyküsü olan roman, Avrupa’ya göç etmiş bir grup insanın, I. Dünya Savaşı hemen sonrasında umutsuz, amaçsız yaşamlarını konu eder. Roman kahramanı fiziksel olarak sorunlu, fakat zihinsel olarak parlak bir insan olan Jake Barnes için “Yalnız başına yürüdüğün için gerçekten bir şeyler öğrendin. Öğrendiklerinin bütünüyle neyle ilgili olduğunu umursamadım. Bütün bilmek istediğim onun içinde nasıl yaşaması gerektiğiydi. Belki de nasıl yaşaması gerektiğini bulsaydın, bunların neyle ilgili olduğunu da öğrenirdin” ifadesini kullanır.

“Yaşamaktan mutlu olmak demek, paranızın karşılığını almayı öğrenmek ve bunun bilincinde olmaktı. İnsan parasının karşılığını alabilir. Dünya, alışveriş etmek için iyi bir yerdi. Çok iyi bir düşünce gibi görünüyor bu. Beş yıl sonra, diye düşündüm, bütün öteki düşüncelerimin hepsi kadar saçma gelecek bana.” (Güneş De Doğar, 1926)

hemingway ikinci eşi

1927, İkinci Eşi Pauline Pfeiffer

I. Dünya Savaşı anılarına yer verdiği Silahlara Veda (A Farewell To Arms) adlı ölümsüz eserini yayımlandı. Romanda, savaşın ortasında Teğmen Frederick Henry ve hemşire Catherine Berkley hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasının verdiği ikilemde yaşarlar. Hemingway I. Dünya Savaşı’nda yaralandığında Milano’da tedavi görürken, Agnes von Kurowsky adlı Amerikalı bir hemşireye aşık olur. Hemingway ABD’ye dönecek, Agnes de daha sonra yanına gelecektir. Ne yazık ki Agnes onun yanına gitmez, başkasına aşık olmuştur. Hemingway’in gençlik aşkından iz düşümler vardır bu romanında.

“- Düşünüyor ve okuyabiliyoruz. Köylü değiliz. Makinistiz. Köylüler bile savaşın hiçbir yararı olmadığını biliyor. Herkes nefret ediyor savaştan.
– Ülkeyi yöneten bir sınıf var, akılsız bir sınıf. Hiçbirinin bir boktan anladığı yok. Savaş bu yüzden çıktı işte.
– Para da kazanıyorlar savaştan.
Passini: ”Çoğu kazanmıyor” dedi. ”Hepsi aptal ve aptallıklarından savaşıyorlar.” (Silahlara Veda, 1929)

hemingway agnes ile

1918, Agnes von Kurowsky ve Ernest Hemingway

Hemingway, gündelik konuşma diliyle kişilerini öylesine güçlü çizebilen, kısacık cümlelerle inanılmaz duygu yoğunluğu yaratan bir yazardır. Kilimanjaro’nun Karları ve Francis Macomber’in Kısa ve Mutlu Yaşamı gibi mükemmel kısa hikayeleri de vardır. Hatta eleştirmenlere göre kısa hikayeleri romanlarıyla eşdeğer ve belki de daha iyidir.

1933’te Hemingway ve eşi Pauline bir safari macerası için Afrika’ya giderler. Orada kaptığı hastalıklar yaşamı boyu sorun yaratacaktır. İlk olarak 1936’da Esquire Dergisi’nde yayımlanan hikayesi Kilimanjaro’nun Karları’nda, Afrika’da bir safari sırasında kaptığı enfeksiyon nedeniyle ölmek üzere olan bir yazarın, geçmişini hatırlayarak yaşadığı düş kırıklığını yansıtır. Yanında onu bloke eden zengin karısı vardır ve hayat biterken yanında olmasını istediği kadın o değildir. Hatırladıkları, ona hem hayatı hem de yazarlığı ıskaladığını düşündürür. İstanbul gezisinden on dört yıl sonra basılan öyküsünde İstanbul’dan da bahsedecektir.

“Bir gün olur, daha iyi yazarım,” diye sonraya bıraktığı birçok şeyler vardı, artık onları da yazamayacaktı demek. Ee, vaktiyle yazmaya baksaydı o da, ne vardı sonraya bırakacak? Belki zaten nasıl olsa yazamayacaktı da hep böyle “Sonra yazarım, sonra yazarım” diye kendini avutmuştu. Kimbilir, belki. Artık bunu da öğrenemeyecekti.” (Kilimanjaro’nun Karları, 1936)

hemingway 1937

1937, İspanya

1937’de İspanya İç Savaşı’na muhabir olarak katıldı. Yazar, savaş alanlarında, gerillalar arasında dolaşır, faşizm karşıtı hareketleri destekler ve gazeteye yazdığı haberlerde de taraf tutuğunu, Franco karşıtı olduğunu gizlemez. Ne var ki 1939’da Franco’nun iktidara gelmesiyle kendi tabiriyle evini kaybetmiş olur. Bu dönemde ikinci eşinden boşanıp İspanya’da tanıştığı Martha Gellhorn ile evlenir. Adını İngiliz şair John Donne’un 17. Meditasyon’undan (başrahip olduğu dönemdeki vaazlarından birisi) alan Çanlar Kimin İçin Çalıyor’u (For Whom The Bell Tolls) yazar. İspanya İç Savaşı’nı ele alan kitap büyük başarı elde eder. En güç koşullarda, ölümle yüz yüzeyken bile sevgi, umut, korku bütün canlılığıyla yaşanır romanda.

“Ölmek hiçbir şeydi, El Sordo’nun ölümle ilgili bir korkusu yoktu, ne de ölümle ilgili bir görüntü vardı kafasında. Ama yaşamak, bir tepenin yamacında rüzgarla salınan bir buğday tarlasıydı. Yaşamak, gökyüzünde dolanan bir atmacaydı. Tahılın savrulduğu, samanların uçuştuğu harman yerinde, tozlar içinde duran toprak testideki suydu yaşamak. Bacaklarının arasındaki bir attı yaşamak; bir bacağının altındaki karabinaydı, bir tepeydi, bir koyaktı, bir dereydi kenarında, vadinin uzak kıyısında, tepelerin ötesindeki ağaçların uzandığı.” (Çanlar Kimin İçin Çalıyor, 1940)

hemingway ucuncu esi

1940, 3. Eşi Martha Gellhorn

1942’de İkinci Dünya Savaşı’nda ABD Deniz Kuvvetleri’ne katılarak, 1943’te Fransa çıkarmasında savaşın içindeydi, fotoğrafları ve gazeteciliği ile. Efsanevi fotoğrafçı Robert Capa, Amerikan ordusuyla Paris’e girdikten sonra Ritz Oteli’ne gider barında Hemingway ile karşılaşır. Capa ilk izlenimlerini şöyle anlatır: “Onun heybetli oturuşuna bakıp, önce bir general olduğunu düşündüm. Tanışınca onun ordunun halkla ilişkilerini yürüten bir teğmen olduğunu öğrendim. O aynı zamanda yardım gönüllüsü, aşçı, şoför, fotoğrafçı ve komutanların içki danışmanıydı.”

robert capa ve hemingway

1943, Robert Capa, Ernest Hemingway

Küba’da satın aldığı arazide sakin bir hayat sürerken, Yaşlı Adam ve Deniz (The Old Man and The Sea) adlı novellasını kaleme alacaktı. Hemingway’in başyapıtı olarak kabul edilen eser, yaşlı bir denizcinin balık tutarken denizle yaptığı büyük mücadeleyi anlatır. Hemingway’in Karayip adasında yaşadığı sıralarda Pilar adlı gemisinin kaptanlığını yapmış olan Kübalı denizci Gregorio Fuentes’ten esinlenerek romanını yazmıştır. Hemingway bu eseriyle 1953’te Pulitzer Ödülü’ne, 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştü.

“Bir süre sonra hava karardı, balık hiçte yorulacak gibi gözükmüyordu. Artık olta omuzlarına çok ağır geliyordu ve ihtiyar oltayı sağ omzundan sol omzuna sürekli değiştirmeye başladı. Ne olursa olsun balığa yenilmeyeceğini sürekli söyleyip kendi kendine konuşuyordu. Bir an için çocuğun yanında olduğunu düşündü. Eğer o yanımda olsaydı bu kadar yorulmazdım diyerek onu çok özlediğini söyledi. İhtiyar, balığın ani bir hareketiyle kendine geldi, içinden acaba pes etmeye mi başladı diye geçirmeye başladı. Ama balık yoluna hala devam ediyordu. İhtiyar çok acıkmıştı ve yakaladığı palamutu temizledikten sonra yemeye başladı, çok az suyu kalmıştı buna rağmen sonuna kadar devam etmeye karalıydı. Bir an için suya baktı ve teknenin yavaşladığını hissetti, balığın yine pes etmeye başladığını düşündü ama bu sefer yanılmamıştı. Balık iyice yavaşlayarak su üstüne çıktı. İhtiyar, balığı gördüğünde çok heyecanlandı, bu hayatında tuttuğu en büyük balıktı.”

hemingway dorduncu esi

4. Eşi Mary Welsh, 1945

Çalışmayan böbrekler, beyin sarsıntısı, sol gözün körleşmesi, karaciğer rahatsızlıkları ve geçirilen bir uçak kazasının ardından (gazeteler öldüğünü düşünerek manşetten verirler ölüm haberini) inzivaya çekilir. Ne var ki sağlık sorunları depresyonu, depresyon da paranoyayı tetikler ve hayatı fiziksel olarak olduğu kadar zihinsel olarak da içinden çıkılmaz bir hal alır. 1961’de ilk intihar denemesini gerçekleştirse de kurtarılır. Ancak kafasına koymuş olacak ki aynı yılın Haziranı’nda, doğum gününe üç hafta kala bir av tüfeğiyle intihar eder. Genetik bir durum mu bilinmez ama babası ve iki kardeşi de intihar etmiştir. Kendisi İspanya İç Savaşı sonrası kiliseyi bırakmışsa da kilise onu bırakmaz, Papalığın resmi kararıyla intihar ettiğinde akli dengesinin yerinde olmadığı, bu nedenle de intiharından sorumlu tutulamayacağı kabul edilerek Katolik mezarlığına gömülmesine izin verilir.

Clancy Sigal, Ölümsüz Hemingway adlı biyografik eserinde manik depresif bir babanın ve güçlü bir annenin oğlu olarak doğan Hemingway’in, bu çelişkiyi ömrü boyunca sırtında taşıdığını, örnek aldığı ya da bazı özelliklerine gizliden gizliye hayranlık duyduğu kişi ise ikilemleri, değişen duygu durumu ve maço halleriyle tanınan Teddy Roosevelt olduğunu yazıyor. Avlanmayı ve sonradan en önemli arkadaşlarından biri olacak tüfeği kullanmayı babasından öğrenen Hemingway’in, doğa sevgisinin ve kuytu köşelere merakının kaynağı da yine o. Hemingway, kendisini kovalayan depresyondan, tedavi amaçlı spor sayesinde uzaklaşıyor; Sigal’in aktardığına göre atletizm, kürek ve öldürme güdüsünü geliştirdiği boks ilk sırada. Ergenliği sırasında, hayatının sonuna kadar devam edecek alkol bağımlılığı da başlıyor. Hemingway’in “Babamı intihara sürükledi” diye suçladığı güce ve prensiplere bağlı, çocukluğunda kız elbiseleri giydirmesi nedeniyle, belki de annesinden nefret ediyor.

Kaynak
Amerikan Edebiyatı’nın Ana HatlarıYabancı Dilden Türkçe’ye Çevrilen Savaşla İlgili Romanlara Bir BakışHemingway’in Gazeteci Kimliği ve İstanbul AnılarıÇanlar Kimin İçin ÇalıyorKilimanjaro’nun KarlarıElbette Ki İnsanlık İçinDaiquiriler senin şerefine Hemingway…


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir