Menu

Norveç Kitap Kulüpleri’nden Tüm Zamanların En İyi 10 Kitabı

Norveç Kitap Kulüpleri, dünyayı ele geçiren televizyon ve bilgisayara karşı 54 ülkeden çok sayıda yazarın katılımıyla, klasik edebiyatı yüceltmek için tüm zamanların en iyi 100 kitabını belirledi. Biz de bunların arasından 10 tanesini seçtik, daha önce farklı kitap listelerimize aldığımız yazar ve kitapların dışında kalanları tercih ettik.

Le Monde Gazetesi’nin 100 Yılın En İyi 20 Kitap Listesi yazımıza da göz atmanızı öneririz.

1. Chinua Achebe (1930 – 2013) – Things Fall Apart (Parçalanma), 1958

chinua achebe, parçalanma

Modern Afrika Edebiyatı’nın temellerini atan romancı, şair ve deneme yazarı Chinua Achebe, daha çok özgün adını W. B. Yeats’in İkinci Geliş (The Second Coming) adlı şiirinin dizelerinden alan Things Fall Apart (Parçalanma) adlı romanıyla tanınıyor. İgbo savaşçısı Okonkwo ve sömürge dönemini anlatan roman bütün dünyada 10 milyondan fazla satıldı ve 50 dile çevrildi. Türkçe’ye önce Ruhum Yeniden Doğacak başlığıyla çevrildi. Yazarın, Nijerya’nın bağımsızlığına kavuşmasından iki yıl önce, 1958 yılında kaleme aldığı sömürge öncesi dönemde Igbo kabilesinin Umuofia topluluğunun değerlerinin, İngiliz sömürgeciliğiyle nasıl yıkıma uğratıldığını anlatan bir eserdir. Nelson Mandela’nın yoldaşlığı hapishane duvarlarını yerle bir eden yazar olarak nitelendirdiği Achebe, ülkesi Nijerya’da geçirdiği bir araba kazası sonucunda felç olunca ABD’ye yerleşmek zorunda kalmıştı.

“Yabancı savaşçılar, kurumlarınızı kontrollerine alabilmek için sizin bilgili insanlarınızla ve yöneticilerinizle savaşacaklar; yollarınızı ve sokaklarınızı yaban otları kaplayacak; bir yandan çoluk çocuğunuz artarken, öte yandan topraklarınız daha az ürün vermeye başlayacak; evleriniz, barınaklarınız büyük sel baskınları nedeniyle sular altında kalacak; arazileriniz, tarlalarınız yoğun kuraklıklar dolayısıyla çatlamaya başlayacak; çocuklarınız tarlalarınızı sürmeyi ve çapalamayı reddederek otlaklarda ve çalılıklarda şaşkın şaşkın dolaşmayı tercih edecekler; birbirinizi kazıklama yollarını öğrenecek, arkadaşlarınıza ve dostlarınıza ikram ettiğiniz içeceklerle onları zehirlemeye kalkışacaksınız. Evet, her şeyiniz alt üst olacak.”

2. Jorge Luis Borges (1899 – 1986) – Toplu Eserleri

jorge luis borges, alef

Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo, yani bilinen adıyla Jorge Luis Borges ilk öykü kitabını otuzlu yaşlarında yayımladı. Kendisini esasen bir şair olarak gören Borges, yazdığı öykülerle ulusal ölçekte Arjantin yazınını ve ardından dünyada da keşfedilmesiyle uluslararası edebiyatı çok derinden etkiledi. Şiir, kısa öykü ve denemelerden oluşan eserleri dünya çapında yayımlandı. Borges’in hayatı ve öykülerinin (kendisinin de kabul ettiği gibi) son derece iç içe olduğu gerçeği, yazarın biyografisi ve öyküleri paralelliğinde rahatlıkla görülebilir.

Gene H. Bell-Villada, Borges’in düzyazı işçiliğini üç ana döneme ayırır: Alçaklığın Evrensel Tarihi’nin (1935) yazıldığı çıraklık dönemi, ki Borges de o dönemdeki öyküleri için benzer yargılarda bulunur. Ficciones (1944) ve Alef’in (1949) yazıldığı ustalık dönemi (Borges öykülerinin tipik özellikleri genel olarak bu iki kitaba dayanır) ve Brodie Raporu (1970) ve Kum Kitabı’nın (1975) yazıldığı üçüncü dönemdir. Biz Alef öykü kitabından alıntı yaptık. Kafkamsı bir dünyayı betimleyen metafizik öykülerden oluşan Alef’te mistik, alegorik öğeleri bilim kurgu ile ustaca harmanlamış.

“Bu saray tanrıların yapımıdır olsa olsa diye düşünmüştüm başlangıçta. İnsan ayağı değmemiş iç bölgeleri dolaşınca ilk izlenimimi düzelttim. Burayı yapan tanrılar ölmüşler. Yapının garipliklerinin ayrımına varınca da dedim ki “Burayı yapan tanrılar zaten çılgınmışlar.” Biliyorum bu sözleri nedense pişmanlığı andıran bir tövbekarlık duygusuyla, elle tutulur bir korkudan çok, korku düşüncesiyle etmiştim. Bu engin epeskilik izlenimine zamanla yenileri eklendi. Bitimsizliğe, acımasızlığa, karmakarışık bir anlamsızlığa ilişkin şeyler. Bir labirenti katetmiştim ve ölümsüzlerin pırıltılı kenti, içimi ürküyle, tiksintiyle dolduruyordu yine.”

3. Paul Celan (1920 – 1970) – Şiirler

paul celan şiirleri

II. Dünya Savaşı’nda ailesini toplama kamplarında yitiren Paul Celan, Romanya’da doğmuş olmasına rağmen II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki Alman şiirinin önde gelen temsilcilerinden bir şair. Aynı zamanda acıdan, kızgınlıktan güç alarak hiddetli şiirler yaratmış, acı üzerine bir dünya kurarak onunla yüzleşmeyi başarmış. “Kimim ben senin için, kimim bunca yıldan sonra?” diye sorar 20. yüzyılın en büyük romanlarından biri olan Malina’nın yazarı Ingeborg Bachmann hiç gönderilmemiş veda mektubunda Paul Celan’a. Mektuplaşmaları 1948’den 1967’ye kadar aralıklarla ama çok yoğun sürer. Bu kısacık birlikteliğin, bitmeyen bir aşka dönüşmesinin ardından Paul Celan’ın kendini Seine’nin sularına bırakmasından sonra “Aşk, deli gömleği güzelliğinde!” dizelerinin korkunç gerçekliği bu intihardan sonra daha da çarpar insanı. Yalnızca üç yıl sonra Bachmann, sayısız alkol tedavisinin ardından, yatağında uyuyakaldığında elinden düşen sigara izmaritinden doğduğu söylenen bir yangın sonrası ayrılır hayattan.

Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy’in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.

(Bademlerden Say Beni, Çeviren: Ahmet Necdet)

4. Charles Dickens (1812 – 1870) – Great Expectations (Büyük Umutlar), 1861

charles dickens, büyük umutlar

Charles Dickens’ın özgün adıyla Great Expectations, onun en beğenilen, en çok okunan yapıtlarından biridir. Bu romanında yazar, insanlar arasındaki sevgisizliğe, ikiyüzlülüğe karşı çıkarken, para hırsı ve ayrımcılık üzerine kurulu toplum düzenine de acımasızca saldırıyor. Büyük Umutlar, yazarın canlandırdığı çok renkli, unutulmaz kahramanlarının yer aldığı roman. Dickens, metinlerindeki kahramanların yaşadıkları iç çatışmaları merkeze alarak mükemmel karakter analizlerine de ulaşır. Anlattığı hikayenin evrenselliği içinde gezinirken, bugünden bakıp dokunabileceğiniz, şeyler bulursunuz.

“Seni düşünmemek mi? Sen benim canımdan bir parçasın, Estella! Buraya ilk geldiğimde, kaba bir işçi çocuğu diye beni kırmıştın. O gün bugündür okuduğum her satır yazıda, gördüğüm her manzarada sen varsın. Sen her türlü güzelliğin örneğisin benim için. İstesen de istemesen de, son nefesime kadar benim bir parçam olarak kalacaksın, Estella. Tanrım seni korusun, sevgilim! Tanrım affetsin seni! Elini uzun uzun dudaklarıma bastırdım, sonra oradan çıktım. Ama o ayrılıştan kalan şey, Estella’nın yüzündeki şaşkınlıktan, inanmazlıktan çok, Bayan Havisham’ın gözlerindeki çılgın acıma, pişmanlık bakışı oldu.”

5. Ralph Ellison (1913 – 1994) – Invisible Man (Görülmeyen Adam), 1952

ralph ellison görülmeyen adam

ABD’de yayımlandığında haftalarca çok satanlar listesinde kalan ve ertesi yıl National Book Award’a değer görülen Görülmeyen Adam, Amerika’nın en çarpıcı çelişkilerini sergiler. Görünmez adam, romanın anlatıcısı olan isimsiz Afrika kökenli bir Amerikalı. Toplumun geri kalanı tarafından nasıl da görülmez olduğunu anlatıyor. Görünmezliği fiziksel bir durum olarak değil, diğerlerinin kendini ve temsil ettiklerini görmeyi reddetmesi üzerinden kurguluyor yazar. Kısacası roman, 20. yüzyıl başlarında siyahi Amerikalılar’ın durumunu, siyah milliyetçiliğini, siyah kimliği ve Marksizm ilişkisini, bireyselliği ve kimliği arasında sıkışmış isimsiz birinin hikayesi üzerinden anlatıyor.

“Görülmeyen bir adamım ben. Yo, Edgar Allan Poe’nun peşini bırakmamış olan o hayaletlerden biri değilim; ne de o sizin Hollywood filmlerindeki dış plazmalardan biri. Ben, maddesi, eti kemiği, lifleri, sıvıları olan bir insanın; hatta bir aklım olduğu da söylenebilir. Görülmezim, anlıyor musunuz, sırf insanlar beni görmek istemedikleri için görülmezim. Tıpkı sirklerde gördüğünüz bedensiz başlar gibi, sert, çarpıtıcı camdan yapılmış aynalar çevirmiş sanki etrafımı.”

6. William Faulkner (1897 – 1962) – Abşalom, Abşalom!, 1936

william faulkner abşalom abşalom

1897’de, Mississippi New Albany’de doğan William Faulkner, 20. yy Amerikan yazınının yetiştirdiği en büyük yazar ve modern dünya romancılarının en iyilerinden biridir. Romanları, doğup büyüdüğü güneyin efsanesinden esin alır. Bu yüzden iç savaş, zenci sorunu gibi konuları sık sık işlemiştir. Faulkner’ın yarı-kurgusal bölgesi Yoknapatawpha’da geçen Abşalom, Abşalom!, Thomas Sutpen’in ve sonunda kendi oğulları tarafından mahvedilen planının, 1830’larda, Mississippi’de bir hanedanı ağır ağır sürdürme hikayesi üzerine kurulu. Kitab-ı Mukaddes’ten Güney’in efsanesine, oradan da modern dünyanın karmaşasına uzanan roman, farklı anlatıcılar aynı olayları üst üste anlattıkları için tekrarlar üzerine kuruluymuş sanısı yaratır; aslında okuyucudan doğrunun eksik anlatımlarından geçerek, doğruyu daha derin bir biçimde kavraması beklenmektedir.

“Evet, sevgi ve sadakat hep olacak, olmalı: onları bize gururu ve barış umudunu sancakları gibi şerefin ön saflarında taşıyan babalarımız, kocalarımız, sevgililerimiz, erkek kardeşlerimiz bıraktı; bunlar olmalı, yoksa insan ne uğruna savaşır? Başka ne için ölmeye değer? Evet, boş bir şeref, gurur hatta barış uğruna değil, geride bıraktıkları o sevgi ve sadakat uğruna. Çünkü ölecekti; biliyorum, biliyordum, tıpkı gurur ve huzur gibi ölecekti. Yoksa aşkın ölümsüzlüğü nasıl kanıtlanabilirdi? Ama sevginin, sadakatin kendisi, kendileri ölmeyecekti.”

7. Franz Kafka (1883 – 1924) – Dava

franz kafka bütün öyküleri

Franz Kafka’nın 1914 yılında yazdığı ama 1925 yılında yayımlanan en önemli eserlerinden Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun neredeyse kurtulunması olanaksız kuşatmalı yaşamının hikayesini anlatır. Dava’nın kahramanı Josef K tutuklandığını öğrenir. Başlangıçta tutuklanma nedenini merak etse de bu saçmalığı merak etmeyi anlamsız bulur. Ancak, tüm yaşamı da davasına odaklanır. Kitap, insanoğlunun içinde doğduğu toplumun tüm kurumlarıyla birlikte bireyi nasıl esirleştirdiğini vurgular. Ölüm, Kafka’nın en önemli sığınağı olarak, yaşamdan kurtulmasının gereğidir.

“K.’nın yürüyüp gitmek istemesi üzerine: “Hayır!” dedi pencere önündeki; elindeki kitabı sehpanın üzerine atıp doğruldu: “Gidemezsiniz, çünkü tutuklusunuz.” “Anlaşılan öyle”, dedi K. “Peki ama neden?” “Orasını biz bilmeyiz”, dedi adam, “Siz odanıza gidip bekleyin. Kovuşturma nasılsa başlamış bulunuyor, zamanı gelince her şeyi öğrenirsiniz. Hani böyle dostça konuşup size öğütler vermekle görevimin sınırını aştığımı biliyorum. Umarım Franz’dan başkası işitmez söylediklerimi. Franz’a gelince, onun zaten kendisi tüm buyrukları ayakaltı eden bir yakınlık gösteriyor size. Gelecekte de şansınız görevlilerinizin seçimindeki gibi yaver giderse, davanın sonuna güvenle bakabilirsiniz.” K. oturmak istedi, ama bütün odada pencere önündeki sandalyeden başka oturacak yer göremedi. “Bütün bunların ne derece gerçek olduğunu ilerde anlayacaksınız”, dedi Franz ve öbür görevliyle birlikte K.’nın üzerine yürüdü.”

8. Fernando Pessoa (1888 – 1935) – The Book of Disquiet (Huzursuzluğun Kitabı), 1982

fernando pessoa huzursuzluğun kitabı

Portekiz Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden Fernando Pessoa, yazın hayatında kullandığı farklı isimler ve bu farklı isimlerin kendilerine has tarzlarını oluşturmasıyla bilinen, çok kişilikli, çok kimlikli bir yazar. Asıl olarak, Alberto Caeiro, Ricardo Reis ve Alvaro de Campos gibi hayali isimlerle yazdığı şiirleriyle bilinir. Huzursuzluğun Kitabı, kurmaca bir karakterin kendi hayatını anlattığı bir roman olarak görülebilir, ancak yazarla kahramanı sık sık birbirinin yerine geçtiği için Pessoa’nın hayatla ilgili kendine ait olan ve olmayan düşünceleri döktüğü, bir denemeler, anlatılar toplamı olarak da kabul edilebilir. Yazar 1913’te yazmaya başlamış ölümüne dek parça parça yazmaya da devam etmiştir.

“Düşlerin en sıradan tarafı herkes tarafından görülmesidir. Günün bir vakti elektrik direğine yaslanıp bir şeyleri yüklemek ya da boşaltmak için bekleyen işçi geceleyin karanlıkta hiçbir şey düşünmüyor olabilir. Ama ben bilirim aklından geçenleri: Sıkıntılı bir yaz gününde sessizliğe gömülmüş kalem odasında evrak defterindeki hesaplarla boğuşurken neler geçiriyorsam aklımdan, işte onları.”

9. Anton Çehov (1860 – 1904) – Seçilmiş Hikayeler (Binbir Gece)

anton çehov seçme öyküleri

Erdal Öz şöyle bahseder Çehov’un hikayeciliğinden: “O çok alçakgönüllü bir anlatımla geliştirir öyküsünü, öyle bir atmosfer yaratır ki, okuruna aktarmak istediğini, bütün boyutlarıyla ona hissettirir. Çehov kuru bir anlatıcı değil, bir hissettirici öykücüdür. Öykülerinde müthiş bir yalınlık vardır. Bu yalınlık seçtiği sözcüklerde, kurduğu cümlelerde, çizdiği tiplerde, oluşturduğu kurguda açıkça görülür.”

“Cici, tatlı elini öptüm; mutluluktan titreyerek, yan yana, sıramıza oturmaya gittik. Yüreğim sızılar içinde, sanki göğsüm yarılıp dışarı fırlayacakmışçasına küt küt atıyordu. Yürek atışlarım gibi nabzım da hızlı hızlı vuruyordu. Belli ki bir nedeni vardı heyecanımın. Sevgilimle buluşmaya, geleceğimizle ilgili kesin bir sonuç almak için gitmiştim. Ya hep ya hiçti, her şey o akşamki görüşmemize bağlıydı. Hava çok güzeldi ama ben havanın güzelliğine aldıracak durumda değildim. Başımızın üstünde bülbüller şakıdığı halde bülbülleri dinlemiyordum, aşk buluşmalarının kaçınılmaz süsü olan bu gibi şeyler vız geliyordu bana.
Sevgilim yüzüme bakarak;
– Niçin konuşmuyorsunuz? dedi.
– Hiç… öyle… Nasıl, anneniz iyi mi?
– İyi…
– Ya… demek, öyle… Şey; ben… Varvara Petrovna, buraya sizinle konuşmaya geldim. Sizinle buluşmamızın nedeni… Şey… bugüne dek sustum hep, artık konuşacağım… Varya başını önüne eğdi, titreyen parmakları arasında tuttuğu çiçeği örselemeye başladı. Kendisine ne söyleyeceğimi biliyordu. Bir süre suskun bekledikten sonra asıl konuyu açmaya karar verdim.” (Hep Dilimin Yüzünden)

10. Edgar Allan Poe (1809 – 1849) – Bütün Hikayeleri

edgar allan poe bütün hikayeleri

Edgar Allan Poe tarifi imkansız bir hayal gücüne ve son derece keskin bir analiz yeteneğine sahiptir. Dostoyevski’nin de 1861’de belirttiği gibi “Poe’nun sadece kendine has olan ve onu bütün diğer yazarlardan ayırt eden özelliği, hayal gücünün olağanüstü genişliğidir.” Baudelaire’den Benjamin’e kadar birçok yazar ve düşünür için birer tartışma ve esin kaynağı olmasının sebebi ise kuşkusuz çağının çok ötesinde bir düş gücüne sahip olmasında yatmaktadır. Poe’nun gözlem yeteneği, analiz gücü ile birleşince en gerçekdışı fantezileri dahi bir gerçeklik duygusu yaratır. Öykülerinin atmosferini en ince ayrıntılarına kadar, bir matematikçi ve şair titizliğiyle kurarak, okuyucuyu adeta bu atmosferin en kuytu köşelerine çeker.

“Şimdi gece iyice çökmüştü ve şehrin üstünde kalın ve nemli bir sis asılı duruyordu. Kısa süre sonra bir sağanak başladı. Yağmur kalabalık üstünde tuhaf bir etki yarattı; hareketlilik birden daha da arttı ve kalabalığın üstünde bir şemsiyeler dünyası belirdi. Dalgalanmalar, itip kakmalar ve uğultu on misli çoğaldı Ben şahsen yağmura pek aldırmıyordum. Bedenimde gizlenen eski ateşli hastalık, nemi, oldukça tehlikeli bir şekilde hoş kılıyordu. Ağzıma bir mendil bağlayıp yürümeyi sürdürdüm. Yaşlı adam işlek caddede yarım saat boyunca güçlükle ilerledi. Ben onu gözden kaybetmekten korkarak bir adım gerisinden yürüyordum. Bir kez bile dönüp arkasına bakmadığından beni görmedi. Sonunda bir sokağa saptı. Burası yine kalabalık sayılsa da ayrıldığı cadde kadar kalabalık değildi. Bu sokakta tavırlarında bir değişiklik oldu.” (Kalabalıkların Adamı)

Kaynak
Jean Rhys’in Voyage In The Dark ve Chinua Achebe’nin Things Fall Apart Romanlarında Sömürge Sonrası Feminizm Kuramının İncelenmesiBorges Öykülerindeki Kadınlar Aslında Erkek Miydi?Kafkaesk Durumun NedeniEdgar Allan Poe ve Öyküleri Üzerine


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir