Menu

Gustave Courbet’in Hayatı ve Eserleri



Jean Désiré Gustave Courbet, 10 Haziran 1819’da Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın bir yer olan Ornans’ın Jura bölgesinde bir kasabada doğmuştur. Courbet’in babası Ornans’ta zengin bir toprak sahibi, anne tarafından büyükbabası da Loue vadisinde başarılı bir şarap üreticisi ve Ornans’ta Belediye Meclisi üyesiydi.

Köy, köylü, burjuva, muhafazakar ya da ilerici olan tüm sınıfsal düşünceleri içinde barındıran bir çevre ve aileden gelir. Bu durum sanatçının tercihlerini belirlemesinde ve gelişmesinde oldukça etkili olmuştur.

Courbet, 1839’da babasının isteği üzerine hukuk eğitimi almak için Paris’e gider, ancak resim okumaya karar verir. Carl von Steuben ve Nicolas-Auguste Hesse’den ders alır. Charles Suisse ve Père Lapin tarafından işletilen özel akademilere katılır. Daha sonra en yakın dostlarından biri olacak ressam François Bonvin’in özendirmesiyle Louvre Müzesi’nde ünlü sanatçıların tablolarını kopya etmeye yönelir. 1846-1847’de Hollanda’da ve Belçika’da kalır. Kendi tarzını oluşturabilmek için Fransız, İspanyol ve Flaman sanatçılarının eserlerini derinlemesine inceler.

Gustave Courbet, The Happy Lovers, 1844

The Happy Lovers, 1844

Courbet’in ilk dönem çalışmalarına otoportreler ve romantik unsurlar hakimdir. Bu çalışmalarından Siyah Köpekli ve Pipolu Otoportresi, Paris Salonu tarafından sergilenmemiş olmasına karşın, hakkında çıkan haberler sayesinde giderek tanınmaya başlar. Daha sonraki yıllarda Paris Salonu tarafından Siyah Köpekli Otoportre çalışması kabul edilince çok sevinir. Her ne kadar kendisinin çok arzulamadığı tarzda bir çalışması sergilense de, başlangıç olarak kendine olan güveni artar.

Gustave Courbet, Self Portrait With Black Dog, 1844

Self Portrait With Black Dog (Siyah Köpekli Otoportre), 1844

Gustave Courbet, Self Portrait With Pipe, 1849

Self Portrait With Pipe (Pipolu Otoportre), 1849

Çaresiz Adam adlı eserinde Courbert, özellikle romantizm akımına karşı kızgınlığını ifade ediyor, ama bunu yaparken döneminin romantik çizgilerinden etkilenip eserinde kullanmaktan da vazgeçemiyor. Bu otoportresinde, gerçeği olduğu gibi yansıttığı ve umutsuzluğunu tüm netliğiyle resmettiği için sanat eleştirmenleri tarafından realizm akımının öncüsü sayılır. İzleyiciler portreye baktıklarında sadece onun çaresizliğini değil, aynı zamanda karizmatik Gustave Courbet’in ne tür bir kişiliği olduğu fikrini de edinir: Cesur, radikal, hırslı ve kararlı.

Gustave Courbet, The Desperate Man, 1845

The Desperate Man (Çaresiz Adam), 1845

İfade edilmek istenen duyguları vurgulamak için kendisini adeta saçlarını yolmak üzere tasvir etmiş. Portrenin bu kadar yakın plandan çizilmiş olması, bize bizim de o umutsuzluk duygusundan kaçamayacağımız hissini verir. El bileklerinin birinin aydınlık, birinin karanlık olması, bir kontrast oluşturup ressamın duygu karmaşasını sembolize eder. Yanakların ve dudakların parlaklığı ise resme bakan kişinin dikkatini çekmesi için tasarlamış.

1847’ye doğru Courbet’in politik anlamda hayata bakışı da, resim anlayışı da değişmeye başlar, ilk zamanlarda sosyalist filozof Charles Fourier’in barışçıl anlayışını benimserken, 1847’den itibaren anarşist düşünür Pierre-Joseph Proudhon’un toplumcu düşüncelerinden etkilenir.

Taş Kırıcılar ve Ornans’ta Cenaze adlı eserleri Courbet’in hem kendi adına hem de sanat tarihi açısından dönüm noktası sayılabilecek iki önemli başyapıtıdır. Çünkü bu eserler, halkın daha geniş katmanlarına uzanarak, onların yaşamlarını aktarması ve en önemlisi proletaryanın (işçi, emekçi sınıf) bilinmeyen ve sınırsız hayatına öncülük etmesi bakımından ilk örneklerdir.

Gustave Courbet, The Stone Breakers, 1849

The Stone Breakers (Taş Kırıcılar), 1849

Courbet, işçi sınıfından olan ve toplumun en alt kesimini ifade eden bu iki figürü, olabildiğince sade ve gösterişsiz bir şekilde, bütün sıradanlığı, gerçekliği ile hiç tereddüt etmeden anlatır. Bu durum, döneminde burjuvazinin beğenisine sunularak onlara vurulmuş bir tokat gibidir. Burada çalışan işçiler üzerindeki kıyafetler yırtık ve eski gözükmesi ile ressam, kişiler hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Çalışmaktan yorgun düşen bu insanların betimlenmesi, halkın durumuna isyan niteliğindedir. Klasik ve romantik anlayışı reddedişinin ve realizmin simgesi olan, idealize edilmemiş yırtık giysili köylüleri tasvir ettiği bu resim, anarşist felsefeci Proudhon tarafından köylü sınıfının ikonu olarak değerlendirmiştir.

Gustave Courbet, A Burial At Ornans, 1850

A Burial At Ornans (Ornans’ta Cenaze), 1850

Courbet, ölümün herkesin başına geleceğini vurguladığı ve kuralları yıkan Ornans’ta Cenaze resminin romantizmin mezarı olduğunu söyler. Resimde, doğduğu köyde ölen, hayranlık duyduğu, fikirlerini önemsediği büyükbabasının cenaze törenini konu alır. Bu resimde, Ornans sakinlerine ait gerçek portreler resmedilir. Eserde bulunan kişilerden ayrı ayrı izin alır ve bir kısmının yüzünü ifadelendirilirken tarihten önemli kişilerin yüzlerinden de yardım alır. Herkes olduğunca sakin ve doğal halleriyle üzüntülerini yaşar. Sanatçının doğup büyüdüğü bölgenin sıradan insanlarını, önceden tarih resminde yüceltilen temalar için kullanılan devasa boyutları bu eserde de uygulaması, otoriteyi reddeden politik bir tehdit olarak yorumlanır.

Gustave Courbet, Young Ladies Of The Village, 1852

Young Ladies Of The Village (Köyün Genç Kızları), 1852

Courbet, Zélie, Juliette, Zoé adında 3 kız kardeşini doğduğu köyde bir vadide resmeder. Kardeşlerden birini çobanlık yapan küçük kıza para verirken gösterir. 1852 Paris Salon’da sergilediği Köyün Genç Kızları tablosu sınıflar arası ayrımı gösterdiği için öfke toplar.

Gustave Courbet, The Bathers, 1853

The Bathers (Yıkanan Kadınlar), 1853

Mitolojik bir sahne olmayan Yıkanan Kadınlar tablosunda, kadınları alışılmışın dışında resmettiği için eleştirilir, eser III. Napolyon tarafından aşağılanır.

Gustave Courbet, The Meeting (Bonjour Monsieur Courbet), 1854

The Meeting (Bonjour Monsieur Courbet) (Günaydın Bay Courbet), 1854

Diğer bir başyapıtı olan Günaydın Bay Courbet isimli resminde Courbet, kendini sırtındaki resim malzemeleriyle birlikte resmetmiştir. Kendisini, kırda yanında uşağıyla birlikte dolaşan bir soyluya şapkasını çıkarttırarak, Günaydın Bay Courbet diye selamlatması, yerleşik değerler sistemine saldırı niteliği taşır. Courbet’in bir soyluya selamlattığı, aslında sadece kendisi değil, aynı zamanda sanat ve genel olarak sanatçı kavramıdır. Bu selamlama, bir yanıyla sanat tarihinin en kışkırtıcı selamlamasıdır. Bu selamlaşma, kırda karşılaşmış iki insanın birbirlerine olağan bir biçimde nezaket göstermeleri değil, sanatçının özgürlüğünü ilan etmesinin onaylatılması, tescil edilmesidir.

Gustave Courbet, The Artist's Studio, 1855

The Artist’s Studio (A real allegory summing up seven years of my artistic and moral life) (Sanatçının Atölyesi: Sanat Yaşamımın Yedi Yılını Özetleyen Gerçek Bir Alegori), 1855

Gustave Courbet’in Sanatçının Atölyesi: Sanat Yaşamımın Yedi Yılını Özetleyen Gerçek Bir Alegori adlı eserini anlatırken, bambaşka bir gerçeklikten bahsetmekle birlikte, resim bizi etkisi altına alarak yoğun bir duygu içine sürüklemektedir. Sanatçı, bu resimle inançlarını ve kendi düşüncelerini anlatmıştır. Eserde arkadaşları, düşmanları, savaştığı şeytanlar, yoksul insanlar, çarmıha gerilmiş insan figürü görülür. Bu eser gerçekçiliğinin yanında, aynı zamanda simgeseldir de. Sadece görünüşte bir gerçeklikten bahsetmemiz mümkün değildir. Sanatçının kullanmış olduğu semboller aracılığı ile dönemi çok açık bir şekilde eleştirdiği gözlemlenir eserinde. Kendi içselini de içinde barındırabildiği etkileyici bir eserdir. Bu yönüyle, eserde hem kendini hem de dönemini anlatmıştır.

Courbet, resmi bir mektubunda şöyle açıklar: “Toplumu endişe ve tutkularıyla görüyorum; bu resmedilme zamanı gelen dünya. Sahne Paris’teki atölyem. Ben resimim, ortadayım. Sağda arkadaşlar, ortaklar, işçiler, sanat tutkunları. Solda diğer sıradan yaşamın dünyası, insanlar, mutsuzluk, yokluk, zenginlik, sömürenler ve sömürülenler, geçimini ölümden sağlayanlar.”

Courbet, atölyesini sanatın topyekun gücünün temsili olarak sunar. Resimde sanatçının arkadaşları olan Proudhon ve Baudelaire de resmedilir. Resim fuarda çok ilgi görmekle birlikte satılmaz ve rulo vaziyette durur. 1881’de kardeşi Juliette tarafından satılır. 1920’de Louvre’a geçer ve altı yıl sonra Orsay Müzesi’ne girer.

Bu eseri, hem dünyadaki ilk kişisel sergiye sebep olması hem de sanatçının Milletlerarası Sergi’ye başkaldırısının sembolü olduğu için sanatçının diğer resimlerine göre niteliği daha yüksek bir resimdir.

Gustave Courbet, The Grain Sisters, 1855

The Grain Sisters, 1855

1855 yılında III. Napolyon, Fransa’nın kültürel, sosyal ve endüstriyel ilerlemesini teşhir etmek amacıyla Dünya Fuarı’nı Paris’te düzenler. Fransa’nın sanattaki üstünlüğünü de gözler önüne sermek için, sadece sanat yapıtlarının yer aldığı sergi de düzenlenir. Evrensel Sergi için Delacroix’dan 35, Ingres’den 40 resim seçilirken, Courbet’in kabul edilen 11 resminin içinden, sekiz haftada tamamladığı, her figürü ayrı bir anlama sahip en gizemli ve alegorik kompozisyonu olan Ressam’ın Atölyesi ve Ornans’ta Cenaze adlı resimleri jüri tarafından elenir. O da protesto etmek için kabul edilmeyen ile birlikte 40 tuvalini sergi sarayının karşısında Realizm Pavyonu adını verdiği yerde sergiler. Amacını ortaya koyan ve savunan bir bildiri hazırlar. Eleştirmenler karşısında başarı kazandığı bu olay “Ne romantiklerin ne idealistlerin peşinden gidiyorum. Tek hocam doğadır” diyen Courbet’yi ön plana çıkarır.

Sergi kataloğu için ise Realist Manifesto’yu hazırlar:

  • Sanat öğretilemez! Sanat okulları yoktur, sanatçılar vardır.
  • Sanatta hayal gücü varolan şeyi nasıl tam olarak ifade edeceğinle ilgilidir; yoksa o nesneyi icat etmek veya o şeyin kendisini yaratmak değildir.
  • Doğanın yarattığı güzellik, sanatçının icatlarından üstündür.
  • Güzellik de hakikat gibi kişinin yaşadığı zamanla ve bireylerin onu anlama kapasitesiyle ilgili bir şeydir.
  • Gerçekçiler (Realizm): Sadece sanatta değil toplumdaki yapaylığa son vermek isterler ve bu yüzden bireysel hakları savunurlar. Gerçekçi sanatçılar, toplumdaki sıkıntıları, yoksullukları, hayatın içindeki bütün gerçeklikleri olduğu gibi yansıtmışlardır. Bu nedenle eserler, tarihsel bir öneme sahiptir.

Gustave Courbet, Young Ladies On The Banks Of The Seine, 1857

Young Ladies On The Banks Of The Seine (Seine Kıyısında Uzanan Kadınlar), 1857

Courbet, Seine Kıyısında Uzanan Kadınlar resminde kadınları dışarıda gösteremeyeceği bir rahatlıkta uzanmış şekilde betimlemiştir. Bu durumu, kıyafetlerine ve hareketlerine de yansıtmıştır. Kadınların kıyafetlerinden de anlaşıldığı gibi üst sınıfa mensuplar. Figürlerin beden dili ve kıyafetlerindeki betimleme savunmasızlığa işaret eder. Onlar, açık havada hülyalara dalmış manzarayı izlerken, seyircinin bakışı da nesneleştirdiği iki kadındadır.

Courbet’in yüzyıllardır süren beğeni ve estetik anlayışa uymayan, sıradan sayılan insanları sanatın merkezine yerleştirmesinin yanı sıra, kendisinin başlattığı bir akıma isim babalığı yapmış olması da sanat tarihinde bir ilk olacaktır. Zira sanat tarihinde adı anılan pek çok akım ismi, çoğunlukla ya bir nitelemeden hareketle ya da bir eleştirmenin bir resim ya da grubu küçümsemek amacıyla kullandığı bir sözcüğün akım ismi olarak yerleşmesiyle günümüze dek gelmiştir. Courbet’in içerik belirlemenin yanı sıra adını da koyarak başlattığı gerçekçilik akımı, süreç içinde yeni adlar altında ve yeni açılımlarla zenginleşerek, uzun yıllar hatta günümüze kadar varlığını ve etkinliğini sürdürmeyi başarmış bir sanatsal tavır alış olmuştur.

Courbet ile başlayan gerçekçilik akımı, kişisel bir başkaldırı olmaktan öte bir anlam ve önem içerir. Courbet’in izlenimcilerden önce tuvalini kırlara açıp işçilere, sıradan insanlara yönelir. Sanatçı, yüzyıllar boyunca sanata yön veren kilise ve soyluların tercihleri ve siparişleri dışında bir noktaya projeksiyon tutar.

“Beni sosyalist ressam olarak adlandırıyorlar. Bu sıfatı memnuniyetle kabul ediyorum. Ben sadece bir sosyalist değilim, aynı zamanda bir demokrat ve bir cumhuriyetçiyim. Kısacası tüm devrimin bir partizanı ve hepsinin üzerinde bir Realistim. Realist, samimi, katışıksız, gerçek düşkünü anlamına geliyor.”

Gustave Courbet, Mère Grégoire, 1859

Mère Grégoire, 1859

Courbet, bu eserini Fransız şair, söz yazarı Pierre-Jean de Béranger tarafından yazılmış popüler bir şarkının (La Grand-Mère) kahramanından esinlenerek yapar. Madam Grégoire, bir genelev sahibidir. Courbet, ağırbaşlılıkla giyimli Mère Grégoire’i mermer bir masanın önünde, paralar ve sağ elinin altında bir defter ile tasvir eder. Öte yandan, kadının çalışanlarından birini çağırmak için kullandığı küçük çan da göze çarpar. Muhtemelen görünmeyen bir müşteriye sevgiyle bir çiçek vermektedir. Resmin siyasi bir alt metni de olabilir. Béranger ve Courbet, sırasıyla monarşinin ve İkinci İmparatorluğun şiddetli muhalifleriydi. Courbet, Mère Grégoire’nin portresine başladığında, hükümet, özgür ifadeyi kısıtlama çabasının bir parçası olarak popüler yazarın şarkılarına sert bir şekilde tepki gösterir. Courbet, kadının elindeki çiçeği Fransız bayrağının mavi, beyaz ve kırmızı renkleriyle tasvir ederek, yalnızca devlet sansürüne değil, aynı zamanda İkinci İmparatorluğa karşı da protestosunu ifade etmektedir.

Gustave Courbet, The Source, 1862

The Source, 1862

Nü’leri de çok çalışan sanatçının, bu tür eserleri arasında çok bilinenleri vardır. Bu resmini kesintisiz bir şekilde doğal bir tarzda boyanmış. Courbet’in bu resmi, 1861’te Paris’te sergilenen Jean-Auguste-Dominique Ingres’in, The Source adlı eserine bir yanıt olarak tasarlandığı düşünülür.

1861 yılında bir atölye açarak realizm kuramını ve pratiğini anlatması için Courbet’ye bir istek mektubu gönderilir. Kendisi akademik öğretimi hep reddetmiş olması nedeniyle başta teklifi kabul etmez. 1870’te öğrenciler ve öğretmenleri arasında karşılıklı yardımlaşma ve eşitlik atmosferinin hüküm süreceği, model olarak yalnızca bilindik nülerin değil, aynı zamanda bir öküz, at ve geyiğin de kullanılacağı, alışılmışın dışında, demokratik bir atölye açmaya karar verir. Ancak, sadece birkaç hafta açık kalabilen bu atölye sayesinde yine de sanat öğretimi ve akademik kuruluşlar hakkındaki düşüncelerini söyleme fırsatını da yakalamış olur.

Gustave Courbet, Poor Woman Of The Village, 1866

Poor Woman Of The Village, 1866

Courbet’in resimlerinde güçlü fırça vuruşları, farklı konuların sade anlatımı, açık koyu karşıtlığı, ışığın etkileri, parlak, canlı, açık, inandırıcı renkler ve lekeler dikkat çeker. Figüratif, manzara, natürmort, günlük hayat konularındaki resimlerini atölyesinde yapmış olmasına rağmen açık havada çalışan empresyonistler için öncüdür. Çünkü öğrencilerine gördüğünüzü, hissettiğinizi ve istediğinizi resmedin der. Bir kilise için yaptığı resme melekler eklenmesi istendiğinde, “Ben hiç melek görmedim. Gösterin çizeyim.” sözü de ona aittir. Deniz manzaralarında ışığın, sis, rüzgar, dalga gibi doğal olayların neden olduğu değişimleri aktarır. Leke ve gölge açısından Delacroix’a yakındır, ama ışığı romantik değildir.

Gustave Courbet, Lake Leman, 1874

Lake Leman, 1874

1870’te Honoré Daumier ile birlikte Légion d’Honneur nişanını geri çeviren Courbet, Fransa Güzel Sanatlar Bakanı’na hitaben yazdığı mektubunda şunları söyler: “Hiçbir zaman, hiçbir durumda bunu kabul edemezdim. Hainliğin her yanda çoğaldığı, çıkarcılığın herkesi böylesine sardığı bir günde ise hiç kabul edemem… Bu onuru bana bağışlayanın hükümet eli olması da bir sanatçı olarak içimi rahatlatmıyor. Sanat konularında devleti yetkili görmüyorum.”

Courbet, III. Napoleon’un tahtan indirilmesi, dolayısıyla İkinci İmparatorluğun çöküşünden sonra 1871’de kurulan Paris Komünü’nün Sanat Birliği Bakanlığı’na getirilir. Müzelerin yeniden açılması ve Salon Sergileri’nin düzenlenmesiyle görevlendirildiği bu yıllarda komünün devrimci etkinliklerine katılır. Alman bombardımanına karşı Sevres Porselen İmalathanesi ve Fontainebleau Sarayı gibi önemli anıtların korunmasına karar verir, ancak komünün aşırı davranışlarına katılmayarak görevinden istifa eder.

Napoleon Bonaparte’ın büyük ordusu anısına dikilmiş Vendome Anıtı’nın yıktırılması olayına karıştığı nedeniyle komünün sona ermesi üzerine, kurulan bir askeri mahkemede Eylül 1871’de yargılanarak 6 ay hapse mahkum edilir. Hapisten çıktıktan sonra da baskı altında tutulur ve bütün mal varlığına el konulur. Courbet, bu baskılara dayanamayarak 1873’te İsviçre’ye kaçar.

Gustave Courbet, Beach In Normandy, 1875

Beach In Normandy, 1875

Courbet, vatanından uzakta, sığındığı İsviçre’de 31 Aralık 1877’de karaciğer rahatsızlığı nedeniyle hayata veda eder.

Kaynak
Gustave Courbet’nin Siyasetle Olan İlişkisini Anlamak Üzerine Toplumsal Aydınlanma Sürecine Genel Bakış Sanat Eserlerini Canlandıran FotoğraflarSanatı Ben ile Kurgulamak, Sanatçının İçe BakışıThe Wounded Man , Yaralı Adam 1844-1854 Ressam Gustave CourbetCourbet19. Yüzyıl Fransız Realist RessamlarıCourbet ve Toplumsal AyrımPETER WEISS’IN “DRENMENN ESTET” ROMANI ÜZERNE BR GÖRSEL OKUMA KILAVUZUUmutsuz Adam, Gustave Courbet


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir