Menu

Günümüzde Pek Kullanılmayan Eski Türkçe Kelimeler



Günlük hayatımızda pek kullanılmayan ve yeni neslin duymamış olabileceği eski Türkçe kelimelerden 25 tanesini, anlamlarını ve bu kelimelerin kullanıldığı eserlerden kısa alıntıları okuyabilirsiniz.

Unutulmuş 23 Büyülü Kelime isimli yazımızı da okumanızı öneririz.

1. Mültefit: Güler yüz gösteren, hoş davranan

Guido Borelli, Le Scale

Guido Borelli, Le Scale

“Deminki o nazik ve mültefit maskeler birdenbire düşmüş, yerini asıl yaratılışın iğrenç çizgileri almıştı. Şimdi artık dost ve ahbap yoktu, sadece zarara sokulmuş insanlar vardı, evvela ümitlerinde aldatmış, sonra da paralarını almış olduğum insanlar…” (Geçmiş Zaman Elbiseleri, Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Ahmet Hamdi Tanpınar)

2. Behemehal: Kesin olarak, kesin bir biçimde

Guido Borelli, Venezia e la Mimosa

Guido Borelli, Venezia e la Mimosa

“Ertesi günü Eyüp’ü ziyaret ediniz, Haliç’e nazır mezarlıklar arasına çömelip, servilerin gıcırtıları arasında, uzaktaki fabrikaların vinç ve kalafat sadalarını dinleyiniz. Sonra Boğaziçi tenezzühünü sakın ihmal etmeyiniz. Anadolu sahilini takiben gidip Rumeli kıyısı dönü­nüz ve yaprakları kızaran serin, hazin ve loş korularda dolaşabilmek için de behemehal bir zaman ayırınız.” (Ay Peşinde, Refik Halit Karay)

3. Bolâhenk: Neşeli, hoş sohbet, konuşkan

Guido Borelli, Tre Archi

Guido Borelli, Tre Archi

“Tevfik Bey başını gökyüzüne doğru kaldırdı; sonra bahçeyi, kızarmış ağaçları, uzaklarda morlaşan ağaç kütüklerini ve dalları, son çimenleri seyretti. Bir arıyı gözüyle bahçe kapısına kadar takip etti. İhtiyar vücudundan garip ve üşümeli bir hayat sıcaklığı geçiyordu. “Ses kaldı mı dersin İhsan?” Aklı geçmiş mevsimlerde, kendisine Bolahenk Tevfik adını verdikleri zamanlardaydı.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

4. Efsunkâr: Büyülü, çarpıcı, karşı konulmaz şekilde çarpıcı

Guido Borelli, Le Persiane

Guido Borelli, Le Persiane

“Ne efsunkâr imişsin ah, ey didâr-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten” (Hürriyet Kasidesi, Namık Kemal)

5. Tufeylî : Başkasının sırtından geçinen, asalak

Guido Borelli, Barche A Venezia

Guido Borelli, Barche A Venezia

“Giren çıkan, çalan kaçan belli değil. Etrafında bir sürü tufeylî var ki, çocukların rivayetine göre, servetinin son parçalarını kemâl-i afiyetle yiyorlar.” (Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Güntekin)

6. Perestiş: Tapınma veya taparcasına, delicesine sevme

Guido Borelli, Gli Orti Sul Terrazzo

Guido Borelli, Gli Orti Sul Terrazzo

“Görüyorsun ki burada her dakikamız elem, matem, ıstırap içinde geçiyor. Bir dakika kalbimiz rahat değil. Ufak bir gürültü bizi korkutuyor. Mesela seni işte o kadar severken, sana o kadar perestiş ederken dehşetle memnu dimağımda aşkım için müsterih bir yer kalmıyor. Dudaklarının lezzetini tamamıyla duymuyorum.” (Bomba, Ömer Seyfettin)

7. Mübrem: Çok gerekli olan

Guido Borelli, Le Palme Sul Tetto

Guido Borelli, Le Palme Sul Tetto

“Tütüncüye gazete ve Bafra borcu, gazinocuya iki üç bira, gazoz borcu, muhallebiciye on yedi lira kadar bir takıntım olsa. Geçen ay ödemediğime, bu ay da çok mübrem bir işe elli altı lira vermek zorunda bulunduğuma göre çarşıya inebilir miyim? İnemem değil mi? Evet bu hikaye böyle bitebilir. Gülen güler. Acıyan acır. “Amma da hikaye ha!” diyen der.” (Çarşıya İnemem, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık)

8. Hemdem: Canciğer arkadaş

Guido Borelli, Tramonto Con Bougainvillea

Guido Borelli, Tramonto Con Bougainvillea

“Demi benimle bir olan kim kaldı ki zaten!” (Ece Temelkuran, Devir)

9. Hemdert: Dert ortağı

Guido Borelli, Al fresco in cortile

Guido Borelli, Al Fresco In Cortile

“Dinlesin, dinlemesin ha bire anlatıyordu. Dinleyenler Abdi Ağa’ya acıyorlar, İnce Memed’i lanetliyorlardı. Kaymakamı, karakol komutanı, candarması, katibi, memuru, kasabalısı, köylüsü herkes Abdi Ağa ile hemdert… Abdi Ağa başından geçeni öyle ağlayarak anlatıyordu ki, acımamak elde değildi. Kadını karşısında kendini dinlemeye hazır görünce, içinden ılık ılık, sevince benzer, neşeye benzer bir rahatlık geçti.” (İnce Memed, Yaşar Kemal)

10. Tumturaklı: Anlama bir şey katmayan, bir anlam bildirmeyen, ancak kulağa hoş gelen, gösterişli

Guido Borelli, Porta Rossa Porta Blu

Guido Borelli, Porta Rossa Porta Blu

Elde Var Hüzün

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün

o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Attila İlhan

11. Bittabi: Doğal olarak, elbette, tabi şekilde

Guido Borelli, La Collina Dei Papaveri

Guido Borelli, La Collina Dei Papaveri

“Bir mesire yerinde ve bittabi eski zamanlarda, muhtelif milletlere mensup insanların koz helvacı, şerbetçi veya arabcı gibi esnafla olan pazarlık ve münakaşalarını anlatıyordu. Evvela Arnavutla işe başladı, gayet acemice bir taklit ile, mizah gazetelerinden kapma birkaç cümle söyledi, ondan sonra gelen tipler: Arap, Laz, Çerkez, Yahudi, Ermeni, Rum, Kürt, hepsi Arnavut’un ilk söylediği cümleyi, birbirlerinden daha acemice taklitler ile tekrar ettiler. Salondakilerin en basitinde ve en iyi niyetlisinde bile tahammül edecek hal kalmadı ve komik delikanlı alkışlar arasında battaniyelerin önünden çekildi.” (İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali)

12. Filhakika: Doğrusu, gerçekten

Guido Borelli, Il Mare Smeraldo

Guido Borelli, Il Mare Smeraldo

“Bu adam eski evlere, bazan da kızların kalbine musallat olan bir tayfa benziyor. Ondan kurtulmak için ona varmaktan başka çare yok. Tevfik’i düşünürse belki ondan kurtulur. Filhakika babasının Şam’daki hayatını tahayyüle başlayınca içine biraz sukunet geldi. Kalktı su istedi.” (Sinekli Bakkal, Halide Edip Adıvar)

13. Zevç: Kadının nikahlandığı erkek, koca

Guido Borelli, Aperitivo Al Tramonto

Guido Borelli, Aperitivo Al Tramonto

“Bir kadının zevcini muhafaza etmesi için, evvela, onun her hareketine göz yumması lazımdır. İnsanların tabiatı malum. Yapma denilen şeyleri yaparlar. Eğer kocanızı kıskanırsanız, o sizi aldatmaktan daha fazla zevk duyar. İnanınız… Bu bir kaidedir. Yasak olan şeylere herkes rağbet eder. Ne yapsanız nafile. Kocanız başka bir kadını beğendi mi, onun arkasından koşacaktır.” (Canan, Peyami Safa)

14. Merdümgiriz: Toplumdan kaçan, insanlar arasına karışmaktan çekinen

Guido Borelli, Cieloblu

Guido Borelli, Cieloblu

“Yalnızlığın şekilleri vardır: Kimsesiz bir yerde yalnızlık; sosyete ve kalabalık içinde yalnızlık… Yolculuk hayatımda bu şekillerin ikisine de çoktan beri alışmış olduğum için bana pek ağır basan tarafları yoktur. Hatta merdümgiriz zannedilmek tehlikesine rağmen bunları, beni pek alakadar etmeyen bir insanla konuşmak halinde tecelli eden üçüncü yalnızlık şekline tercih ettiğimi de söyleyebilirim.” (Anadolu Notları I – II, Reşat Nuri Güntekin)

15. Lâl ü ebkem: Şaşa kalmış, sükuta mecbur olmuş, susmuş

Guido Borelli, Il Lampione Oltre La Tenda

Guido Borelli, Il Lampione Oltre La Tenda

“İki bin üç yılı Nisan ayının ilk gününde Konya toprağına ayak bastığımda, bir tel kopup da ahengin ebediyyen kesilişinin üzerinden hayli zaman geçmişti. Bir haylidir dilim tutulmuş, lâl ü ebkem kesilmiştim. Bir yitiği, bana ait bir parçayı bulmak için yüz vurmuyordum eşiğine tapusuna, kaybetmeye alışalı çok zaman olmuştu. Ben sadece, bir şeyi tümüyle bırakıp da geriye dönmek için düşmüştüm kapısına. Ona, onlara ait olması gereken bir şeyi. Alın emanetinizi, diyecektim, ben taşıyamadım. Alın emanetinizi. Hikayem, bırakmak için geldiğim şeyi tümden bulup da geri dönmemin hikayesi. Geniş ve sarı ova ve sınırsız gibi görünen gök altında.” (Cümle Kapısı, Nazan Bekiroğlu)

16. Muhayyile: Hayal etme gücü

Guido Borelli, Lavanda Di Notte

Guido Borelli, Lavanda Di Notte

“Asıl İstanbul, yani surlardan beride olan minareyle camilerin şehri, Beyoğlu, Boğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çekmeceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde adeta başka başka coğrafyalar gibi kendi güzellikleriyle bizde ayrı ayrı duygular uyandıran, hayalimize başka türlü yaşama şekilleri ilham eden peyzajlardır. Her İstanbullu az çok şairdir; çünkü irade ve zekasıyla yeni şekiller yaratmasa bile, büyüye çok benzeyen bir muhayyile oyunu içinde yaşar. Ve bu, tarihten gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler.” (Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar)

17. Maatteessüf: Üzülerek söylüyorum, ne yazık ki

Guido Borelli, Borgo Nebbioso

Guido Borelli, Borgo Nebbioso

“Kayınpederiniz nasıl?” diye sorduğu vakit o epeyce gülmüş. “Maatteessüf, hala ölmedi biçare adam, bir türlü Azrail bile alıp götürmek istemiyor” demişti.” (Masum Katiller (Hikayeler), Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

18. Hasbıhal: Söyleşi, sohbet

Guido Borelli, La tour carree in Ste Maxime

Guido Borelli, La Tour Carree In Ste Maxime

“Hasbıhal ediyoruz ya; size garip bir vak’a nakledeyim… Devri Hamidî’de en kuvvetli takım, Fehim Paşa çetesiydi. Bir gece çetenin kabadayılarından birinin canı dayak istemiş. (Evet, ben bilirim, bu yolda gezenlerden bir haylisinde, siyahi karıların baba tutması gibi, bir tutarak vardır. Miadında dayakcağızını yemezse rahat edemez.) Gelmiş, birisine çatmış. Adamcağız hasbinallah okuyarak gazinodan kalkmış, bir başkasına girmiş, oturmuş.” (Eski Palavracı Kabadayılar, Dünkü Mizahımızdan Yazı ve Çizgiler), Ahmet Rasim)

19. Mütemadiyen: Hiç ara vermeksizin, sürekli

Guido Borelli, Le Porte Blu

Guido Borelli, Le Porte Blu

“İşte Şadiye Hanım şimdi böyle bir adama tutulmuştu. Bonmarşede, lavanta camekânın önünde bir şunu bunu almakla meşgulken yanımızdan geçti. Küçük Hanım zaten, daha evvelden, bir başkalaşmıştı. Kabına sığmıyor, sağa sola mütemadiyen dönüp kıvrılarak lüzumsuz bir telaş, sabırsız bir helecan gösteriyordu.” (İstanbul’un İç Yüzü, Refik Halit Karay)

20. Serencam: Bir olayın işin sonu, baştan geçen bir olay, durum

Guido Borelli, Varenna On Lake Como

Guido Borelli, Varenna On Lake Como

“Şair bu şiirinde bir kurt avındaki serencamını anlatır: Şair, dostları bir çok asilzadelerle dağlarda kurt avına çıkar. Vakir gece, ıssız bir ay aydınlığı var. Alevlenmiş gibi yanan ayın üzerinden bulutlar geçiyor. Siyah ormanlar ufuklara kadar dayanıyor. Tabiatın böyle tenha bir saatinde avcılar birbiri ardından tüfekleri tetikte, yürüyorlar.” (Eğil Dağlar, Yahya Kemal Beyatlı)

21. Deruni: İçle ilgili olan, içten

Guido Borelli, Le Barche Sullo Stagno

Guido Borelli, Le Barche Sullo Stagno

“Bu hülyadan sonra kafamda, ordumuzu ötesinde berisinde serviler ve çamlar görünen engin bir meşe ormanı halinde görüyordum. Gölgeleri ezeli, gövdeleri namağlup, dalları hülyayla çok ciddi ve deruni bir ıstırapla dolu bir ormanı. Koca dünya bunu mütemadiyen biçiyor; büyük ağaçlarını yere seriyor: Fakat yere dökülen tohumlardan daha zengin genç bir orman fışkırıyor.” (Ateşten Gömlek, Halide Edip Adıvar)

22. Yeis: Umutsuzluktan doğan karamsarlık, umutsuzluk

Guido Borelli, Calor Bianco

Guido Borelli, Calor Bianco

“Sait Faik’in Yeis’i hani o akşamüstleri çöken, kıpırdamıyor. Ama burada o yeisi ne yapayım. Anadolu içlerinde bir otobüs yolculuğunda olsaydım, akşamüstü bu yeisi içime çekerdim. Ya da hiç değilse İstanbul’da. Çıkar birkaç dost görürdüm. Çiçek Pasajı’na uğrardım. Burada o yeisi ne yapayım.” (Şiirin Kanadında Mektuplar 1970-1995, Ataol Behramoğlu, Metin Demirtaş)

23. Daüssıla: Yurt Özlemi

Guido Borelli, la fontana a St Paul de Vence

Guido Borelli, La fontana a St Paul de Vence

“İstanbul’u anladığınız gibi anlamakta haklısınız. Bu şehrin medeni insana bahşedeceği hiçbir sühulet yoktur. Sizden bu şehri sevmiş olanların hiçbiri medeni değildi. Medeni, biz, ruhu olmayanlara veya onu çıkartmış olanlara deriz. Gérard de Nerval, Chateaubriand, İstanbul’u anladığınız gibi anlamakta haklısınız. Bu şehrin medeni insana bahşedeceği hiçbir sühulet yoktur. Sizden bu şehri sevmiş olanların hiçbiri medeni değildi. Medeni, biz, ruhu olmayanlara veya onu çıkartmış olanlara deriz. Gautier, Loti, Farrère, Régnier ve diğerleri, bunlar bizim nim-meczup dervişlerimize benzer adamlardı ki, arzın gurbet yollarında dolaşa dolaşa, bir akşam, manzaralarına, selvilerin pür-şa‘şaa altın ufuklar gibi saplandığı bu azim kubbeler şehrine vasıl oldular ve aradıkları vatanı nihayet bulmuş oldular. Pekin’i, Tokyo’yu, Benares ve Semerkand’ı da gören bu adamlar, oralardan ayrıldıktan sonra mabetleri, kuleleri, Asyaî ıtırları, incileri ve ilâhî raksları unuttular, fakat hayatlarının sonuna kadar daüssılasını çektikleri yegâne memleket, bu minare ve gurup memleketi olmuştur. Onun için biz onları bizlerden biliriz.” (İstanbul Hakkında Bir Ecnebi ile Muhavere, Ahmet Haşim’in Tarık Gazetesinde yayımlanan denemesi)

24. Bigâne: İlgisiz, kayıtsız

Guido Borelli, Le Barche E I Pali Colorati

Guido Borelli, Le Barche E I Pali Colorati

Rindlerin Hayatı

Bazen kader, gelen bora halinde zorludur;
Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak.
Bazan da çevreden nice bir adem oğludur,
Görmek değil düşünmeğe bigâne kal! Bırak!

Dindar adam tevekkülü, rikkatle, herkese
İsa’yı çarmıhında, uzaktan, hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rind’in belaya karşı kayıtsızlığındandır

Yahya Kemal Beyatlı

25. Perverdigâr: Allah

Guido Borelli, Una Barca Blu

Guido Borelli, Una Barca Blu

“Zaten o da genellikle gerçeği anlattığını iddia etmezdi. İnsan gerçeğe bağlı kalarak güzellik yaratamaz. Perverdigâr bile dünyayı fani, yani yalan bir dünya düzeni üzerine kurmuşsa mübarek yalanın kıymetini bilmemiz lazım derdi.”

Kaynak
Lugat 365, Bazı Kelimeler Çok Güzel, Can Yayınları


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir