Menu

Okumanız Gereken Edebi Nitelikte 10 Seyahat Kitabı



Radikal Kitap’ın, Doğan Hızlan, Cem Erciyes, Yekta Kopan, Mehmet Yaşin, Buket Uzuner, Burcu Aktaş, Saffet Emre Tonguç, Cemre Birand, Nedim Gürsel, Bedia Ceylan Güzelce’den oluşan jürisinin seçtiği seyahat konulu en iyi 10 kitabı derledik.

1. Evliya Çelebi (1611 – 1682), Seyahatname

Halil İnalcık’ın en büyük sosyal tarihçi olarak tarif ettiği Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi, İslam Edebiyatı’nın, belki de Dünya Edebiyatı’nın en uzun ve kapsamlı seyahat anlatısıdır.

evliya çelebi seyahatname

Osmanlılar’da gezip gördüklerini kaleme alan isim oldukça az olduğu için daha ziyade Batılı seyyahlar tarafından kaleme alınan eserlerden İstanbul’un geçmişini görebiliyoruz. Seyahatname bu açıdan ayrı bir önem arz eder. Evliya Çelebi’nin İstanbul tasviri, hiç tartışmasız bu kent üzerine yazılan en iyi rehber kitaptır. Evliya’nın anlattıkları ile günümüze kadar ayakta kalan eserlerin özellikleri büyük oranda örtüşür. Ayrıca günümüzde harabeye dönmüş anıt eserlerin o günkü durumlarını anlamak için son derece önemli bir kaynaktır.

evliya çelebi seyahatname

“Levrek ve kefal de gayet lezizdir. Buralarda bir karıştan fazla kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı gibi daha bin türlü balık vardır. Ama bunların hepsinden çok Trabzonluların üzerine düştükleri, hatta alım satımda bazen kavga ettikleri hamsi balığıdır. Hamsin’de çıktığı için hamsi denilmiştir. Buraların ilginç bir hikayesi daha vardır ki o da şöyledir: “Bir torba hamsi ver.” diyerek sırmalı torbalara balığı koyup salınarak giderler. Balığın suyu akarak giderken bazıları suyun aktığına acıyarak, “Bre balığın suyunu ne diye akıtırsın? Suyuna bir pilavcık salsan ne de güzel olur” diye şaka edip sonra da şu beyiti söylerler: “Trabzon’dur yerimiz, Akçe tutmaz elimiz, Hamsi balığı olmasa, Nice olurdu halimiz.” Bu balığın faydası öyle çoktur ki yedi gün devamlı bundan yiyen bir kişinin kas gücü fevkalade artar. Balık, kokusu olmadığından yiyene hararet vermez. Ağrısı olan kişi, balık yediği vakit iyileşir. Bir evde yılan ve çıyan olursa hamsi balığının başını tütsü edip bunların kaçmalarını sağlarlar.” (Günümüz Türkçesiyle)

2. Jules Verne (1828 – 1905), 80 Günde Devri Alem

Jules Verne, eserlerini kaleme almadan önce, o konudaki bilim, fen ve teknik kitapları, derinlemesine okuyup deneyler yaptığı, edindiği bilgileri hayal gücüyle derinleştirdiği için, hayal ettiği şeyler, günümüzde birçok icat ve keşfin yolunu açmıştır. 80 Günde Devri Alem, Jules Verne’in 1872 yılında yazdığı bir serüven romanıdır.

jules verne

Phileas Fogg, kimsenin ile ilgili hiçbir şey bilmediği zengin ve kibar bir İngiliz beyefendisidir. Son derece düzenli bir hayat sürmesi, titiz ve dakik yaşayan biri olmasıyla tanınmış kişidir. Bir gün, azası olduğu Londra Bilim Kulübü’nde, gerçekleştirilmesi olanaksız gibi görünen bir konuda, servetini ortaya koyarak iddiaya girer. Dünyanın etrafını 80 günde dolaşacaktır, hem de hava yolu kullanmaksızın, evvelce hiçbir ayarlama ve planlama yapmaksızın.

jules verne 80 günde devri alem

“Gerçekten de gelmişlerdi. Evet, nihayet bu istasyona gelmişlerdi. Buradan da Amerika’nın doğusuna her gün birkaç tren kalkmaktaydı. Hepsi yere indiler. Bay Fogg, Mudge’ye söz verdiği gibi parayı ödedi. Paspartu, Mudge’nin elini arkadaşça sıktı. Sonra hep birden Omaha istasyonunun yolunu tuttular. Harekete hazır olan bir trene bindiler. Tren Des Maines ve Iowo City’den geçerek Iowo eyaleti içinde hızla yol aldı. Geceleyin Illinois eyaletine girdi. Ertesi gün ayın onu idi. Tren akşamın dördünde Chicago’ya geldi. Chicago’da trenden bol bir şey yoktu. Bay Fogg hemen bir trenden ötekine geçti. Tren bütün hızıyla yola koyuldu. Nihayet Hudson Nehri göründü. Ve 11 Aralık gecesi saat on biri çeyrek geçe tren istasyona girip Cunard Lina vapurlarının yaklaştıkları rıhtımın sol tarafında durdu. Ne yazık ki Liverpool’a gidecek olan Chines adlı vapur tam kırk beş dakika önce kalkmıştı.”

3. Jack Kerouac (1922 – 1969), Yolda

Jack Kerouac’ın 1957 yılında yayımlanan ve beat kuşağının en önemli romanı olarak tanımlayabileceğimiz kitabı Yolda’dır. Beat, kelime olarak, meteliksiz, yersiz yurtsuz, başıboş, bitkin, umarsız, uykusuz, uyumayan, her şeyi derinlemesine algılayan, aşırı duyarlı, kendi başına, dışlanmış gibi anlamlara gelebilmektedir. Ancak, Jack Kerouac kelimenin bir başka anlamına daha dikkat çekmekteydi: Beatific, yani kutsal veya kutsanmış.

jack kerouac yolda

Kerouac’ın bu anlama dikkat çekmekle, ezilenlerin, dışlanmışların gizli kutsallığını vurgulamak istediği söylenmektedir. Kerouac bu romanı, günlerce başka hiçbir şey yapmadan daktilosunun başında oturarak yazmış ve üç haftada bitirmiştir. Kerouac’ın kendini, arkadaşlarını ve yollarda yaşadıkları gerçek hikayeleri anlattığı bu kitabı okuyanlar, anlatılanın kendi hikayeleri olduğuna inandılar.

jack kerouac

“Yola koyulduk. Gecenin engin düzlüğünde ilk olarak Texas’ın Dalhart kasabasıyla karşılaştık. 1947’de de girmiştim bu manzarayı. Elli mil uzağımızda dünyanın karanlık döşemesine serilmiş ışıl ışıl bir kasaba, meskitler, çorak araziler ve ufukta ay, gittikçe irileşen, şişmanlayan, tembelleşen, yumuşayan, yuvarlanan, sabah yıldızının mücadeleyi kazandığı, camlarda çiy damlacıklarının parlamaya başladığı ana kadar. Issız taşra kasabası Dalhart’tan sola Amarillo yönüne saptık. Sabahleyin, daha bir iki yıl önce bufalocu çadırlarının etrafında dalgalanıyor olan esintili çayırlara, Amarillo’ya ulaştık. Artık benzin istasyonları vardı, deliğinden on sent atılınca iğrenç plaklar çalan 1950 yapımı süslü püslü müzik dolapları vardı.”

4. Homeros (M.Ö. 8 yy.), Odysseia

Odysseia, Antik Yunan Edebiyatı’nın İlyada’dan sonra en büyük ikinci destanıdır. Odysseia insanlar ve insani konular açısından İlyada’dan biraz daha fakirdir, ama alan ölçüsüyle çok daha büyüktür, denizde, karada, göklerde geçer. İlyada, yaşayan gerçeğin destanıdır, yeryüzünde tatlı bir yaşam sürmüş olanların destanı. İnsanlar o zamandan beri onların arasına karışma özlemini duyarlar. Odysseia uzaklığın, yolculuğun destanıdır.

homeros odessa

“Kendileri ise bizim evde postu sermişler, her gün sığırlarımızı, koyunlarımızı, semiz keçilerimizi kesip kesip yiyorlar, cümbüş kurup ateş yüzlü şarabımızı içiyorlar, pervasız malımızı bitiriyorlar ve burada Odysseus değerinde bir er yok ki evinden zulmü uzaklaştırsın. Ah, Odysseus yurduna bir dönseydi ve oğluna kavuşsaydı! Bu erlerin zulmünden o zaman öç alınırdı.”

5. Jules Verne (1828 – 1905), İnatçı Keraban

Jules Verne’nin 1883 yılında yayımlanan, Osmanlı coğrafyasında geçen, kahramanlarının büyük bir kısmı Osmanlı halkından seçilen romanıdır İnatçı Keraban. 1800’lerin sonlarında İstanbul’da başlayan olaylar, geniş ve ilgi çekici bir Karadeniz turu yapıldıktan sonra, yine İstanbul’da sona eriyor. Jules Verne, Türkiye’ye hiç gelmemiş, fakat romanda okurları adeta bu ülkeye davet eder.

inatci keraban jules verne

Jules Verne’in, Keraban adını nerden bulduğu merak konusudur. Onun Arnavut asıllı biri olabileceğini söyleyenler çıkmışsa da elimizde bunu doğrulayacak bir bilgi yok. Dünyadaki en inatçı insan olarak tanımlanan, eski kafalı bir tütün tüccarı olarak karşımıza çıkar Keraban Ağa. Romanın batılı iki kahramanı Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ile onun uşağı Bruno, Keraban Ağa’yı ziyaret etmek üzere İstanbul’a gelmişlerdir. Jules Verne romanında, bu iki yabancı kahramanın bakış açısını Osmanlı’yı hicvetmekte kullanır.

jules verne

“27 Eylül’de küçük kervan Sakarya kasabasından geçti, akşama doğru, bundan tam altıyüz yıl önce İmparator Avrelianus’un öldürüldüğü yer olan Kerpe Burnu’na ulaştı. Burada geceyi geçirmek üzere mola verdiler ve kırk sekiz saat içinde yani dönüş için belirledikleri son günün sabahında Üsküdar’a ulaşabilmek için izlenecek yolda yapılabilecek bazı değişiklikler üzerine konuşuldu… Üsküdar tepelerine uzaklık ne kadardı? Yaklaşık 60 fersah. Eğer atlar gece boyu yürümemekte direnirlerse süre yetmeyecekti. Kıyıdaki girinti ve çıkıntıların hissedilir derecede uzattığı sahil yolunu bırakıp, Anadolu’nun bu ucundan içeri girerek, Karadeniz ve Marmara Denizi kıyıları arasındanki bölgeden, kısacası olabildiğince kestirmeden giderlerse yolu rahat rahat oniki fersah kısaltabilirlerdi. Sonuçta bu teklif çok iyi karşılandı. Ertesi gün kat edecekleri uzun yola hazırlanmak için 27 Eylül’ü 28 Eylül’e bağlayan gece boyunca dinlenmeye karar verdiler.”

6. Joseph De Tournefort (1656 – 1708), Tournefort Seyahatnamesi

Joseph De Tournefort, okul yıllarında ilahiyat ile ilgilenmesine rağmen daha sonra bitki bilimi ile ilgilenmiştir. Botanik alanında bir buluşçu olarak kabul edilir ve kendi adıyla anılan bir yapay bitkiler sistemi ile ünlüdür.

Joseph De Tournefort

1700 ile 1702 yılları arasında XIV. Louis’in ve bakanı Pontchartrain’in talimatıyla bitki bilim üzerine araştırmalar yapmak, numuneler toplamak amacıyla Yunanistan üzerinden Doğu’ya bir seyahat yapması istenmiştir. Ölümünden sonra 1717’de basılan kitabın birinci cildi, Ege adalarını kapsamlı bir şekilde anlatır. İkinci ciltte önce uzun uzun İstanbul’u anlatır. Sonra da 18. yy. Anadolusu’nu, birçok kasabasıyla baştan başa anlatır.

“Beypazarı aşağı yukarı birbirine denk üç tepenin ortasında, vadide bulunur. Evler hep iki katlı ve ahşaptan yapılmıştır. Evler tepelerde bulunduğundan daima inmek ya da çıkmak gerekir. Beypazarı deresi Aila’ya (Aladağ) doğru akarken birkaç değirmen, meyvelik ve zerzevatlıkların dağıldığı köylere de faydalı olur. İstanbul’da satılan harika armutlar buradan gelir. Ancak biraz geç çıktığından tatma zevkine erişemedik. Bütün bölge, meyve bahçeleri haricinde kuru ve çıplak. Keçiler sadece ot filizleri ile besleniyorlar. Busbecq’in dikkat çektiği gibi yapağılarının güzelliğini koruyan budur. İklim ve otlak değiştiğinde bu özelliğini kaybediyor. Beypazarı ve Angora’nın çobanları onları çok sık tarıyor ve derede yıkıyorlar. Sakarya ırmağı suyunu getirmesine rağmen burası zihnimde, Titus Livius’un da bahsettiği, Beypazarı’na çok uzak olmaması gereken ağaçsız bölge olarak kalacak.”

7. Kazuo Ishiguro (1954 – ), Günden Kalanlar

Japon asıllı İngiliz romancı Kazuo Ishiguro 1989 yılında İshiguro’ya Man Booker Ödülü’nü kazandıran Günden Kalanlar’da kahramanı uşak Bay Stevens ile 1950’lerden sesleniyor okura. Hayatı boyunca çeşitli İngiliz beyefendilerine uşaklık eden Stevens, bir hafta sonu hep ertelediği Batı İngiltere kırsalını arabayla gezme fikrini hayata geçiriyor ve kendisiyle birlikte bizi de, zihninde geçmişine yönelik bir gezintiye çıkarıyor. Hayatında daha kapsamlı bir yer kaplayan efendilerinden Lord Darlington, kendisi gibi hayatı boyunca uşaklık etmiş olan babası ve uzun bir dönem beraber çalıştıkları başka bir hizmetli olan Bayan Kenton ile olan anılarına tanıklık ediyoruz.

kazuo ishiguro

Edebiyatın en kalıp hikayelerinden biridir yolculuğa çıkarak kendini oluşturmak. Yolculuk bir arayış ve tekamül getirir beraberinde ve geçmişe dönüş bu sürece hatırı sayılır bir katkı sağlar. Roman 1993’te sinemaya da Remains of the Day adıyla uyarlanmıştır.

“Akşam, pek çok insan için günün en güzel zamanı. Öyleyse, bu kadar çok dönüp ardıma bakmamam, daha olumlu bir görüş açısı benimsemem ve günümden arda kalanları en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmam gerektiği öğüdünde de gerçek payı vardır belki. Yaşamımız pek de dilediğimiz gibi çıkmadıysa durmadan geriye bakıp kendimizi suçlayarak ne kazanabiliriz ki?”

8. İbn Battuta (1304 – 1368), İbn Battuta Seyahatnamesi

İbn Battuta adıyla bilinen Arap seyyahın gerçek adı Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî’dir. 22 yaşına kadar Tanca’da yaşayan İbn Battûta, 1325 yılında ilk defa Hac maksadıyla yurdundan ayrılmış, yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca yaptığı yedi ayrı seyahatinde İspanya, Kuzey Afrika, Orta Asya, Anadolu, Doğu Avrupa, Hindistan, Maldivler ve Çin’e kadar gitmiş, gezip gördüğü yerler hakkında önemli bilgiler nakletmiştir.

ibn battuta

İbn Battuta Anadolu’ya 1333 yılında Suriye’deyken, Lazkiye’den bir Ceneviz gemisine binerek Alaiye’de (Alanya) ayak basmıştır. Endülüslü genç edebiyatçı İbn Cüzeyy el-Kelbî tarafından seyahatname formatına 1355 yılında kayda alındığı bu eseri ortaya koyabilmek için İbn Battuta ve İbn Cüzeyy’in yaklaşık olarak iki yıldan fazla birlikte çalıştığı ifade edilmektedir.

“Bilâd-ıi Rûm denilen bu ülke, dünyanın en güzel memleketidir. Tanrı güzelliklerini öteki ülkelere ayrı ayrı dağıtırken, burada hepsini bir araya getirmiştir. Burada dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı yaşar ve en nefis yemekler pişirilir. Tanrı’nın yaratıkları içinde en şefkatli olanlar bunlardır ki, bundan ötürü bolluk, bereket Şam (Suriye)’da; şefkat ise Rûm (Anadolu)’ dadır. Bu memlekete geldiğimiz andan itibaren çevredeki komşularımız, kadın olsun, erkek olsun durumumuzla ilgilenmeden yapamamışlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar ve yola çıkacağımız zaman akraba, ya da hane halkındanmışçasına bizimle vedalaşırlar, bu ayrılıktan dolayı üzüntülerini, gözyaşları dökerek belirtirlerdi.”

9. Che Guevara (1928 – 1967), Motosiklet Günlükleri

Devrimci olmayı devrim yapmak kadar önemseyen efsanevi devrimci Ernesto Che Guevara’yı yaratan köklü değişimin kaynaklarına açıklık getiren ve aynı zamanda da Che’nin ayrıksı kişisel özellikleriyle ilgili çok renkli bir tablo sunan kitap 1978 yılında basıldı. Che Guevara 23 yaşında bir tıp öğrencisiyken, 29 yaşındaki biyo-kimyacı Alberto Granado ile Granado’nun Yüce Ruh adını verdiği 1939 model Norton marka motosikletiyle bir Latin Amerika yolculuğuna çıkar. Yolculuk Peru’daki cüzzam kolonisinde son bulacaktır. Kitap eğitimini, ailesini, hatta ilk aşkı Chicniya’yı geride bırakarak çıktığı ilk Güney Amerika yolculuğunda tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Kitap 2004 yılında Diarios de Motocicleta adıyla sinemaya da uyarlanmıştır.

che guevara

“Bir gün Ernesto bize bir açıklama yaptı. “Ben Venezuela’ya gidiyorum baba.” Ona hemen, “Orada ne kadar kalacaksın” dediğimde ve “Bir yıl falan” cevabını aldığımda ne kadar şaşırdığımı hayal edersiniz. Kendimi biraz toparlayınca “Kız arkadaşın ne olacak peki ?” diye sorduğumda, o da hiç duraksamadan “Beni seviyorsa bekler” diye cevap verdi. Oğlumun ansızın coşkuya kapılıp beklenmedik hareketler yapmasına alışkındım gerçi, o kıza düşkün olduğunu, bu tutkunun onun içindeki yeni ufuklara açılma heyecanını dizginleyeceğini düşünüyordum.”

10. Ahmet Hamdi Tanpınar (1901 – 1962), Beş Şehir

Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığı bir şehir monografisidir. Eserde, Türk kültür ve medeniyeti hakkında önemli bilgi ve belgeler bulunmaktadır. Söz konusu şehirlerin tarihi, sosyo-kültürel yapısı, folkloru bütün unsurlarıyla değerlendirilmiştir. Tanpınar’ın beş şehri (Ankara, Erzurum, Konya, Bursa, İstanbul) ele almasındaki temel dayanak noktası, içinde yaşamış olduğumuz coğrafyanın medeniyetimizi kurmadaki rolünü ortaya koyma amacıdır. Ona göre bu beş şehir, hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen özlemdir.

ahmet hamdi tanpınar

“Kanuni’nin tahta çıktığı senelerde İstanbul, cami, han, hamam, medrese, büyük saray, evliya türbeleri ve çeşmeleriyle tam bir Türk şehri idi. Yalnız bize ait olan bu manzaranın şimdi deha ile tamamlanması, bu gelişmeyi bir infilak haline getirmesi lazımdı. İşte Sinan bunu yapar. Yaratıcı, nizam verici hamleleriyle İstanbul ufkunu, mermeri, kalkeri, porfiri, kubbeyi, kemeri, istalaktiti, asırlık şekilleri birbirine karıştırır; nispetleri değiştirir, tenazurları kırar, sanki dehasıyla kendisinden öncekilerin tecrübelerini, buluşlarını bir sonsuzluğa taşımak istiyormuş gibi, her şeyi genişletir, büyütür, sarayları çoğaltır, her motiften ayrı ayrı şekiller ve terkipler çıkarır.”

Kaynak
Sorularla Evliya ÇelebiEdebiyatın Sapkın Çocukları: Beat KuşağıJules Verne’den Bir Osmanlı Hicivi: İnatçı KerabanTekrar Hayal Et Geçmişi, Bay İshiguroİbn Battuta Seyâhatnâmesi’nde Türkçe KelimelerMekanların Hafızasına Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehrinden Bakmak


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir