Menu

Modernizm ve Postmodernizm Nedir?



Modernizm, Ortaçağ’ın düşünüş tarzı ve yaşam kalıplarına bir tepkinin ürünüdür. Latince kökenli modo kelimesinden türemiş olan modernus kelimesinden gelmektedir. Modo sözcüğü, hemen şimdi demektir. Modernizm, olguculuk (pozitivizm), akılcılık, insanın özerkliği ve bilginin evrenselliği ilkelerini benimseyen bir akımdır.

Modern sözcüğü, Latince modernus biçimiyle ilk defa 5. yüzyılda, resmen Hristiyan olan o dönemi, Romalı ve Pagan geçmişten ayırmak için kullanılmış, içerikleri sürekli değişse de, eskiden yeniye geçişi ifade etmek için kullanılmıştır. Modern kavramının, eski ve yeni arasındaki köklü bir ayrımın temel taşı olması bağlamında, Antik Çağ felsefesi yerine bu döneme son veren Hristiyanlık’ın yayılmasına atfen kullanılmış olması dikkat çekicidir. Bunun nedeni, Hristiyanlık’ın Antik Çağ felsefesi gibi, o dönem yaşantısına aykırı fikirler içermekle birlikte, Antik Çağ’dan farklı olarak kendini zamanla topluma kabul ettirmesi, siyasal bir güç kazanmayı başarabilmesidir. Ne var ki modern kavramının ilk kullanımı, bugünkü içeriğinden son derece uzaktır. Kavramın günümüzdeki anlamını kazanması uzun bir süreci gerektirmiştir.

Oscar Bluemner, Red Port In Winter, 1922

Oscar Bluemner, Red Port In Winter, 1922

Modernizmin oluşumunda ve sürecin devamında, fikri olarak Aydınlanma Çağı, politik olarak Fransız Devrimi ve ekonomik olarak da bilimsel devrim ışığında gerçekleşen Sanayi Devrimi belirleyici olmuştur. Modernizmin fikri altyapısını oluşturan Aydınlanma, 17. ve 18. yüzyıllarda var olan totaliterliğe, kastçı-feodal toplum yapısına, baskıcı dinsel dünya görüşüne karşı, yeni olgunlaşmakta olan burjuvazinin yönettiği bir özgürleşme hareketidir. Aydınlanma, tanrının merkezi olduğu kutsal bir düzenden insanın merkez olduğu bir düzene geçişi temsil eder. Aydınlanma hareketinin temel dayanak noktası ise Rönesans ve Reform’dur.

Kaynağı Rönesans ve Reform gibi önceki toplumsal düşün hareketlerine bağlı olan, temelleri aynı olmakla birlikte Batı Avrupa toplumlarının kendi toplumsal yapıları ve tarihsel koşullarına göre ayrıcalık gösteren (Alman Aydınlanması, İngiliz Aydınlanması, Fransız Aydınlanması, İspanyol Aydınlanması gibi…) Aydınlanma hareketiyle birlikte, özgürleşme, akıl, birey, insan hakları, toplum sözleşmesi, laiklik, demokrasi, eşitlik, bilimsel düşün gibi kavramlar ön plana çıkmıştır. Bunlara ilaveten dinin, felsefenin, bilimin ve sanatın sınırları da ayrılmıştır.

Modernlik genel bir terim olarak modern dönemi tanımlar ki, bu dönem Bacon ve Descartes’le başlayan modern felsefe, Galileo ile başlayan modern bilim dönemidir. Farklı kültürleri ve entellektüel gelişimleri de kapsar. Felsefede bu dönem, Kant’ın Aydınlanma geleneğini, Karl Löwit ve Jacques Ellul’in teknolojinin yükselişini, Marx ve Weber’in ekonomik örgütlerin yeni bir biçim kazanmasını içerir. Diğer taraftan soyut devletten burjuva devletine dönüşüm sürecini kapsar.

Oscar Bluemner, Form and Light, Motif in West New Jersey (Beattiestown), 1914

Oscar Bluemner, Form and Light, Motif in West New Jersey (Beattiestown), 1914

Başlangıcı 1300’lü yıllara uzanan Rönesans’ın biçimlendirdiği düşünce ve hayat tarzının egemen olduğu, bilimselliğin, politik-ekonomik rasyonalitenin egemen olduğu zaman dilimi, modern dönem olarak ifade edilir. Modernizm ise 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında gelişen sanatsal, estetik ve kültürel bir proje olarak ve özellikle de 19. yüzyılda Batı dünyasına egemen hale gelen dünya görüşünü belirtir. Bu bakımdan modernizm, modern dönemlerdeki hem bir yaşayış tarzını (modernlik) hem de kültürel bir gelişmeyi (modernite) yansıtır.

Modernizm, günlük hayatın tekdüzeleşmesi, dini inançlara ve değerlere olan bağlılığın zayıflaması, yaşayış biçimlerinin farklılaşması ve bireyselleşmesi, kentleşmenin üst düzeye çıkması, hayatın her alanında bilim ve tekniğin yerleşmesi, kapitalizmin etkisinin ekonomik hayat üzerinde sürekli devam etmesi süreci olarak ifade edilebilir. Bu da modernizmin hayatın her anında ve her alanında var olduğunu göstermektedir. Kendini geçmişin yerine oturtan modernizm, yeni bir dünya yaratarak günümüz toplumlarını karakterize eden, geleneklere, adetlere, inançlara, beklenti ve alışkanlıklara bağlı olmayan bir toplum meydana getiren sosyal bir düzenlemedir. Modernizm, din, felsefe, ahlak, hukuk, tarih, ekonomi ve siyasetin eleştirisiyle başlamıştır. Modern çağı oluşturan her şey, araştırma, yaratı ve eylemin yöntemi olarak tasarlanan eleştirinin marifetidir.

Modernitenin savunucuları olan Émile Durkheim, Georg Simmel ve Talcott Parsons gibi sosyologlara göre modernlik, farklılaşmanın, uzmanlaşmanın, bireyselleşmenin, karmaşıklığın, sözleşmeye dayalı ilişkilerin, bilimsel bilginin ve teknolojinin hakim olduğu bir yaşam şeklidir. Modernliğin temel parametreleri genel olarak kapitalizm, endüstriyalizm, kentlilik, demokrasi, ussallık (akla dayalı olan, rasyonalite), bürokrasi, uzmanlaşma, farklılaşma, bilimsel bilgi, teknoloji ve ulus-devlettir. Modernlik, geleneğin normalleştirici fonksiyonlarına karşı başkaldırır. 18. yüzyılda oluşan bilim, ahlak ve sanat alanlarının birbirlerinden ayrılması, Kant’ın öncülük ettiği modernlik projesinin esasını oluşturmaktadır. Modernlik projesinde genelde bilme ve inanmanın birbirlerinden ayrılması da vardır. Öte yandan, Pierre-Joseph Proudhon, teknolojik gelişmenin insanları makinaya dönüştürdüğünü, Karl Marx ise teknolojik gelişmenin yabancılaşmaya yol açtığı, toplumsal çelişkileri artırdığı ve çatışmayı hızlandırdığını ifade ederek modernleşmeye radikal eleştirilerde bulunurlar.

Oscar Bluemner, Glowing Night, 1924

Oscar Bluemner, Glowing Night, 1924

Postmodern terimi, 1940’lı ve 1950’li yıllarda yeri geldikçe yeni mimari ya da şiir biçimlerini betimlemek üzere kullanılmıştır. Kültür kuramı alanında modernizmden sonra gelen veya modernizme karşı çıkan eserleri tanımlamak üzere yaygın bir şekilde kullanılması için 1960’lı ve 1970’li yılları beklemek gerekecektir. Terimi, postmodernlik şeklinde ilk kullanan ise tarihçi Arnold Toynbee olur. Toynbee, 1974 yılında Batı uygarlığının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra girdiği yeni dönemi postmodernlik olarak tanımlar.

Literatürde postmodernizm kavramının anlamına ilişkin çok sayıda çalışma olmasına rağmen, kavramın tanımına ilişkin kesin ve üzerinde fikir birliği sağlanmış ortak bir görüş olmadığından, kavrama karmaşık ve felsefi anlamlar yüklenmiş ve çok basit nitelemeler ile kavram belirsizliğe itilmiştir. Postmodernizm, Fredric Jameson’a göre gerekli bir moda ve modernizmin paradokslarına bir cevap niteliğindedir. Yıldız Ecevit ise postmodernizmi mutlak doğrular ve kesin değerlerin tek başlılığına yer vermeyen bir ortam olarak tanımlamaktadır. Postmodernizmin sosyolojinin ilgilendiği bir konu olmasını sağlayan kişi olan Jean François Lyotard ise, gelişmiş toplumlarda bilginin durumunu ortaya koymayı amaçlar ve bunu yaparken Postmodern Durum isimli eserinde postmoderniteyi bir bilgi biçimi olarak yorumlar. Nick Stevenson ise postmodernizmin toplumsal antagonizma biçimlerini sonlandırmayı vaat eden bir yaklaşımlar bütünü olduğunu söylemektedir. Mike Featherstone modern teriminin önüne getirilen post ön ekinin modern sonrası, moderne karşı bir kırılma olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan postmodernizm, modernizmin oluşturduğu sıkıntıları aşmayı hedefleyen, kaotik bir akım olarak da tanımlanmaktadır.

Oscar Bluemner, Mill Creek (also known as Winter Sun), 1925

 Oscar Bluemner, Mill Creek (also known as Winter Sun), 1925

Postmodernizm, küreselleşmenin, tüketici odaklılığın, otorite bölünmesinin ve bilginin ticarileşmesinin toplumsal yaşamda ön plana çıktığı, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başındaki kapitalizmin gelişimiyle yakından bağlantılıdır. Bu krizler toplumsal yaşamı sekteye uğratmış, toplumları yeni birtakım arayışlara itmiştir. Sunulan çözüm önerileri ve buna dönük uygulamalar, doğal olarak toplumsal bir değişimi beraberinde getirmiştir. Postmodernizm, değerlerin, kültürlerin, geleneklerin ve yaşam tarzlarının farklılıkları üzerine kuruludur. Postmodern söylemde, birleşik bir postmodern toplumsal kuram gibi bir şey söz konusu değildir. Bu nedenle de sık sık postmodern olarak bir araya getirilen kuramlar arasında büyük bir çeşitlilik gözlenmektedir. Postmodernizm, her türlü bütünleştirici, genelleştirici yaklaşımları reddeder, egemen ifadeler veya anlamlara karşı bir başkaldırı hareketidir.

Siyaset bilimci James N. Rosenau’ya göre, postmodernizm ister siyasi, ister dinsel, ister toplumsal nitelikli olsun bütün küresel, her şeyi kapsayıcı dünya görüşlerine meydan okur. Marksizmi, Hristiyanlığı, faşizmi, stalinizmi, liberal demokrasiyi, laik hümanizmi, feminizmi, İslam’ı ve modern bilimi (modern bilimin bir mit olduğu ve Aydınlanma mirasının totaliter ve tahakkümcü olduğu da vurgulanmaktadır) merkezci, aşkın ve totalize edici üst anlatılar olduklarını söyleyerek hepsini elinin tersiyle iter.

Oscar Bluemner, Venus, 1924

Oscar Bluemner, Venus, 1924

Postmodernitenin, Aydınlanma modernitesinin değerlerinde bir değişme değil, bu değişmenin mutlakçı karakterinde belirli bir zayıflama anlamına geldiğini ileri süren görüşler yanında, postmodernizmin aydınlanma felsefesi ile bilimsel bilgi ve felsefeye olan inancı yıkmakta olduğunu, ussallığı reddederek aynı kuralların her yerde aynı olmasını gerektiren evrensel akla karşı olduğunu savunanlar da vardır. Öte yandan postmodernizmin savunucularından Jean François Lyotard, postmodernizmin modernizmin bir parçası olduğunu ifade eder. Postmodern söylemi, insanlığın özgürlük ve adalete doğru büyük yürüyüşündeki geçici duraklamalardan biri olarak görenler de vardır. Postmodernizmin, post ekinden kaynaklanan bir sonralık, bir başkaldırı, (moderniteye karşı) taşıdığı bir gerçektir. Herhangi bir tanıma indirgenemeyecek bir karmaşıklığa, düzensizliğe sahipse de, postmodernizm öncelikle modernlikle bir hesaplaşma demektir. Bunu yaparken postmodernizm, modern değerlerin yerini alacak yeni birtakım doğruluk ölçütleri geliştirmek gibi bir amacı ise dışlamaktadır. Modernizmin kapsayıcı bakış açısı, postmodernizm nezdinde birey ve toplulukları kısıtlayan, kalıplaştıran, nesneleştiren girişimler olarak algılanmaktadır.

Postmodern olgu, mimariden zoolojiye kadar her kültürel disiplinle ilgilenir; biyoloji, coğrafya, tarih, hukuk, edebiyat ve tüm sanat dalları, tıp, siyaset, felsefeye dek uzanır.

Sanatta postmodernizm tartışmaları Birleşik Devletler’de başlamış olsa da, kendilerini postmodern toplumsal teori olarak sunan, daha önceki Fransız kültürel ve toplumsal teorisinden yararlanan ilk çalışmalar 1970’lerin sonunda Fransa’da ortaya çıkar. Baudrillard, Lyotard, Deleuze/Guattari, Roland Barthes, Ferdinand de Saussure, Henri Lefebvre ve Guy Debord  postmodernizmin öncüleri olarak kabul edilir. Postmodernliğin gelişiminde aslan payı genellikle Fransızlara verilse de, postmodernizme esin verenler Alman filozofları, özellikle de Nietzsche ve Heidegger’dir.

Kaynak
Modernizm, Postmodernizm ve Kamu YönetimiPOSTMODERNİZM – MODERNİZM İKİLEMİTüketim Kültürü Odağında Modernizm ve Postmodernizmin KarşılaştırılmasıModernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak Postmodernizm


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir