Menu

İki Şair Arasında Bir Kadın Celile Hanım

Nazım’ın kendi itirafına göre ilk sevgilisi annesi Celile Hanım olmuştur. Bu konuda bir ses kaydındaki söyleşisinde şöyle der.

“Annemin gençliğini çok iyi hatırlıyorum. O, aşık olduğum ilk kadındır. Freud’u okumuşsunuzdur. Onun taraftarlarından değilim, birçok konuda onunla anlaşamıyorum ama bazı mülâhazaları doğrudur. Anneme vurulmuştum. O olağanüstü bir güzelliğe sahipti. Bilirsiniz Türkiye’de şöyle bir adet var. Şimdi sadece köylerde kalmış bu adet. Ama önceleri her yerde buna riayet ederlerdi. Annem evlenirken ilk önce onu bir odaya oturtmuşlar. Elbette gelinlik içindeymiş, yüzünde de duvak varmış. Sabahtan misafirler gelip ona bakıyorlarmış. Anam Paris’te eğitim almıştı ama İstanbul’un bütün adetlerine riayet edermiş. İşte bu azaba da katlanıyor, çok farklı, yabancı insanların gelip ona bakmalarına tahammül ediyormuş. Onu görenler güzelliğine hayran oluyorlarmış. Hatta bazıları duvağını kaldırıp bakıyormuş. Bir insanın bu kadar güzel olabileceğine inanmıyorlarmış. Mavi gözleri vardı annemin, teni de öyle olağanüstüydü ki insanlar elleriyle yanaklarına dokunurlarmış. Canlı bir insan değil, gelin gibi süslenmiş bir kukla zannederlermiş. Şehirde şöyle bir şayia da geziyormuş ki, güya babam süslenmiş bir kuklayla evlenmiş…”

celile hanim tarafindan yapilan nazim hikmet portresi

Celile Hanım tarafından yapılan Nazım Hikmet portresi

Nazım Hikmet, Adalet Cimcoz’a Bursa Cezaevi’nden yazdığı bir mektupta ona annesini anlatır.

“Adalet,

Sana annemi anlatayım. Anam gençliğinde güzel bir kadındı. Fakat oğlu diye söylemiyorum, objektif olarak konuşuyorum anamın güzelliği sıcak değil, soğuk bir güzellikti. Bunda belki gözlerinin birbirinden çok uzak olmasının dahli vardır. Sonra anamın güzelliği XIX. asır güzelliğidir. Zaten anamda, ondokuzuncu asır Fransız burjuva zevki hakimdir. Ressamlığı da öyledir. Evinin perdeleri ve bibloları da öyleydi. Yani güzelliğinde ve zevkinde düz ve soğuk hatların göze çarpmasına rağmen bilhassa renk bakımından müthiş bir rokokoluk vardır. Düşün ki babam anamı, anamla kabili kıyas olamayacak kadar entipüften kadınlarla aldattı. Bu kadınların bir kısmını tanıdım. Bunlar güzel değil fakat sıcaktılar. Annem cesur kadındı gençliğinde. Ben cesur olmayı biraz da ondan öğrendim. Anam ömrünün sonuna kadar biraz delişmen bir çocuk olarak kalacaktır. Ben de, delişmenlik dozu az olmak şartıyla onun gibi çocuk kalmaya mahkumum. Anam inanmasını bilen kadındır. Resme bir dindar gibi inanır. Sonra anam, bana öyle geliyor ki, bütün delişmenliği ve bebek güzelliği altında, bir türlü ortaya vuramadığı müthiş ihtiraslı bir et taşıyordu. Annem bedbaht bir kadındır. Ve ömrümün üzerinde anamın bedbahtlığını ben taşır dururum. Sana bir şey söyleyeyim mi, anamı o kadar gizliden gizliye severim ki, ömrümde ilk defa yalnız sana ondan bahsediyorum. Annemle ahbap olursan, hala boyalar içinde, yani hem paleti, hem yüzü gözü boyalı, inanmış, bedbaht, fakat dehşetli çalışkan ve her şeye rağmen yaşamak isteyen, bir şeyler yaratmak için çırpınan, ihtiyar, nazik bir kadınla dost olursun.

Beni unutma Adalet.”

celile hanim nazim portresi

Celile Hikmet, Nazım Hikmet portresi

Nazım bu samimi sohbetinde, bir ressam olan annesinin çirkin yüzlere asla tahammül edemediğini, kendisinin sevdiği kadınları çirkin bulduğunu, bu yüzden onları sevmediğini, “Nazım sen şairsin, her gün gözünün önünde böyle çirkin yüzlere nasıl tahammül ediyorsun” dediğini de söylüyor.

Acaba Celile Hanım’ın, Nazım’ın sevdiği kadınlara bu şekilde yaklaşmasının sebebi neydi? Sonsuz kaynana-gelin ikilemi mi? Annenin öz oğlunu, onun hayatına giren diğer kadınlardan kıskanması mı? Yoksa yine Sigmund Freud’un ileri sürdüğü ve temellendirdiği Oidipus kompleks mi?

Freud’un teorisi bir yana, Nazım’ın annesine vurgunluğu da ta çocukluğunda duyduğu bir özlemin kadın şefkati, aile kaygısı özleminin önemli bir göstergesidir. Belki Nazım’ın her yeni aşkında gizli bir özlem, kendisinin bile fark edemediği bir aile kurma, aile içinde yaşama özlemi vardı.

celile hanim otoportre

Celile Hikmet Otoportresi

Hapishaneden Vala Nureddin’in (Vâ-Nû) karısı Müzehher Hanım’a yazdığı bir başka mektupta bu konuda şunları söyler:

“Müzehher, kızım, bak sana bir şey söyleyeyim. Biz erkek milleti ne kadar kuvvetli, iradeli olursak olalım ve isterse yaşımız yetmişe gelsin, başımız derde düştü mü, annemizi arıyoruz. Bazen bu anne, gerçek annemiz oluyor, bazen karımız, bazen sevgilimiz, bazen de arkadaşımız. Normal kadın, tam kadın, büyük ve iyi kadın. Neyimiz olursa olsun, bizim üstümüzde bir yanıyla aradığımız anne etkisi bırakan kadındır. Ben sana arkadaşıma sığınır gibi değil, annemin kanatları altına sığınır gibi sığındım. İşte Piraye’ye de öyle sığınırdım vaktiyle.”

celile hanim sepette kasimpatilar

Sepette Kasımpatılar, Celile Hikmet

Aslına bakılırsa, Nazım’ın hiçbir zaman gerçek anlamda bir ailesi olmamış. Çok sevdiği annesiyle, çok sevdiği babası Hikmet Bey, Nazım daha çok gençken boşanmışlar. Bu boşanma Nazım’ı çok perişan etmiş, sarsmış hatta annesine bir feryat mektubu göndererek evden gitmeye karar vermiş.

“Anne. Ben gidiyorum, belki de ebediyen… Çünkü duyduğuma göre ve daha doğrusu söylediklerinize göre babam ile siz ayrılacakmışsınız. Şayet ayrılacak olursanız emin olun ki, ne beni ne de Samiye’yi (Nazım’ın küçük kız kardeşi) ebediyen göremeyeceksiniz. Size bütün ruhumla rica edeceğim şey sabretmenizdir. Sizi ne kadar sevdiğimin simgesi olan bu mektubu saklamanızı rica ederim. Mesudiyet ve bedbahtlık arasında çırpınan oğlunuz Nazım. 1918.”

celile hikmet - portre

Portre, Celile Hikmet

Ne yazık ki, bu 16 yaşındaki gencin çaresizlik içindeki feryadı bir sonuç vermez, ayrılırlar. Sonraları Celile Hanım da başka biriyle evlenir, babası Hikmet Bey de. Ama bu boşanmadan önce de Nazım ana şefkati ve baba kaygısıyla kurulmuş bir aile içinde yaşamamış. Çocukluğunda Paşa dedesinin yanında büyümesi elbette normal bir aile hayatı sayılmaz. Çok sonraları, Nazım hapishanede açlık grevi ilan edip intiharın eşiğine geldiğinde annesi Celile Hanım, Vâlâ Nureddin’in karısı Müzehher’e gönderdiği mektupta çok özel sözler söyler: “Sevgili yavrum, ikiniz de oğluma çok kardeşlik yaptınız, size nasıl minnettarım bilemezsiniz. Vâlâ çok eskiden beri oğlumun annesi gibiydi, ona çok emeği geçti, biliyorum, hala da geçmektedir…”

Ekber Babayev, Nazım Hikmet adlı kitabında, şairin ses kayıtlarını da çözümleyip yayımladı. Nazım bu konuda şöyle diyor:

“Türk şiirine yeni poetik bir dil ve yeni bir şiir anlayışı getiren büyük şair Yahya Kemal Beyatlı galiba anneme aşık olmuştu. Annem evde onun şiirlerini okuyordu.”

celile hanim otoportre

Celile Hikmet’in yaptığı otoportresi

Olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Celile Hanım’a, birçok insan gibi devrin meşhur şairi Yahya Kemal Beyatlı’nın da aşık olmasını Memet Fuat ve Vâlâ Nureddin de kitaplarında anlatırlar. Vâlâ Nureddin, Bu Dünyadan Nazım Geçti adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Celile Hanım’ın bilhassa gözleri şaşırtıcı derecede güzeldi. Söylenenlere göre birçokları gibi Bahriye Nazırı Cemal Paşa da Celile Hanım’a aşık olmuş.”

Yahya Kemal’in ona olan aşkı ise şu şiiriyle edebiyat tarihine geçmiştir.

TELAKKİ

Yollarda kalan gözlerinin nurunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgâra sordum.
Rüyamı saran bir büyü var onda duyuyordum
Gördüm: Dişi bir parsın ala gözleri vardı.
Sen miydin o afet ki, dedim bezm- i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey guzesi elde
Bir sofrada içtik ikimiz aynı amelde
Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı

Bu tür meselelerde çok sert ve muhafazakar olan Nazım’a böyle dedikodulardan söz edilemezdi, sinirlenirdi. Hatta duyduğuma göre, 1918 yılında Yahya Kemal, Celile Hanım’la arasındaki münasebetleri Nazım da duydu diye korkmuş, bir müddet ortada görünmemişti.

yahya kemal - celile hanim

Yahya Kemal, Celile Hanım

Bu meseleye, Nazım Hikmet adlı kitabında Memet Fuat da değinir:

“Hem Bahriye Mektebi’nde tarih hocası hem de evlerine gelip giden bir aile dostu olan ünlü şaire Nazım Hikmet büyük bir hayranlık duyar, yazdıklarını gösterip eleştirilerini alırdı. Aslında Yahya Kemal Celile Hanım’a aşıktı. Önceleri çok açıkça görünmeyen, dedikodular şeklinde kalan bu aşk, Celile Hanım eşinden ayrıldıktan sonra büsbütün alevlenmişti. Yahya Kemal’in bazı şiirlerine ilham veren bu büyük aşk ise 1916’dan 1919’a kadar sürmüştü. Şairin sevgisine karşılık bulamadığı için zehir içip intihara kalkışması söylentileri de vardı. Şairin Vüsal, Telakki, Erenköy’de Bahar, Eski Mektup gibi şiirlerini Celile Hanım için yazdığı bilinirdi. Dedikoduları duyunca çok öfkelenen Nazım’ın dövmek için kendisini aradığını öğrenen Yahya Kemal, söylenenlere göre evini değiştirmiş ve yeni adresini de uzun süre en yakınlarından bile gizlemişti.”

celile hanim - samiye - nazim hikmet

Celile Hanım, kızı Samiye ve Nazım Hikmet

Yahya Kemal’i daha yakından tanıyan Vâlâ Nureddin şunu belirtiyor: “Söz Celile Hanım ile Nazım’dan açılınca, Yahya Kemal lafı değiştirir, sorulara cevap vermezdi. Şunu da belirteyim ki, Celile Hanım ikinci defa evlenmiş ama Yahya Kemal ömrünün sonuna kadar evlenmemişti. Nazım’ın dilinden Yahya Kemal adını birçok defa işitsem de annesiyle ilgili sohbetlerine şahit olmadım. Ama bir olayı bizim evde de anlattığını çok iyi hatırlıyorum. Nazım anlatmıştı: “Talebelik yıllarımda bacım Samiye’ye bir şiir yazmıştım. Şiiri hocam Yahya Kemal’e okuduğumda bir şey demedi. Ama “O kediyi getir bana göster” diye rica etti. Çok şaşırsam da onun sözüne uydum, ertesi gün kediyi okula getirdim. Yahya Kemal “Kediyi görüyor musun?” dedi. “Sen bu yoluk kediye bile şiir yazmışsan, şüphesiz şair olacaksın.” demişti.”

celile hikmet - nu

Celile Hikmet, Nü

Samiye’nin Kedisi

Yeşil deniz gibi gözleri vardı
Beyaz tüyleriyle bir küme kardı.
Ağzını süsleyen sedef dişleri
Baygın nazarı ta ruha işlerdi.
Severken aldatıp birden kaçardı
Okşarken amansız pençe açardı
Onda bir kadın gururu vardı
Sürmeli gözlerinden rüya akardı.

celile hikmet - nu

Celile Hikmet, Nü

1950 yılında, Nazım hapishanede açlık grevi ilan edince annesi Celile Hanım (artık gözleri görmeyen Celile Hanım) elinde “Oğlumu kurtarın” pankartıyla Galata Köprüsü’nde imza toplamaya başlar. Nazım’ın ölüm orucunu duyan insanlar, Türkiye’den, dünyanın muhtelif yerlerinden, Avrupa’dan, Amerika’dan, Sovyetler Birliği’nden şairin kurtulması için yoğun çaba sarfederler. Celile Hanım görmeyen gözleriyle açlık grevi yaparken Galata Köprüsü’nden geçen Yahya Kemal Celile Hanım’ı görmezden gelip destek imzası da vermez ve hızla uzaklaşır oradan.

Anlatılanlara göre Yahya Kemal’in, yukarıda adı geçen şiirlerinden başka, şarkı da olan en tanınmış şiiri de Celile Hanım ile ilgilidir.

Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden,
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!
Gönlümle, uzaklarda bütün bir gece sizden
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!

Dün bezminizin bir ezelî neş’esi vardı,
Saz sesleri tâ fecre kadar Körfez’i sardı;
Vaktâki sular şarkılar inlerken ağardı
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!

Celile Hanım’ın evinden kahkahalar yükselirken, kayıkla Boğaziçi’nden geçen büyük şair, ihtiyarlığında Galata Köprüsü’ne gelmekten, Nazım’ın kurtulması için bir imza atmaktan ihtiyat edip çekinir. Boğaziçi’nde böyle romantik şekilde başlayan aşk, Galata Köprüsü’nde sona erer.

Kaynak
Nazım Hikmet – Kerem Gibi (Nazım Hikmet’in Hayatı ve Sanatı Hakkında Düşünceler, Anar, Bengü Yayınları), Nazım Hikmet’in Bilinmeyen Mektupları – Şükran Kurdakul


Facebook Yorumları

2 Yorum
  1. canan özden 25/09/2016 / Cevapla
  2. Hidayet ŞEN 07/11/2016 / Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir