Menu

Goethe’nin Eserleri ve Hayatı

Johann Wolfgang von Goethe, 28 Ağustos 1749’da Frankfurt’ta doğar. Annesi Katharina Elisabeth Textor, belediye başkanının kızıdır. Babası Johann Caspar Goethe, Kraliyet danışmanlığı yapan bir hukuk doktoruydu. Büyük bir kitaplık ve bir resim galerisi oluşturan, İtalya yolculuk anılarını İtalyanca’da yazan, yerel sanatçıları koruyan baba, daha sonra kamu yaşamından çekilerek kendini sağ kalan iki çocuğunun, Johann ve Cornelia’nın eğitimine verir.

Goethe, İngilizce, Yunanca, Latince, Fransızca gibi dillerin yanında binicilik, dans ve piyano gibi eğitimler de alır. Disiplinli bir babaya ve hayal gücü yüksek bir anneye sahip olan Goethe, ailesinden gelen bu iki özelliği eserlerinde hissettirmiştir. Yaşadığı kederi, acıları, dehşet anlarını unutmayan bir çocuktur. 1755 yılında yaşadığı Lizbon depremi manevi dünyasını çok etkiler. Dokuz yaşında iken, kaybettiği kardeşi Jacob için acısını anlattığı yazılar yazar.

goethenin dogdugu ev

Goethe’nin doğduğu ev, ilk on altı yılı aşağı yukarı bu evde geçer

1756 yılında patlak veren Avusturya ve Fransa’nın yedi yıl savaşlarıyla birlikte Frankfurt işgal edilir. Goethe’nin evinin işgal kuvvetleri karargahı olmasıyla küçük Goethe komutan için çalışan ressamları seyreder, sık sık Junghof Fransız Tiyatrosu’na gider. Bu durum, Fransız sanatıyla ilgilemesine sebep olur.

Büyük bir kütüphanesi olan Goethe okumaya olan merakı ve annesinin anlattığı hikayelerle edebiyat ile erken yaşlarda tanışır. 1765 yılında babasının tercihiyle Leipzig’e hukuk eğitimi için gider. Ancak kültürel bir şok yaşar. Dili, giyinişi, yaşam biçimiyle eski bir dünyadan gelmiş gibidir. Çok fazla ısınamadığı bu bölümün yerine sanatsal konularla ilgilenir. Goethe, bir edebiyat klasiği olan Faust’un temelini burada yaşadığı olaylardan esinlenerek atmıştır.

Anna Katharina (Käthchen) Schönkopf’a aşık olur. Goethe bilgiye, yazmaya karşı da tutkuludur. İki kişilik bir hayata hazır değildir, ayrılırlar. Leipzig’deki yaşamı, ağır bir hastalığa yakalanması sonucu (iç kanama ve akciğer rahatsızlığı) biter, ailesinin yanına döner. Uzun bir hastalık ve istirahat dönemiyle birlikte 1767’de Goethe’nin ilk şiir kitabı Arnette yayınlanır.

Anna Katharina Schonkopf

Anna Katharina Schönkopf

Sevgilinin Yakınlığı

Seni hatırlarım, sulara günün
şavkı vurunca
Seni hatırlarım, dalgalara ay
Renkler verince.

Seni görür gözüm, uzak yollarda
Tozlar kalkarken,
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.

Seni işitirim boğuk seslerle
Su yükselince
Kırlarda sükutu dinlerim gece
Her şey susunca.

Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söner, yıldızlar ışır gökte, ah!
Burda olsaydın!

(Çeviri: Selâhattin Batu)

Johann Heinrich Wilhelm Tischbein, Goethe in The Roman Campagna, 1786

Johann Heinrich Wilhelm Tischbein, Goethe In The Roman Campagna, 1786

Goethe, Strasburg’a gider ve hukuk eğitimine burada devam eder. Burada bir papazın kızı olan Friederike’ya aşık olur ve ilk olgun şiirlerini yazar. Ancak evlilik fikrine uzaktır, ayrılırlar. Friederike, bir daha hiç evlenmez.

Hoşgeldin ve Hoşçakal

Seni gördüm, ve ılıman neşe
Tatlımsı bakıştan üzerime döküldü;
Kalbim tümüyle senin yanındaydı,
Her bir nefesim senin için.
Pembe renkli bir bahar havası
Hoş yüzü sardı,
Ve bana şefkat, ah Tanrılar!
Umdum ki, haketmeseydim!

(Çeviri: Musa Aksoy)

Goethe, Şiir ve Hakikat isimli hatıralarında bu ayrılığı şöyle anlatır:

“Gretchen’i elimden almışlardı (15 yaşındaki sevgilisi), Annette beni terketmişti, fakat bu sefer ilk defa olarak ben kabahatliyim. Çünkü kalplerin en güzelini en derin yerinden yaralamıştım. Fakat insanoğlu yaşamak istiyor. Onun için ben de başkalarıyla adamakıllı ilgilenerek, herkesin müşküllerini halletmek, ayrılmak isteyenleri, benim başıma gelen şey onların da başına gelmesin diye birleştirmeye başlamıştım.”

Friederike Brion von Sesenheim

Friederike Brion von Sesenheim

Frankfurt’a döner dönmez bir avukatlık bürosu açmasına rağmen, edebiyat her zaman birinci önceliği olmuştur. 1773 yılında drama eseri olan ve oldukça ilgi gören Demir Elli Şövalye (Götz von Berlichingen) isimli eserini yayımlar. Bir 16. yüzyıl kahramanının anısına yazılmış olan bu oyun, Türklere dair pek çok gönderme de içerir. Eserde tarihi bir karakter olan Götz, 1542’de Türklere karşı yapılan sefere katılır. Ancak Goethe, Türklerin imgesini bir düşman olarak gösterirken, hiçbir zaman küçümsemez ve onlarla yapılan savaşları oldukça sorunlu olarak betimler. Bu eser, 14 Nisan 1774’te Berlin’deki Koch kuruluşu tarafından sahnelenir.

“Kayzer’in yapması gereken en acil iş, öncelikle imparatorluğu tekrar sağlamlaştırmak, kan kavgalarına son vermek ve mahkemlerin saygınlığını yeniden kazandırmaktır. İnsanlar da diyorlar ki imparatorluğun ve Hıristiyanlığın düşmanlarına karşı kendisi, şahsen sefere çıkacakmış.” (Demir Elli Şövalye)

Türklerin, Goethe’nin ufkunda, yazarın çok erken dönemlerinden itibaren belirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Goethe’nin 8 yaşındayken kullandığı Latince egzersizleri kitabında, 16. yüzyıl Osmanlı tarihine dair cümleler yazılmış olduğunu görürüz. 1758 Mart’ında, Sultan I. Selim hakkında şöyle bir not düşmüş: “Selimus, babası Bayezid’i öldürüp kardeşi Zizimus’u sürgüne yolladıktan sonra, Türk krallığının imparatoru olmuştur.”

Georg Oswald May, Portrait of Johann Wolfgang von Goethe, 1779

Georg Oswald May, Portrait of Johann Wolfgang von Goethe, 1779

1772’den itibaren Frankfurter Gelehrte Anzeige adlı sanat dergisinde yazıları yayınlanır. Bu dönemde, aydınlanmaya bir tepki olarak ortaya çıkan ve romantizmin önemli bir hazırlayıcısı Sturm und Drang’ın (coşkunculuk) hareketinin başlıca temsilcisidir. Goethe, Hz Muhammed’in hayatını inceler ve Müslümanlığa ilgiyle yaklaşır. Daha sonra ünlü tarihçi Josef von Hammer’in Kuran’la ilgili yazdıklarını okuyacaktır. Arapça’yı öğrenme girişiminde bulunur ve Kuran’daki 10 sureden birçok ayetleri not eder. 1773’te Muhammed’in Şarkısı (Mahomets Gesang) adlı kasideyi yazar.

Böylece taşıyor kardeşlerini,
Hazinelerini, evlatlarını
Gönlü sevgiyle tutuşmuş olarak
Bekleyen Yaratıcıya

Charlotte Buff

Charlotte Buff

Goethe, edebiyat tarihinde yeni sayfa açtıracak bir kadına aşık olur. Bu aşk, onu çok mutsuz edecek ve sonunda 1774’te Genç Werther’in Acıları’nı yazdıracak olan karşılıksız bir aşktır. 1772 yılında genç hukukçuların ustalaşmaları için geleneksel olarak, gittikleri Westler’de Charlotte Buff adında bir kızla tanışır, ona aşık olur. Yakınlaşmaya çalışsa da Charlotte karşılık vermez, nişanlıdır. Nişanlısı ise Goethe’nin burada arkadaş olduğu Kestner adındaki kişidir. Goethe, çareyi şehri terk etmekte bulur. Mektuplaşır hem Charlotte hem de Kestner’le. Çift, onun incinmemesi için düğün tarihlerini bildirmez. Kestner’den aldığı bir mektupta ortak bir tanıdıklarının intihar ettiğini öğrenir. İntihar sebebi ise başka birisinin karısına duyduğu umutsuz aşktır. Bu haber, Genç Werther’in Acılarını yazması için bir kıvılcımdır adeta.

genc wertherin acilari

Genç Werther’in Acıları

Genç Werther’in Acıları, aklın yerine duyguyu, düş gücünü koymasıyla, yani bireyin ilk kez bu kadar yüceltilmesiyle Tanrı’nın yansısını insanın kalbinde ve doğanın her bir zerresinde bulmasıyla modern Alman romanının başlangıcı olarak kabul edilir. Ona asistanlık eden Johann Peter Eckermann’ın Goethe ile Konuşmalar kitabında, Goethe romanın otobiyografik özelliklere sahip olduğunu kendi cümleleri ile açıkça ifade eder: “Bunlar daha çok, beni huzursuz eden, üzen ve Werther’i yazacak bir halet-i ruhiyeye sokan kişisel ilişkilerin ürünüydü. Yaşadım, sevdim ve çok acı çektim! Durum bu.”

Werther adındaki genç bir adamın, ölen sevgilisinin acısını unutmak için gittiği Walheim adındaki küçük bir kasabada geçer olay. Lotte adındaki nişanlı bir kıza aşık olmasıyla Werther’in dünyası değişir; bir yandan ayakları yere basmaz, diğer yandan yaşadığı umutsuz aşkın acısıyla ve kıskançlıkla kıvranır. Çaresizliğine bir son vermek için gece gündüz bir çözüm arayan genç adam, sonunda ölmeye karar verir. O dönem, Almanya’da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin moda yarattığı, Napoléon’un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

“Dayanamadım; eğilip sevinç dolu gözyaşlarıyla elini öptüm. Ve yine gözlerine baktım. […] Lotte diğer eliyle yüzünü kapadı ve mendilini gözlerine bastırdı. Her ikisi de müthiş bir biçimde duygulanmıştı. […] ve birlikte döktükleri gözyaşları ikisini birleştiriyordu. Werther’in gözleri ve dudakları Lotte’nin kolunda kor gibi yanıyordu; Lotte ürperdi uzaklaşmak istiyordu, ama keder ve acıma duyguları kurşun gibi çökmüştü üstüne. […] Werther’in ellerini sıkıp göğsüne bastırdı, acıyarak başını eğdi ve ikisinin de yanan yanakları birbirine değdi. […] Werther ona sarıldı, onu bağrına bastı ve titreyen, mırıldanan dudaklarını ateşli öpücüklere boğdu.”

Lili Schonemann

Lili Schönemann

Prometheus

sen yoksa beni
yaşamaktan bıkar mı sandın?
kaçak çöllere giderim mi sandın
açmıyor diye
bütün düş tomurcukları?
bak işte, yerli yerimdeyim;
insanlar yetiştiriyorum bana benzer;
bütün bir kuşak benim gibi,
acılara katlanacak, ağlayacak,
gülecek, sevinecek,
ve aldırış etmeyecek sana
benim gibi!

(Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu)

1772-1775 yılları arasında avukat olarak 28 dava yürütür. 1775’te Frankfurtlu bir bankerin kızı olan Lili Schönemann ile nişanlanır. Ama aile ve çevre uyumsuzlukları nedeniyle ayrılırlar. Goethe, Dük Karl August’un daveti üzerine Weimar’a gider. Burada siyasi görevlerin yanında, saray tiyatrosu ve eğitim işlerini, maden ocaklarıyla kent ormanlarının denetimini üstlenir. Bu, ona doğaya daha yakın olma imkanı verir. Aslında doğaya ilgisi çok genç yaşlardan itibaren oluşur ve yaşamı boyunca devam eder. Bu dönemde, doğabilim araştırmalarına yönelen Goethe bitkiler, taşlar, yeryüzünün jeolojik yapısı, insan ve hayvan anatomisi, renklerin ve ışığın gizleri gibi eskiden beri ilgilendiği konular üzerinde çalışmalar yapar. Çene ara kemiğini (os intermaxillare) keşfeder. Ancak Goethe, Weimar’da geçirdiği ilk on yıl içerisinde edebiyattan uzak kalır, mecmualardaki bazı şiirlerinden başka hiçbir şey yayımlamaz.

Goethe and Charlotte von Stein

Goethe and Charlotte von Stein

Goethe, kendisinden yedi yaş büyük, yedi çocuğundan dört tanesini kaybetmiş olan saray nedimesi Charlotte von Stein ile beraber olmaya başlar. Ancak, aralarındaki ilişki konusunda farklı görüşler vardır, aşk değil sadece dostluk düzeyinde bir beraberliklerinin olduğu da söylenir. Frau Stein, ona saray görgü kurallarını öğretir, iç huzur ve disipline olma konusunda destek olur. Goethe, Tanrılar karşısında kendini üstün gören insan imgesinin yerini, sınırlarının bilincine varmış, çevresiyle uyumlu insan alır. Niçin Bize Öylece Nazar Eyledin? adlı şiirini Frau Von Stein için yazmıştır.

Ruhumuz hep yarım gelir birbirimize,
En parlak günler bile ağarır gözümüzde.
Ne mutlu o kader ki, yalnız bir ıstırap,
Değiştiremeyecek ikimizi de ilelebet.

(Çeviri: Musa Aksoy)

Bu dönemde, yazdığı oyunlarında da Frau Von Stein, Alman edebiyatında işlenen insanlık ideali temasının kahramanlarından biri olur. Artık Goethe’nin toplum karşısındaki tutumu tamamen değişir. Kahramanlarını yasalarla başkaldıranlardan değil düzenle uyum içinde yaşayanlardan seçmeye başlar.

Goethe'nin Frau Von Stein'a yazdigi mektup

27 Ocak 1785 Goethe’nin Frau Von Stein’a yazdığı mektup

Goethe, 1786 yılında Frau Von Stein’la ilişkisindeki sorunlar ve saray görevleri nedeniyle sıkıntılı günler geçirir ve sadece hizmetçisine haber vererek, Möller adlı bir tüccar kılığında İtalya yolculuğuna çıkar. 1786-1788 yılları arasında yaptığı bu geziyi yeniden doğuş olarak niteleyen Goethe, dönüşünde sanat anlayışında klasisizme geçer ve bu geçiş Alman Edebiyatı’nda da klasisizme geçiş olarak kabul edilir. Frau Von Stein ile beraberliği gizli Roma seyahati ile sona erer. Bu gezisinde Grek ve Roma Sanatı’nın yanı sıra, İtalya’daki değişik bitki örtüsünü inceleyerek ulaştığı sonuçlar da dünyaya bakışına yeni bir boyut kazandırdı.

 

“Dağları yakından ya da uzaktan seyrettiğimizde, zirvelerini kâh güneş ışığında parlarken kâh sislerle çevrilmiş gördüğümüzde, fırtınalı bulutlarla sarılmış, yağmurla kırbaçlanmış, karla kaplanmış olduklarında, bunu havaya bağlarız, çünkü onun hareketlerini ve değişimlerini gayet iyi görür ve algılarız. Buna karşılık dağlar, eski halleriyle bizim dış duyumuzun önünde hareket etmeden öylece durur. Donup kalmış oldukları için onları cansız sayarız. Ama ben, havada kendini gösteren değişiklikleri büyük ölçüde onların sessiz, gizli bir iç etkisine bağlamaktan uzun zamandır kendimi alamıyorum. Çünkü inanıyorum ki yeryüzü kütlesinin tümü, dolayısıyla kendini gösteren asıl kütleler de sürekli, hep aynı çekim gücünü göstermiyor, bu çekim gücü kendini belli bir hareketlilikle gösteriyor, öyle ki gerekli, tesadüfi iç nedenlerle belki de tesadüfi dış sebeplerle azalıp çoğalıyor.” (İtalya Seyahati, Arkadya’da Bile Varım!)

Jacob Philipp Hackert, Johann Wolfgang Von Goethe Visiting The Colosseum in Rome, 1790

Jacob Philipp Hackert, Johann Wolfgang Von Goethe Visiting The Colosseum In Rome, 1790

Goethe’nin dönüşünden sonra eğitimsiz bir kadın olan 23 yaşındaki Christiane Vulpius ile 1789’da evlenir. Goethe ise Vulpius’un doğallığını ve neşeli karakterini sever. Christiane, Goethe’ye sadakatla bağlıydı ona döşeğimin hazinesi diye çevrilebilecek olan mein bettschatz diye hitap ederdi. Oğlu Julius August Walther doğar, doğan beş çocuğundan yalnızca August sağ kalır. Roma Ağıtları, Christiane’nin ona verdiği yaşama sevincini dile getirdiği şiirlerindendir.

Roma Ağıtları

Sonbaharın parıltısı
çevreyi güzelleştiren ocağın alevinde,
çıtırdıyor ve parlıyor, ne çabuk!
çırpılardan hızla yükseliyor.
Bu akşam daha çok sevindiriyor beni; çalı çırpı
demeti kömürleşmeden, küllere karışıp gitmeden,
geliyor sevdiğim kız.
O zaman çırpılar ve odun alevi,
ve ısınan gece oluyor bize enfes bir bayram.
Sabah erkenden hızla terk ediyor aşk yuvasını,
uyandırıyor küllerin içinden alevleri yeniden.
Çünkü aşk tanrısı gülümseyerek vermiş bu yeteneği,
kül haline hiç gelmeyen sevinci uyandırabilmeyi.

(Çeviri: Arif Gelen & Gültekin Emre)

Almanya’nın yetiştirdiği en büyük iki şair kuşkusuz Goethe ve Schiller’dir. Goethe, o sıralar yeni ün kazanmaya başlayan Schiller’i her bakımdan kendi karşıtı olarak görür. Ama Schiller ondan 1794’te başlatmakta olduğu yeni bir dergiye katkıda bulunmasını istediği zaman bunu sevinerek kabul eder. Kısa bir süre içinde Schiller’in 1805’teki ölümüne dek sürecek dostlukları başlar.

1808’de Weimar’da Napoleon ile görüşür. Goethe’nin gözünde Napoleon hiç kuşkusuz Fransız Devrimi’nin komutanı ve ülkesinde sivil toplum denilen yeni bir düzenin, yaratıcısı idi. Genç Werther’in Acıları’nı yedi kez okuduğunu söyleyen Napoleon Goethe’ye onur lejyonu madalyası verir. 1810’da tamamladığı Renkler Kuramı (Farbenlehre) eserini en önemli çalışması olarak görür.

Goethe ve Schiller

Goethe ve Schiller

Goethe’nin sevgilisi, XIX. yüzyılın tanınmış şairi olan Bettina von Arnim, 1810 yılında Beethoven’i Viyana’da ilk olarak tanımış ve Goethe’ye yazdığı uzun bir mektupta “Onu gördükten sonra seni de, dünyayı da unuttum…” der. Goethe’yi 19 Temmuz 1812’de Beethoven ile buluşturur. Beethoven Goethe’yi biraz zayıf karakterli, Goethe ise Beethoven’i fazla yabani bulur. Beethoven Goethe’nin aynı adlı oyunu için Egmont adlı eseri besteler.

6 Haziran 1810

Beethoven, benden bestelediği iki Lied’i temiz ve okunaklı bir yazıyla göndermek lütfunda bulunursa beni pek sevindirecektir, bu Lied’leri dinlemeyeyi çok merak ediyorum. Eski bir tahassüsün mahsulü olan şiirlerimin, melodinin yardımıyla (Beethoven’in pek doğru olarak söylediği gibi) bana yeniden ihsas edilmesi, sırf Beethoven’e borçlu olduğum ve beni fevkalâde sevindirecek olan bir telezzünü mucip olacaktır ki, bundan dolayı ziyadesiyle müteşekkir kalacağım. Goethe (Çeviri: Cevat Memduh Altar)

Bettina von Arnim

Bettina von Arnim

Goethe, 1814 yılında Rhein ve Main çevrelerine seyahat eder. Burada Johann Jakob von Willemer ve ortağı Marianne von Willemer ile Frankfurt’da karşılaşır. Goethe, her ne kadar 65 yaşında olsa da, Marianne’ye aşık olur. Eşi Christiane, 1816 yılında ölür. Bu aşk, yazarın hem Batı hem de Doğu Edebiyatı üzerinde derin ve farklı izler bırakmasına neden olur. Marianne güzel ve çekici bir kadındır, hem de lirik şiirler yazar. Bu aşkı da içinde barındıran, 1819 yılında ilk baskısı yapılan Doğu Batı Divanı’nı tamamlar.

Davet

Züleyha’nın Yusuf’a hayran olması,
Hüner değildir.
O gençti, gençlik gözde olur.
O güzeldi; derler ki: Züleyha da güzeldi,
Birbirlerini büyülercesine mesut edebilirlerdi.
Fakat o kadar zamandır özlediğim sen,
Ateşli genç bakışlarını bana gönderirsin,
Beni şimdi sever, sonra mesut edersin.
İşte bunu övmelidir şiirlerim,
Adın ebedî Züleyha olsun derim…
Doğu Batı Divanı, Züleyha Kitabı bölümü

(Çeviri: Senail Özkan)

Marianne von Willemer

Marianne von Willemer

İlk kez 1770-1771 yıllarında ilgilenmeye başladığı, bugün İlk Faust (Urfaust) adıyla anılan ilk biçimini yazdığı Faust’un 1. bölümünü 1806’da yayımlar. Hayatının son yıllarında yazdığı 2. bölüm ise, ancak ölümünden sonra basılır. Yazılması bu kadar uzun bir süreye yayılan Faust, Goethe’nin bütün bu yıllar içinde geçirdiği değişimleri de yansıttığı için, onun bütün hayatını simgeleyen bir eser olarak kabul edilir. Faust’un odağındaki izlek, insanın içinde iyi bir öz olduğuna inanan Faust ile Mephistopheles arasında girişilen bahistir. Şeytancıl Mephistopheles, yoldan rahatlıkla çıkarılabilir bir insan imgesini savunur. Faust, insanın iyi olduğu savaşımını verirken, şeytan da, Tanrı’dan onu baştan çıkarmak üzere aldığı izinle, insan üzerindeki ters etkisini kullanır.

“MEPHISTOPHELES. Horlanan sevgi aşkına! Cehennem aşkına! Daha kötü bir ilenç bilsem, onu söylesem, döndüm şaşkına!
FAUST. Ne’n var? Nedir seni böyle çok çimdikleyen? Böyle berbat bir surat dünyada yok arasam!
MEPHISTOPHELES. Şeytana uyacağım hemen. Şeytanın ta kendisi olmasam!
FAUST. Kafanın tası mı kaydı? Kudurmuş gibi azmak sana uydu!
MEPHISTOPHELES. Düşünsene, ziyneti, sağladım Gretchen’e. Onu bir papaz indirdi cebine. Anası bu şeyi görür görmez, Dehşetten ne edeceğini bilmez. Kadın pek de iyi koku alır. Burnunu dua kitabına daldırır. Koklar her eşyayı pek güzel. Kutsal mıdır, yoksa cisimsel. Ve ziynete bakınca sezer. Bunda kutluluk ne gezer.” (Çeviri: Yüksel Pazarkaya)

Joseph Karl Stieler, Johann Wolfgang von Goethe, 1828

Joseph Karl Stieler, Johann Wolfgang von Goethe, 1828

Goethe, 1823 yılında, kalp zarı iltihabı rahatsızlığına yakalanır. İhtiyar Goethe, Karlsbad’da annesiyle beraber tanımış olduğu 19 yaşındaki Ulrike von Levetzow’a evlenme teklif eder. Yaşadığı hüsran sonunda ruhundan kopan Marienbad Ağıdı adlı eseri ile kâğıda döker. Daha sonra iç dünyasında ve çevresinde daima sessizliği ve sakinliği tercih eder.

Marienbad Ağıdı

Sevme gücü ve gereksinim
Karşılıklı sevgiyle yok edildi
Sevinçli tasarılar için umudun neşesi
Karar ve eylem için hemen bulundu.
Aşk bir heyecansa seven için,
Ben en hoş örneğiyim bunun.

Şimdi uzaktayım! Şimdiki duruma
Yakışan ne? Bilmiyorum.
Kimi güzellikler, kimi iyilikler sunuyor bana
Bir yük bu. kurtulmam gereken
Engellenemez bir özlem beni yollara düşüren
Sonsuz gözyaşından başka bir umarın olmadığı!

(Çeviri: Ulrike Böhmer, Turgay Fişekçi)

Goethe, 22 Mart 1832 tarihinde hayata veda eder. Weimar’a gömülür ve daha sonra Schiller’in mezarı da aynı yere taşınır. Goethe’nin şiirleri, tiyatroları, romanları, denemeleri, sanat eleştirileri, özyaşamöyküsü kitapları yüzyıllar boyunca kuşakların hayranlığını kazanır. Goethe’nin yapıtları için Franz Schubert, Robert Schumann, Mendelssohn, Hugo Wolf, Richard Strauss, Hector Berlioz, Franz Liszt gibi birçok sanatçının besteleri bulunur.

Kaynak
Katharina Mommsen – Eserlerindeki Yansımaları ile Goethe’nin Türklerle İlişkisi, Goethe ve İslamGoethe’nin Hayatı, Johann Wolfgang von Goethe – Aforizmalar, Goethe İçin Bir Yaşam ÖyküsüGoethe’nin Genç Werther’in Acıları ve Mehmet Rauf’un Eylül Romanlarında Umutsuz Aşk İzleğiİtalya Seyahati, Arkadya’da Bile Varım!Goethe’den Werther’in Acılarına


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir