Menu

Edgar Degas’ın Eserleri ve Hayatı



Edgar de Gas (daha sonra kendisi tarafından Degas olarak birleştirilmiştir), 19 Temmuz 1834’te Paris’te varlıklı bir ailenin, beş çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya gelir. Henüz 13 yaşındayken çok sevdiği annesinin ölümü onu derinden etkiler. Hukuk fakültesine yazılsa da devam etmez. Banker olan babası ise tiyatro ve müzikle ilgilenen birisidir, bu yüzden oğlunun sanata olan eğilimini destekler.

Degas’ın Bahriye öğrencisi olan küçük kardeşi Achille, daha sonra Amerika’ya giderek ailenin New Orleans’taki pamuk işinde çalışmaya başlar. Degas, onu ailesi ile de çizmiştir. Portre, ressamın ilk üslubunu yansıtan resimlerden. Degas’ın hayranı olduğu Fransız ressam Jean-Auguste-Dominique Ingres’in etkisi görülür. Ama, genç öğrencinin rahat pozu ve bakışı ona özgüdür. Portrelerinde kişiyi psikolojik olarak derinlemesine yansıtır. Bu sonraki eserlerinde de görülür. 1855-1865 yılları arasında, kuvvetli aile bağları nedeniyle ailesinden kişilerin portrelerini yapar.

Achille de Gas as a Naval Cadet, 1957

Achille Degas, As A Naval Cadet, 1957

Rene De Gas, 1855 (Kardesi)

René Degas, 1855 (Kardeşi)

Hilaire De Gas, 1857 (Buyukbabasi)

Hilaire Degas, 1857 (Büyükbabası)

1852’de evinde bir odayı stüdyo haline getirir ve hemen ertesi yıl ressam Félix-Joseph Barrias ile çalışmaya başlar. Önceleri eski ustaların Louvre’daki eserlerin kopyaları üzerine çalışarak desen bilgisini geliştirir. 1854 yılında ressam Louis Lamothe ile birlikte çalışır. Lamothe, hayranı olduğu Ingres’in öğrencisidir. 1855 yılında tanıştığı Ingres ona “Çizgiler çiz genç adam. Pek çok çizgi” tavsiyesinde bulunur. Aynı yıl Degas, École nationale supérieure des Beaux-Arts’a kabul edilir. İtalya’ya gider. Orada Michelangelo, Raphael, Titian gibi önemli Rönesans sanatçıların eserlerini kopyalayarak akademik ve klasik sanat teknikleri üzerine çalışır. 1859 yılında Paris’e döner, bu yıllarda Normandiya’ya giderek çocukluk arkadaşı Paul Valpinçon’u ziyaret eder ve bu ziyaret sırasında at resimleri çizmeye başlar.

Edgar Degas, At The Racecourse, 1862

At The Racecourse (The Races), (Sur le champ de courses (Les Courses), 1862

Edgar Degas - The Bellelli Family - 1867

Family Portrait (also called The Bellelli Family), 1867

Bu aile portresi için Degas, taslaklar yaparak beş yıl uğraşır. Halası Laura de Gas, Baron Gennaro Bellelli ile 1842’de evlenir ve 1849’da kızları Giovanna (solda) ile 1851’de Giulia doğar. Resimde dördünün de yüz ifadeleri her birinin ayrı tutumlarını ve bireyselliğini sergiler. Baron, seyirciye arkasını dönmüş sert bir profille, Giulia ise sol ayağını altına almış uslu uslu oturmaktadır. Barones ve büyük kızı ise, tanınmış sanatçılar Holbein ve Clouet’yi hatırlatan pozlarla ayakta durmaktadırlar. Koltuk, masa, elbise ve önlüklerin büyük siyah, kahverengi ve beyaz geometrik şekilleri ile çiçek desenli halı, duvar kağıdı ve süs eşyaları birbirini dengeler. Aynadaki akisler, kompozisyona ilgi ve karışıklık katar.

Edgar Degas, Semiramis Building Babylon, 1861

Semiramis Building Babylon, 1861

1865 yılında artık tarihsel konuları bir yana bırakır, portrelere ağırlık verir. Édouard Manet ile dostluk kurar. Gelecek yıllarda empresyonist (izlenimci) adıyla tanınacak olan ressamları Degas’a Manet tanıtır. Bütün bu ressamlar Paris’te Café Guerbois’te toplanırlar. O da sık sık aynı kafeye gitmeye başlar. Degas, Manet’in çoğu görüşünü paylaşsa da, empresyonistlerden uzak durmuştur. Onlar ışığa ve canlı renklere doğru eğilirler. Eski ustaların denge ve mantığına sıkı sıkıya bağlı kalan Degas ise insanlarda ve eşyalarda değişmezliği, sonsuzluğu arar.

Edgar Degas - Edmondo and Therese Morbilli - 1865

Edmondo and Thérèse Morbilli, 1865

1863 yılında Degas’ın kızkardeşi Thérèse, Napoli’de yaşayan kuzeni Edmondo Morbilli ile evlenir. Bu görkemli portre, muhtemelen 1864’ün başında beklenen bir çocuğun kaybedilmesinin ardından çiftin Paris’e yaptığı ziyaret sırasında yapılır. Thérèse, soğukkanlı, donuk, sakin ifadeye sahip kocasının gölgesinde, ona sığınmış gibi oturuyor ve endişeli bir ifadesi var. Kıyafetinin gri tonları arasında siyahlar yerleştirilmiş, İslami figürler içeren masa örtüsü ile Edmondo’nun ceketi ve sandalye hemen hemen aynı renk. Portreleri arasında en ustalıklı ve zekice yapılmışı olan bu eser, Rönesans tablolarını andırır.

Edgar Degas - Rape

Interior (The Rape), 1869

Çiçekli bir duvar kağıdı ile döşenmiş bir yatak odası, erkeğin montu yatağın kenarında, kadın elbisesi sıyrılmış, korsesi yerde üzgün bir şekilde sandalyede oturuyor. Odanın ortasındaki ışık dramatik bir şekilde kullanılmış. Sehpanın üzerinde açık bir bavul gibi görünen dikiş kutusu bulunmakta. Resim bir çiftin kavga sahnesi sonrası gibi. Bu resim yapıldıktan 35 yıl sonra Tecavüz (Rape) olarak isimlendirilmiş. Erkeğin odada dominant bir figür olması, gözlerini kadına dikmesi, kadının duruşu ve giysileri, sehpadaki açık dikiş kutusunun bekaretin kaybolmasını sembolize etmesi gibi nedenlerle, eserin tecavüz sahnesini tasvir ettiği yorumları yapılır. Bazı eleştirmenler bu resmin Emile Zola’nın Thérèse Raquin eserinden esinlenerek yapıldığını da söylerler.

Degas, Paris kuşatıldığı sırada, Fransız-Prusya savaşına (1870-71) topçu olarak katılır, savaş sırasında geçirdiği şiddetli soğuk algınlığı sonucunda rahatsızlanır. Savaştan sonra 1872 yılında kardeşi René ile beraber New Orleans’a gider. 1873 Nisan’ına kadar orada kalır. Ünlü Pamuk Bürosu tablosunu New Orleans’ta yapar.

Edgar Degas - A Cotton  Office in New Orleans

A Cotton Office In New Orleans (Un Bureau de Coton à La Nouvelle-Orléans), 1873

Ön planda pamuk kontrolü yapan yaşlı, şapkalı kişi, Degas’nın amcası Michel Musson’dur. En soldaki pencerenin kenarına yaslanmış duran, ressamın kardeşi Achille de Gas’tır. Yeşil pantolonlu gazete okuyan kişi ise, Degas’nın üçüncü kardeşi René de Gas’tır. Pamukların, gazetenin ve kol kapaklarının parlak beyazlığı, tüccarların koyu elbiseleri ile canlı bir kontrast yapmaktadır. Düzensiz şekiller, klasik, çizgisel, perspektifin zaferini simgeleyen kompozisyona çeşitlilik getirmektedir. Dış ofisin pencereleri, boşlukta uzaklaştıkça küçülmektedir, ön plandaki kişiler, arka plandaki küçük ve daha az belirgin kişilerle tezat halindedir. Bunlar ve diğer ayrıntılar, seyircinin gözünün ister istemez amcasının görünümünden arka uçtaki pencerenin boş beyazlığına kadar uzanan diyagonal bir aksa yöneltir. Degas’ın titiz izlenimlerini ve çarpıcı desen yeteneğini, adeta fotoğraf gerçekçiliğinde olan bu eserinde görürüz.

Edgar Degas - Place de la Concorde - 1875

Place de la Concorde, 1875

Degas eserinde, kent yaşamının aktif rol oynadığı Paris hayatının bir sahnesini tasvir etmiş. Resimdeki figürler, yazar Ludovic Halévy, sanatçı Ludovic-Napoléon Lepic ve iki kızı. Tuileries Sarayı’nın taş duvarın arkasında, Place de la Concorde’yi (Concorde Meydanı) geçiyorlar. Degas, eserinde birkaç farklı yönde hareketi resmetmiş adeta. Babaları telaşsız farklı bir yöne giderken, iki kızı da tamamen bağımsız, farklı bir yöne bakıyorlar. Ludovic-Napoléon Lepic’in şapkası ve arkada görünen heykelin, o dönem Fransa için siyasi bir anlamı olduğu ve Degas’ın bunu anlatmak istediğini söyleyen eleştirmenlerin yanında, resmi Degas’ın fotoğrafa ilgi duyduğu dönemde yaptığını ve bunun da resme yansıdığını söyleyenler de sözkonusu.

Edgar Degas - The Pedicure - 1873

The Pedicure (Le Pédicure), 1873

Resimde erkek figürünün kullandığı aracın gümüşi göz kırpması gözümüzün odağına, orta yaşlı erkeğin uykulu bir genç baş parmağıyla çalıştığı yere dikkat çekiyor. Resimdeki kız Degas’ın on yaşındaki yeğeni Joe Balfour. Konusuna rağmen, resim rahat iç mekan düzenlemesi, mavi mermer, çerçeveli ayna, sürahi ve mavi ve beyaz lavabo ile bizi içine çekiyor. Yeşil arka plan duvarının görkemli renk ve dokusu, sağdaki görünmeyen pencereden keskin ışık eğimi, beyaz kumaşın şehvetli dökülmesi ve adamın başının Joe’nun ayağı üzerine eğimi de, resimde yatıştırıcı unsurlar olarak görev yapıyor.

ABD’den Fransa’ya dönen Degas, sanat anlayışları uyuşmamasına rağmen empresyonistlerle birlikte 15 Nisan 1874’te ilk sergisinde tablolarını sergiler. Çok büyük bir tepki alır sergi. Eleştirmenler bir tek Degas’ı hırpalamazlar. Ama iki yıl sonra açılan ikinci sergisinde, ünlü sanat eleştirmenlerinden Albert Wolff Le Figaro Gazetesi’nde şunları yazar.

“Bay Degas’ya haksız olduğunu anlatmaya bir deneyin isterseniz. Sanatta adlarına desen denen, renk denen, yaratma, irade denen bazı özellikler bulunduğunu söyleyin kendisine. Yüzünüze gülecek ve size gerici diyecektir.”

Edgar Degas - in A Cafe

In A Café (The Absinthe Drinker), (Dans un Café (L’absinthe)), 1876

Bir barda içki içen bir çifti gösteren L’Absinthe, yapıldığı dönemde Viktorya döneminin ahlaki değerlerine bir saldırı olarak nitelendirilir. Absent, halüsinasyona neden olan alkol oranı yüksek bir içki. 1892’de sergilendiğinde “Bu aşağılık ve kaba kimselerden başka resmi yapılacak kişi yok mudur?”, “Güzel Fransa’mızı alkoliklerle dolu gibi gösteriyor”, “Ay resmen fahişeyle ayyaşı resmetmiş” nidalarına yol açar. Resme konu olan modellerin, oyuncu Ellen Andre ve bohem ressam Marcellin Desboutin olması yorum ve spekülasyonları artırır.

Degas’ın bu tablodaki amacı, toplumsal eleştiriden çok gündelik hayattan gerçekçi bir anı yakalamaktır. Degas, resimde fahişe olarak nitelendirilen topuklarını yaslamış, ayakların topuklu ayakkabı giyince en çok ağrıyan ön tabanını dinlendiren, boş gözlerle sabit bir noktaya bakan, ellerini kucağına rahatça bırakmış bir kadın ve piposunu içerken dalgın, fakat kenarları içkiden kızarmış gözlerle etrafı seyreden bir adamı ve figürlerin gölgelerini gösterir. Absent, yan yana duran iki insanın, kendi sıkıntıları içinde birbirlerinden ne kadar uzak olduğunu anlatan, olağanüstü gerçeklikle betimlenmiş bir yalnızlık resmidir. Alamet-i farikası ve bu kadar konuşulmasına yol açan özelliği ise, figürleri ileri bir yere koyup, boş barın çoğunu çizerek aslında gösterdiğinden çok daha fazlasını söylemek istediğini hissettirmesidir.

Edgar Degas - After The Bath I - 1877

After The Bath I, 1877

Degas, gençlik dönemindeki akademik çizimlerini terk ederek, silme, kazıma, parmak izi çıkarma ve boya kaldırarak tarama gibi sonradan kendi imzasını oluşturacak yepyeni bir repertuar geliştirir. 1870’lerde tanışıp tutkuyla sahiplendiği bir grafik tekniği olan monotiptir bu. Metal bir plaka üzerine siyah bir mürekkep ile çizim yapılarak pres yöntemiyle kağıda geçirilmesi, tek bir baskı olarak sonuçlanan bir yöntem. Degas’ın mürekkep yerine yağlıboya kullandığı monotip baskıları da var. Sanatçı değişen çağdaş kent hayatının doğasını aktarmak için monotipi mükemmel bir araç olarak görür.

Edgar Degas - 5 Ballet Rehearsal On Stage - 1874

5 Ballet Rehearsal On Stage, 1874

Balenin özünü ortaya koyan jest, zarafet, renk ve hareket, eserleriyle hem gerçekçilik hem de izlenimcilik akımlarına yakın duran Edgar Degas’ı, sanat yaşamı boyunca büyülemiş özelliklerdir. Degas, bale ile ilgilenmeye başladığı 1860’ların sonunda, Paris Opera Binası’nın bulunduğu Le Peletier Sokağı’na yakın oturmaktadır. Gençliğinden beri operanın müdavimi olan sanatçıya, müzisyen arkadaşları da yardımcı olmuşlardır. Sanatçı, seyirci koltuklarında oturup çalışabildiği gibi, provalara da katılabilmiştir.

Edgar Degas - The Dance Class - 1874

The Dance Class, 1874

Degas, seyirci olarak gitmenin yanı sıra, orkestrada oynayan bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı Paris Opera Binası’nın sahne arkasına ve dans stüdyosuna düzenli olarak gider. O sırada, opera hala Le Peletier Rue’de bulunuyor ve henüz Garnier tarafından tasarlanan binaya taşınmamıştır. 1870’lerden ölümüne kadar Degas’ın en sevdiği konular, işyerinde, provada ya da dinlenme esnasında balerinlerdi. Duruş ve duruşta birçok varyasyon içeren temayı yorulmadan inceler. Sahne performansından ve ilgi odağından çok, onu ilgilendiren eğitim ve provalardı.

Bu resminde ders sona eriyor, öğrenciler bitkinler, esniyorlar, saçlarını, kıyafetlerini, küpelerini veya şeritlerini ayarlayarak gerçek hayatta da bir bale ustası olan öğretmenleri Jules Perrot’a pek dikkat etmiyorlar. Degas, balerinlerin en spontan, doğal, sıradan jestleri, konsantrasyon azaldığı zamanki duraklamaları ve yoğun egzersiz sonrası vücutlardaki değişiklikleri yakından gözlemler. Stüdyo boyunca çapraz bakan biraz yükseltilmiş bakış açısı, zemin panolarının kaybolan perspektifini arttırır. Paul Valéry şunları yazar: “Degas, zemine gerçek önemi veren az sayıdaki ressamdan biridir ve bazı takdire şayan zeminleri vardır.” Dansçıların kaymaması için özel olarak hazırlanan parke, temel çalışma aracı olması nedeniyle Degas’ın resminde de önem kazanıyor. Resimde parkeyi detaylı bir şekilde tasvir etmiş.

Edgar Degas - The Rehearsal - 1874

The Rehearsal, 1874

Tablolarını yaparken çoğunlukla hafızasından ve taslaklardan yararlanmıştır. Bu eserde hakim olan yapısal unsur, Degas’ın perspektif çalışmak için yaptırdığı tahta merdivenden esinlenerek çizdiği helezoni basamaklardır. Merdiven, kompozisyonun soluna yerleştirilmiş, insan figürleri ise asimetrik olarak dağıtılmışlar. Atölyeyi aydınlatan güneş ışığı, tütülerdeki pembe, mavi, açık sarı ve mor renklere, şeffaf, parlak bir nitelik vermektedir. Tüm ayrıntıları ile çizilmiş kişiler, önde mavimsi yeşil şalına sarılı oturan bale öğrencisi ile yaşlı kadındır. Arkadaki balerinlerin genç vücutları belli belirsizdir. Adı empresyonistler arasında anılsa da tam olarak bir empresyonist değildir, örneğin arka plan olarak kullanmak dışında manzaralarla ilgilenmez. Resimlerinde alışılmadık bir bakış açısı kullanarak, spontane bir görünüm vermek için şekilleri parçalamıştır.

Edgar Degas - The Star - 1878

The Star, 1878

Klasik baleyi çok iyi bilen Degas, bu dans geleneğinin pek çok hareketini resim ve heykelinde canlandırmıştır.

Edgar Degas - The Little Fourteen-year-old Dancer - 1881

The Little Fourteen-year-old Dancer, (La Petite Danseuse de 14 ans), 1881

14 yaşındaki küçük dansçı heykeli, Edgar Degas’ın belki de en çok konuşulan eseri. Kimileri heykelin maymuna benzediğini söylemiştir. Heykelin beğenilmemesinde, o dönemde sanatseverlerin koyu renk bronzdan ya da beyaz mermerden heykellere alışık olmasının da etkisi olmuştur. Balmumundan yaptığı figüre, gerçek bir tütü ve bale papuçları giydirmesi, at kılından yapılmış bir peruk ve saten bir kurdele takması şaşkınlıkla karşılansa da daha sonraki yıllarda kübist, sürrealist ve geç dönem 20. yüzyıl sanatçıları heykelin bu özelliğinden etkilenmişlerdir. Heykelde modellik yapan bale öğrencisi Marie Genevieve van Goethem’dir.

Edgar Degas - Portrait Of A Woman - 1880

Portrait Of A Woman, 1880

bir kadinin portresi

Degas’ın Bir Kadının Portresi adlı bu eserinin altında, gizli bir portre daha bulunduğu keşfedilir. Avustralyalı bilim insanları, Melbourne’deki Victoria Ulusal Galerisi’nde sergilenen eseri sinktrotron adlı yüksek çözünürlüğe sahip X-ışını tekniği ile tarar ve altında başka bir kadının portresi olduğunu tespit ederler. Altta gizlenen portrenin, ressamın en sevdiği modellerden Emma Dobigny’ye ait olduğu sanılıyor. Tarama sırasında Degas’ın portredeki kadının kulaklarını, önce yukarıya doğru sivrilen bir biçimde çizdiği, sonra sivri kısımları sildiğini görülür.

Edgar Degas - Before The Race - 1882

Before The Race, 1882

Paris’in gece kahvelerini, barları, dansözleri, balerin ve dansçıları, jokey ve yarış atlarını konu alan insanlarla dopdolu resimleri, gelenekle yeniliğin arasındaki sağlam köprüdür adeta. Hayatı boyunca yaptığı çalışmalarının yarısından fazlası dans temalı resimlerden oluşan Degas, jokey ve yarış atlarını da aynı tutkuyla resmetmiştir. Yemyeşil çayırlar, seyirciler, atlı arabalar, jokeyler ve yarış atları…

Edgar Degas - The Millinery Shop, 1886

The Millinery Shop, 1886

Resmi alışılmışın dışında eğik bir bakış açısı ile tasvir etmiştir. Genç bir kız ağzında bir iğne, şapkanın narin kumaşını korumak için ellerinde eldiven, şapkayı inceliyor, izleyiciden habersiz görünüyor. Degas boyama tekniği ile şapka ve genç kızın ellerinde, hareket ediyormuş izlenimi yaratırken, soldaki şapkalarla kontrast oluşturmuştur.

Edgar Degas - The Tub - 1886

The Tub, 1886

Degas kent yaşamını resimlerinin konusu haline getiren ilk sanatçıdır. Sanatçı desenlerinde kafeler, genelevler, gece kulüpleri ve tiyatrodan sahneler çizer. Özellikle balerin, akrobat, şarkıcı, müzisyen, çamaşırcı gibi kişileri kapsayan konular üzerinde çalışsa da, en çok balerinler, atlar ve nüleri görürüz çalışmalarında. Edgar Degas, Fransız ressam Henri de Toulouse-Lautrec’i en çok etkileyen sanatçılardandır. Hatta bazı resimleri bir hayli benzerlikler taşır.

Edgar Degas - The Morning Bath, 1890

The Morning Bath, 1890

1886’da sekizinci ve son empresyonist sergisinden sonra, Degas eserlerini karma sergilere yollamaz. Rahatsız olan gözlerindeki sorun artar ve çalışması daha kolay olan pastel tekniğine yönelmeye mecbur olur.

Edgar Degas - Three Dancers, Blue Skirts, Red Blouses, 1903

Three Dancers, Blue Skirts, Red Blouses, 1903

1890’dan sonra gözleri iyice kötüleşir ve 1908’de görmemeye, hatta kısmen de işitme problemi yaşamaya başlar. Resimden tümü ile vazgeçmek zorunda kalır. Bu durum, Degas’ı huysuz, sinirli, asık suratlı biri yapar. Hiç evlenmez ya da bir kadınla birlikteliği hiç konuşulmaz, bu sebeple kadın düşmanı olduğu konusunda dedikodular olsa da, en zarif balerinler onun tablolarında hayat bulmuştur.

Degas, 27 Eylül 1917 tarihinde yaşama veda eder, Montmartre mezarlığına gömülür. Savaş yüzünden cenaze töreninde birkaç dostundan başka kimse yoktur.

Kaynak
Sanatın Öyküsü, E.H. Gombrich, Remzi KitabeviGünlük Yaşamdan İlham Alan Ressam: Edgar DegasEdgar Degas’ın Tuhaf YanıEdgar Degas: A Strange New Beauty MoMA’daSanata Başla! / Start Art!Serkan HızlıGünde 1 Resim – Edgar Degas: The Dance ClassDegas: A New VisionEdgar Degas – ArtHipo14 Yaşındaki Küçük Dansçı


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir