Menu

Neşet Ertaş’ın Hafızalardan Silinmeyen 12 Türküsü



2012 yılında kaybettiğimiz Neşet Ertaş’ı en sevilen türküleriyle anıyoruz.

1960’lı yıllardan beri, sadece halk arasında değil ciddi müzik çevrelerinde bile büyük bir hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş, tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen ünü insanın yüreğine işleyen türküleriyle tüm Türkiye’ye dağılmış bir saz ve söz üstadıdır.

1. Gönül Dağı

Ay Dost deyince yeri göğü inleten, gönül dostu bir babanın evladı Neşet Ertaş. Bozkırın ortasında 1938’de Kırşehir’in Çiçekdağ ilçesinde Kırtıllar’da dünyaya gelir. Muharrem Ertaş’ın beşinci evladıdır. Daha yedi yaşında yöre düğünlerinde oyun oynarken buluverir kendini, derken bir ömür geçmiştir yoksulluk, gurbet ve ayrılıklarla.

2. Yazımı Kışa Çevirdim (Leylam)

Anadolu halk müziğinin yaşayan efsanesi, Abdal müziğinin son temsilcisi Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu’daki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır. Abdallık geleneği, yaratıcı hariç her şeyden vazgeçmeyi, görünüşe değil görünüşün ardındaki öze kıymet vermeyi, gönül kırmamayı, can incitmemeyi ve insan ruhuna zarar verecek her türlü olumsuz duygu, düşünce ve davranışlardan kaçınmayı merkeze alan bir düşünce sistemi ve yaşam biçimidir.

3. Anam Ağlar Başucumda Oturur

Anadolu’nun bağrından çıkan bu saz ve söz üstadı, Kırşehir’den Ankara’ya, oradan da gurbete uzanan bir hayat yaşar. Kırşehir’den çıkan Garip Neşet 1960’larda artık tüm Türkiye’nin tanıdığı ve sevdiği bir sanatçıdır. Anadolu’nun hüzünlü sesinden söylenen içli bozlaklar Türkiye’nin yüreğine işler.

4. Mühür Gözlüm

Neşet Ertaş’ın Neden Garip Garip Ötersin Bülbül adlı ilk plağı 1957 yılında Şençalar Plak’tan çıkar. İlk plağının çıkmasından sonra Neşet Ertaş Ankara’ya gelir ve sahne hayatı burada devam eder. Ankara’da adına türküler yazacağı Leyla ile tanışır ve evlenir. Yedi yıl süren bu büyük aşk ne yazık ki biter. Baba Muharrem Ertaş başından razı değildir bu evliliğe zaten.

5. Zahidem (Söz: Aşık Arap Mustafa Öztürk, Müzik: Neşet Ertaş)

Söylediği yanık bozlaklarla meşhur olan Ertaş’ın, 1978’de geçirdiği bir rahatsızlığın etkisiyle sıhhati bozulmaya başlar ve parmakları sazın teline vurmaz artık. 1979’da kendini Almanya’da kardeşinin yanında bulur. Sağlığına kavuşmasıyla birlikte sanatına Almanya’da devam eder. Yirmi üç yıl ülkesine olan hasretle gurbet ellerde çalar.

6. Ağla Sazım Ağlanacak Zamandır (Yorum: Erol Parlak – Çetin Akdeniz)

Sözünü, müziğini aynı anda düşünerek yaptığı o derin bozlaklarının sayısını bile bilmeyen Neşet Usta, türkülerinden eksik etmediği Garip mahlasını şöyle açıklar. “Soyadı yokken bize Garipler derlermiş. Gerçektende biz garip, yani ezilmiş, hor görülmüş, Abdal diye nitelendirilmiş, aşağılanmışızdır. O gariplik bende kaldığı için garibim diyorum” der. BOZLAĞI; Feryat, Ağıt olarak tanımlar. Gönül yaralarından sonra türkülerinin ana konusu; Allah aşkı, insan hakkı ve sevgisi, ana ve babaya duyulan özlem, ilim ve cehalet, memleket hasreti olacaktır artık.

7. Seher Vakti Çaldım Yarin Kapısını

Öyle alçak ve yüce bir gönüle sahiptir ki bozkırın tezenesi, Demirel zamanında kendisine sunulan devlet sanatçılığı ünvanını “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık gibi geliyor” diyerek kabul etmez. “Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluktur” der. Halkın kendisine verdiği büyük destekle Neşet Ertaş yaşayan bir efsane olmuştur. 2010 yılında UNESCO tarafından yaşayan insan hazinesi olarak kabul edilir. 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından Fahri Doktora Ödülü’ne layık görülmüştür.

8. Sevda Gitmiyor Serden

9. Yalan Dünya

Neşet Ertaş’ı Neşet Ertaş yapan iki unsur vardır. Bunlardan birincisi Neşet Ertaş’ın içine doğduğu doğal konservatuvar ortamı, ikincisi ise ona Allah tarafından verilen üstün yeteneklerdir.

10. Tatlı Dillim (Yorum: Selda Bağcan)

Hayata gözlerini yumduğu zaman, Yaşar Kemal, ”Neşet Ertaş’a bozkırın tezenesi demiştim. Sonuna kadar bu ismi hakkıyla taşıdı. Babası büyük bir ustaydı ve benim büyük bir dostumdu. Gençliğinde ona hep babasını geçemeyeceğini söylemiştim ama babasını geçti. Ölümüne çok üzülüyorum. Bozkırdan böyle büyük bir sanatçı yetişir mi bilemiyorum.”

Tezene, saz çalarken tellere vurulan plastik mızrabın diğer adı. Yöreden yöreye ve çalan kişiden kişiye göre değişiklik gösteren saz çalma stiline de denir.

11. Şad Olup Gülmedim Eller İçinde (Yorum: Zara)

12. Kendim Ettim Kendim Buldum (Yorum: Haluk Özkan)


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir