Menu

Chopin’in Hayatı ve Bilinmesi Gereken Eserleri



Klasik müzikte romantik çağa damgasını vuran piyanist ve besteci Frédéric François Chopin (Şopen olarak okunur), birkaçı dışında bütün eserlerini piyano için yazmış ve duygularını yansıtabilmek için bu çalgı üzerinde yoğunlaşmıştır, bu yüzden belki de piyanonun sırlarını en iyi tanıyan ve anlayan besteci olmuştur.

Dedesi, Marainville-sur-Madon’da Kont Michał Pac’ın şatosuna yiyecek sağlayan köylülerden biridir. Adının, yıllar sonra Polonya’da dünyaya gelecek torunu sayesinde müzik tarihinde anılacağından habersiz, sahibi olduğu şarap bağlarıyla uğraşır ve tahta oyuncak yapımıyla ilgilenir.

Oğlu Nicolas Chopin (1771 – 1844), zekasıyla şatonun kahyası Jan Adam Weydlich’in dikkatini çeker ve eğitimini üstlenir. Bir süre sonra Nicolas Chopin hem edebiyatla ilgilenmeye hem de oldukça iyi düzeyde keman ve flüt çalmaya başlar. 1787’de kont şatoyu satıp Polonya’ya dönme kararı alınca, en yakın yardımcı Jan Adam Weydlich de onunla birlikte gitmeye karar verir. O tarihlerde 16 yaşına basmak üzere olan Nicolas Chopin de ailesini Fransa’da bırakarak, Polonya’ya gider.

Nicolas Chopin, 2 Haziran 1806’da Polonyalı Tekla Justyna Krzyżanowska (1782 – 1861) ile evlenir ve dört çocukları olur. Dört kardeşin ikincisi ve tek erkek çocuk Frédéric François Chopin (doğum adı Fryderyk Franciszek Chopin), 1 Mart 1810’da Żelazowa-Wola kasabasında dünyaya gelir. Doğum tarihi konusunda ailesi 1 Mart, yerel kayıtlar ise 22 Şubat der.

chopin ailesi

Babası Mikołaj (Nicolas) Chopin ve annesi Tekla Justyna Krzyżanowska, (Ambroży Mieroszewski’nin 1829 tarihli yağlıboya tablosunun, Jan Zamoyski tarafından 1969’da yapılan kopyası)

Ekim 1810’da Chopin yedi aylıkken Varşova’ya taşınmalarının ardından, baba Nicolas Chopin Varşova Lisesi’nde Fransızca ve edebiyat öğretmenliğine başlar, aile okuldaki lojmanda yaşar. Lise, kentin en görkemli binalarından Saksonya Sarayı’ndadır. Ne yazık ki saray 2. Dünya Savaşı’nda tamamen yıkılır, geriye sadece bestecinin çocukluğunun geçtiği Saksonya Bahçesi kalır.

Müziğe 4 yaşında başlayan Frédéric, ilk piyano eğitimini annesinden alır. Gösterdiği sıradışı kabiliyeti ile 6 yaşında beste yapmaya başlar, 8 yaşındayken Varşova’da bir hayır kurumu için ilk büyük konserini verir. Konserde Viyanalı saray bestecisi Gyrowetz’in Piyano Konçertosu’nu seslendirir. Konser dönüşü annesi izlenimlerini sorduğunda “Dinleyicilerin dantel yakasını çok beğendim” der. Konserin ardından soylu aileler, konaklarında ona piyano resitalleri verdirebilmek için birbiriyle yarışırlar, yavaş yavaş Chopin artık her yerde Küçük Mozart olarak anılmaya başlar.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın Hayatı ve Bilinmesi Gereken 7 Eseri isimli yazımızı da okumanızı öneriyoruz.

1816 – 1822 yılları arasında Çek asıllı kemancı, piyanist, besteci Wojciech Adalbert Żywny ile çalışmaya başlayan Chopin’in piyanodaki sıradışı ilerlemesinin ardından, öğretmeninin artık öğretebileceği bir şey kalmadığını söylemesi üzerine, 1822 yılında Varşova Konservatuvar müdürü Józef Elsner’den armoni ve kompozisyon dersleri almaya başlar.

Mary Evans, Frédéric Chopin

Mary Evans, Frédéric Chopin

1823 yılında 13 yaşındayken, babasının lisesinde genel eğitimine başlar, bu dönemde ilgisinin büyük bir kısmını Polonya tarihi ve müziğine çevirir. Aynı zamanda çok iyi derecede Fransızca ve Almanca öğrenir. Okulda çok yönlü yetenekleri daha da belirginleşir, kardeşleriyle edebiyat derneği kurar, şiirler ve küçük tiyatro eserleri yazar, karikatürler çizer.

Okul yıllarında tatilini Żelazowa-Wola, Obrow ve Mazovia bölgelerinde geçirir. Bu bölgeler, Polonya’nın meşhur Mazurka halk dansları ve şarkılarının vatanı olarak anılır. Chopin, köy eğlencelerinde ve danslarda açık havadaki halk topluluklarının Polonya halk türkülerini ve danslarını (Mazurka, Polka, Krakowiak ve Polonaise) büyük bir heyecanla dinler.

Chopin, 1825’te Kościół Wizytek’in (Ziyaretçi Rahibeler Kilisesi) orgculuğuna atanır. Bir arkadaşına yazdığı mektupta, rahipten sonra en önemli kişi benim diye yazar. Çaldığı org günümüze dek korunmuştur.

chopin karikatur

Chopin’in çizdiği bir karikatür, 1839

1826 yılında Chopin liseyi bitirip Varşova Konservatuarı’na kayıt olur, fakat öncesinde zaten büyük bir piyanist virtüöz olmuş ve bestecilik kuramını gayet iyi öğrenmiştir. Bu yıllarda artık ilk eserleri yayınlanır. 3 yıllık eğitimden sonra Varşova Konservatuarı’ndan takdirle mezun olur. Daha öğrenciyken Mozart’ın Don Giovanni Operası’ndan La Ci Darem La Mano düeti üzerine Çeşitlemeler ve Do Minör Sonat’ı besteler ki, başka ustaların temalarını işlerken, kendi müzikal anlayışını nasıl kullanabildiğinin güzel bir örneğidir.

Ary Scheffer, Portrait of Frédéric Chopin

Ary Scheffer, Portrait of Frédéric Chopin

Varşova döneminde Chopin, 2 piyano konçertosu da dahil olmak üzere birçok eserler yazmıştır. Eserlerin hepsi tazelik, büyük hayat enerjisi, zindelik ve samimi milliyetçilik duyguları ile tanınır. Chopin, kendi ülkesinde artık tanınır ve büyük bir üne sahiptir, fakat arkadaşları, babası ve öğretmenleri Avrupa’ya gitmesini, başka dünyaları keşfetmesini tavsiye ederler. Haziran 1829’da birkaç arkadaşı ile Viyana’ya gider ve kendi eserlerini de içeren iki piyano resitali verir. Gördüğü ilgi ve başarı onu cesaretlendirir. Dönüşte Dresden ve Prag’dan geçer ve buralarda da çok başarılı konserler verir. Varşova’da da konserler devam eder, müzik eleştirmenleri icra ustalığını kabul etmişler ve eserlerinde Polonya halk müziğini işlemesini takdir etmişlerdir. Bütün bunlardan daha da önemli olanı, Chopin artık en büyük milli besteci unvanını kazanmıştır.

Hendrik Siemiradzki, Chopin Playing The Piano In Prince Radziwill's Salon, 1887

Hendrik Siemiradzki, Chopin Playing The Piano In Prince Radziwill’s Salon, 1887

Polonya’da devrim havası eser, Polonya vatanseverleri Rus Çarlığı’na karşı ayaklanma hazırlığı içindedir. Bu dönemde Chopin, Paris’e gitmeye karar verir.

“Yolculuğuma ne zaman başlamam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Sanki bu kez evden tümüyle ayrılacakmışım gibi bir duyguya kapılıyorum. Sanki bu yolculuk beni ölüme götürecek. İnsanın hep yaşadığı yerlerden uzakta ölmesi ne acı olmalı. Son nefesimde en sevdiklerimin yüzü yerine, bir doktorun buz gibi yüzünü ya da yabancı bir hizmetçiyi görmek ne korkunç olurdu…”

14 Eylül 1830’da arkadaşı Tytus Woyciechowski’ye yazan, henüz 20 yaşındaki Frédéric Chopin’in kaleminden bu satırlar dökülür. Ailesinden ayrılmak ona her zaman zor gelir, yaz tatili için bir ay ayrı kaldığında bile onları özler, o zaman yaşadıklarını sonraki ayrılığa bir hazırlık olarak görür ve sık sık “İleride evden bir aydan daha uzun bir süre ayrı kalmam gerekeceğini düşünüyor, şimdiki ayrılığı onun bir prelüdü olarak görüyorum” diye yazar. Veda partisinde arkadaşları ona Polonya toprağı ile dolu gümüş kupa hediye ederler ve onu hayatı boyunca yanında taşır. “Eminim ki bir daha Varşova’ya gelemem, o yüzden vatanıma ebediyen veda ediyorum…” der. Ne yazık ki öngörüsü doğru çıkar.

chopin mektup

Ailesine 10 Ağustos 1824’te yazdığı mektup

Viyana’da 8 ay geçirir. Bu sıralarda, Varşova ayaklanmasının başladığı haberi gelir. Yakın dostu Tytus Woyciechowski vatanına geri dönmek için yola çıkar. Chopin yolda ona yetişir ve kendisinin de ayaklanmaya katılmak istediğini söyler. Woyciechowski onu bu kararından vazgeçirir, çünkü çok ince yapılı ve zayıf olan Chopin iyi bir asker olamaz ve Rusların kurşunlarına anında hedef olabilirdi. Bir müzisyen olarak yazdığı eserlerle vatanına daha iyi hizmet edebileceğini söyleyerek onu ikna etmeyi başarır. Viyana’da Chopin ayaklanmanın sonucunu telaşla bekler, arkadaşlarının ve ailesinin kaderi için endişelidir.

8 ay sonra 11 Eylül 1831’de, Chopin Paris’e gelir ve ömrünün sonuna kadar orda kalır. Bu kentteki Fransız ve Polonyalı soyluların çocuklarına piyano dersleri verir. Franz Liszt, Hector Berlioz, Vincenzo Bellini gibi ünlü bestecilerin beğenisini kazanır ve onlarla dostluk kurar. Ancak, bu dönemde, vatanı, ailesi ve arkadaşlarından uzak kalması, yoğun bir duygusal sıkıntı yaşamasına neden olur. Linz, Salzburg, Münih ve Stuttgart’ta konserler verir.

Stuttgart’ta Varşova ayaklanmasının feci akıbetini öğrenir ve yıkılır. Trajik hislerin kendiliğinden tepkisi olarak Étude Op. 10, No. 12 Do Minör (Revolutionary Étude olarak da bilinir) besteler. Bu küçük formlu eserinde, büyük acısını, halkının özgürlüğe kavuşma isteğini ve kaybedilmiş umutlarını yansıtır.

Piyanist virtüözlerden hiçbirinde (Liszt dahil), Chopin’in piyanistliğindeki şiirsel cazibe yoktur. Piyanonun en zarif şairi ismini bu dönemde kazanmıştır. Zayıf, solgun ve hastalıklı Chopin, piyano tuşlarına vuruş gücüyle, tabii ki Liszt ile kıyaslanamazdı, ancak çalışındaki zarafet ve nezaketi, şiirsel ruhu ve tınının eşi benzeri görülmemiş güzelliği ile Chopin ulaşılamaz bir piyanistti. Onun icra tekniğindeki en büyük özelliği Rubato’dur (müzikte temponun hızlandırılıp yavaşlatılması).

Chopin, Paris’teki ilk yıllarında (1832 – 1835), Varşova döneminde bestelediği birçok yapıtını bitirir, bazılarını yeniden düzenler ve yayınlar. Bu dönemde yeni eserler neredeyse hiç bestelemez.

Ertesi yıl Dresden’de Maria Wodzińska ile tanışır ve aşık olur. Maria, zengin Polonyalı bir asilzadenin kızı ve Chopin’in okuldaki arkadaşlarından birinin kız kardeşidir. Babası, bu fakir ve hasta olduğu konuşulan müzisyenle kızını evlendirmeyi reddeder. Aşırı yorgunluk ve üşütme sonrası Chopin tüberküloz olur, öbür taraftan da evliliğin reddi kalbini kırmıştır. Bu duygularıyla Chopin, Maria Wodzińska’ya hitaben Vals No. 1’i besteler.

Stanisław Marszałkiewicz, Maria Wodzińska, 1840

Stanisław Marszałkiewicz, Maria Wodzińska, 1840

1837 yılında yakın arkadaşı Franz Liszt, Chopin’i ondan 6 yaş büyük, erkek gibi giyinen, politik tartışmalara korkusuzca giren, aşk konusunda sınır tanımadan konuşan asıl adı Amantine Lucile Aurore Dupin olan, Baroness Dudevant olarak da bilinen yazar George Sand ile tanıştırır. Chopin, onu ilk gördüğünde düşüncelerini şöyle dile getirir: “Ne kadar soğuk bir kadın, gerçekten bir kadın mı o?” Ancak, kısa bir süre sonra 1838’de sevgili olurlar. Sand, 1804 – 1876 yılları arasındaki bohem yaşamı, kullandığı erkek adı, aykırı kimliği, cesareti, kadının toplum içindeki haklarını savunuşuyla pek çok kişiyi etkiler.

İkisi arasındaki aşk, besteciye yeni eserler için ilham olmuştur. Bu dönem, Chopin’in en verimli dönemidir. 1838’de İspanya’nın Mallorca adasına gider, terk edilmiş bir manastıra yerleşirler. Bu duygular içinde Chopin, en güzel eserlerinden birkaçını besteler. Mazurka Mi Minör No. 2, Polonaise La Majör ve Op. 28 Prelude gibi eserlerini tamamlar. Bu 24 prelüd, kendilerine mahsus zengin içerik ve gösterişli ifade zenginlikleriyle piyano sanatının incileri olarak kabul edilmişlerdir.

Prelüd, belirli bir biçimi olmayan, genellikle bir sahne yapıtından ya da bir kilise töreninden önce seslendirilen, çalgı için yazılmış müzik parçasına verilen addır. 19. yüzyılda prelüdlerin çoğu klavye ya da lavta için besteleniyor, yaygın olarak prelüd ile füg bir arada kullanılıyordu.

Chopin’in zamanında prelüd, tıpkı impromptü gibi doğaçlama içeren ve salon konserlerinde yer alan bir 19. yüzyıl formu idi. Chopin ile birlikte büsbütün yeni bir anlam kazandı bu tür. Her biri müzikal bir ağırlığa sahip olan, birbirlerine referanslarda bulunan ve piyanistliğin ötesinde bir bestecilik örneği olan, Chopin’e ait bu serinin kaynağına ulaşmak istersek, en iyi yol gösterici Bach’ın 48 prelüd ve füg’üdür.

Mallorca adasında yerleştikleri evde, güneşli güzel günlerden sonra başlayan zamansız soğuklar ile Chopin’in hastalığının nüksetmesi sebebiyle hayatları kabusa döner. Ada halkı bu garip aileye düşmanca duygular beslemeye başlar. Yine maceralı bir yolculukla Fransa’ya dönerler. George Sand’ın, Nohant kasabasındaki kır evinde Chopin yeni besteler yaparken, Sand ise Lucrezia Floriani adlı romanını yazar. Romanın yayınlanması ile herkes, romanın kahramanlarının aslında iki sevgili olduğunu anlar. Sand’ın romanında erkek kişiliğin, acımasız, kuşkucu, kıskanç, zayıf ve aynı zamanda sevgilisine sahip olma havasında tarif edilmesi, Chopin’i kırar ve 1846 yılının Kasım ayında bir daha dönmemek üzere Nohant’tan ayrılır.

Chopin'in tek fotoğrafı, 1849

Chopin’in tek fotoğrafı, 1849

Hummalı çalışmaları, verdiği yoğun özel dersler, çok sevdiği babasının vefatı, işgal altındaki vatanının üzüntüsü ve 9 yıllık beraberlikten sonra 1847’de George Sand’dan ayrılması Chopin’i tamamen mahveder. Chopin, George Sand’ı ölene kadar unutamaz. Ayrıldıktan sonra, dostlarından birini ziyaretten dönen Chopin, uzun bir merdivenin tam ortasında George Sand ile karşılaşır. Merdivenin ortasında duran bu iki eski dost, kısa bir konuşmadan sonra ayrılır. Chopin, bu tesadüfün ardından arkadaşlarından birine yazdığı bir mektupta bu karşılaşma için şöyle der: “Geri dönmeyi çok istedim, ama merdiveni çıkmak benim için o kadar zor bir iş ki…”

Piyano Sonatı No. 2’nin yavaş bölümü olan Cenaze Marşı, çağlar boyu dünyada kabul görmüş ve hala daha çalınmaktadır.

Romantizmin en büyük bestecisi olarak kabul edilen Frédéric Chopin’in müzikal dehası, esininin yanı sıra icra bakımından getirdiği yeniliklerde ve yumuşak armonilerinde de görülmektedir. Yeni piyano sanatını yaratarak geliştirmesiyle, geleneksel piyano müziğinin devrimcisi olarak kabul edilmiştir.

Chopin, legato (bir parçanın notalarını ara vermeden birbirine bağlayarak söylemek ya da çalmak), rubato (müzikte temponun hızlandırılıp yavaşlatılması), surdin (piyanonun ortadaki pedalı, daha sessiz çalışmanız gereken ortamlarda sesi kısmaya yarar) ve pedal (piyanoda 3 pedal bulunur ve hepsinin görevi farklıdır) kullanımı ile yeni bir üslup yaratmıştır.

André Gide, Chopin Üzerine Notlar’da, onun müziği hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: “Chopin’de ışığın yumuşak yansımaları, su sesi, rüzgar esintileri, yaprak kımıldayışları vardır. Yüksek sesle konuşmaz, iddialı bir şey söylemez, hafifçe değinir geçer. Bu kadarıyla söyledikleri içinize işler, düşlerde dolaştırır, sizi inandırır. Ne denli hafif sesle, çekingence konuşursa, onun ne demek istediğini o denli iyi anlarız.”

Gece müziği anlamına gelen noktürn, ağır tempolu, lirik, hüzünlü ve düşsel özellikler taşıyan eserlerdir. Noktürnler, Frédéric Chopin tarafından 1827 – 1846 yılları arasında, solo piyano için bestelenmiş 21 kısa piyano müziği parçalarıdır. Bu besteler, genel olarak solo piyano için bestelenmiş en güzel müzik eserlerinden kabul edilmektedir ve günümüzde piyano konserleri repertuvarında önemli bir yer tutmaktadır. Noktürn tipi piyano kompozisyonlarının ilk yaratıcısı Chopin değildir. Chopin bu tip piyano kompozisyonunu, İrlandalı besteci ve piyanist John Field tarafından ilk defa bulunan tipte kompozisyona dayandıran, bu beste tipini geliştiren ve müzik dinleyici halka tanıtıp sevdiren bestecidir diyebiliriz.

Eugène Delacroix, Portrait of Frédéric Chopin and George Sand, 1838

Eugène Delacroix, Portrait of Frédéric Chopin and George Sand, 1838

Yalnızca piyano için eserler yazan Chopin’in eserleri farklı gruplarda toplanabilir. Klasik tarzda olanlar rondolar, çeşitlemeler, konçertolar ve sonatlardır. Ayrıca halk müziğinden kaynaklanan polonezler ve mazurkalar yazmıştır. Serbest tarzda olan eserleri scherzo, impromptü, noktürn, balad, prelüd, vals vb.’dir. Bunların yanı sıra, çeşitli orkestra eserleri yazmıştır. Elli kadar mazurka ve yaklaşık yirmi polonez, adeta Chopin ile Polonya’yı birleştiren somut bir bağdır.

Polonya halk dansı ve halk türküleri anlamına gelen mazurka formu, müzikte anonim bir formdur ve Chopin tarafından rafine örnekleri verilmiştir. Çiftlerin daire oluşturarak yaptığı bir danstır. Serbest tarzda yapılan mazurkada sayısız figür vardır. Mazurka, Polonya’nın orta doğusundaki Białowieża orman bölgesinde yaşayan Mazurlar arasında 16. yüzyılda ortaya çıkar ve tüm Orta Avrupa’ya yayılır. Kısa sürede Polonya Sarayı tarafından benimsendiyse de, bir köylü dansı olarak kalır. Chopin ikisi tamamlanmamış, 58 mazurka bestelemiştir. Onun mazurkaları, Polonya’daki yoksul çiftçilerin gündelik hayatındaki neşe, eğlence ve hüzünleri anlatır.

Chopin, 1817’de henüz 7 yaşında iken ve bir yıldır düzenli piyano dersleri alırken iki polonez besteleyerek, yalnızca olağanüstü bir yorumcu olarak anılmak istemediğini vurgular gibiydi.

Polonez, 18. yüzyıl başında görülmeye başlanan, Polonya’nın yaygın bir geleneksel dans müziğidir. Orta tempoda, üç dörtlük ölçüde, kadın ve erkek bir çift tarafından yapılan Polonez, 16. yüzyılda Polonya soylularının eğlence akşamlarında adını duyurmuş, yüzyıllar boyunca yaşayarak Polonya’da günümüzün düğünlerinde de yerini alan bir dans olmuştur. 17. yüzyıldan başlayarak Fransa, Almanya ve başta İsveç olmak üzere İskandinav ülkelerinde de yaygınlaşır.

Hayatının sonuna yaklaştığını hisseden Chopin, kız kardeşine “Naaşımın Varşova’ya taşınmasına izin vermezler, fakat en azından kalbimi oraya taşıyın!” diye vasiyet eder.

Ömrü boyunca kırılgan ve zayıf olan bedeni 17 Ekim 1849’da Paris’te, 39 yaşında vefat eder ve oraya gömülür. Ancak kalbi, o dönem Rusya’nın hakimiyetinde bulunan ülkesine, cam bir kavanoz içinde kaçırılır. Varşova ayaklanması esnasında Naziler, Chopin’in kalbinin bir kasada saklanmasına izin verirler. 1945’ten beri bu kalp, Kutsal Haç Kilisesi’nde (Kosciol Swietego Krzyza) saklanır. Kilisede Chopin’in kalbinin gömüldüğü sütunun önünde ise şu cümle yazar: “Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.”

Kaynak
Chopin: Tuşlara Adanmış Bir Yaşam, Aydın Büke, Virtüöz Piyanistlerin Konser EtütleriChopin’in Nocturne’lerinin Form, Teknik ve İcra Yönünden İncelenmesiFrédéric ChopinChopin’in Müzikal StiliChopin Op. 10 ve Op. 25 Etütlerinin İncelenmesi


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir