Menu

Garip Akımı’nın 3 Ustasından Melih Cevdet Anday’ın Hayatı ve Eserleri

Türk şiirinin kilometre taşı, Garip akımının üç ustasından biri Melih Cevdet Anday şair, romancı, tiyatro yazarı, deneme yazarı ve çevirmendir.

Melih Cevdet hem Türk Edebiyatı’nı hem de Batı Edebiyatı’nı ele alan yazılar kaleme almıştır. Anday düşünce yazılarında şiirin ne olduğunu, imgenin nasıl yaratıldığını, iyi bir ozanın hangi özelliklere sahip olabileceğini konu edinmiştir. Şiirin dışında bir tür olarak roman ve tiyatroya yakından değinmiş, bunların özelliklerini açıklamıştır. Çevirdiği şiirler arasında en bilineni Edgar Allan Poe’nun Annabel Lee’si pek çok insanın belleğinde enfes Türkçesi’yle yer almıştır.

melih cevdet anday

Annabel Lee

Seneler, seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi

Orhan Veli, Sinasi Baray, Oktay Rifat, Melih Cevdet

Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rıfat, Melih Cevdet

Fotoğraf

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz

1915 yılında babasının yedek subaylık yaptığı Çanakkale’nin bir köyünde doğar. Babası Cevdet Bey, edebiyata hevesi nedeniyle önce Edebiyat Fakültesi’ne gider, daha sonra oradan ayrılarak Hukuk Fakültesi’ni bitirir. Çocukluğu ailesinin Kadıköy Bahariye’deki üç katlı ahşap evinde geçer.

melih cevdet anday

Melih Cevdet’in bu yıllarda şiire yönelmesinde amcası Kadri Raşit etkili olmuştur. Melih Cevdet’in şiirlerini büyük bir ciddiyetle dinleyen ve yeğeniyle birlikte olduğu saatlerde edebiyat üzerine söyleşilerde bulunan Kadri Raşit, ona okuması için Batı Edebiyatı’ndan önemli eserleri örnek gösterir. İlkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu’nun yanındaki Taş Mektep’te, ortaokulu da onun yanındaki Kadıköy Sultanisi’nde okur.

“Bir de tiyatro kulübü vardı lisede. Orhan da benim gibi tiyatroya tutkun. Oktay da gelirdi temsillere. “Üç arkadaş şiirlerimizi birbirimize okurduk… Şimdi sanıyorlar ki üç kişi bir araya gelirse ekol kurulur. Hayır, kurulmaz. Garip hareketi bir tesadüftür… Ben İngiliz şairleri seviyordum. Onlar daha çok Fransız şairleri seviyorlardı.”

İlk şiiri Ukde 15 Kasım 1936 tarihli Varlık Dergisi’nde yayınlanır.

Ukde

Bir gün ışığa döner yaprak,
Üzümler kızarır kütükte,
Elbette diner bu sağanak,
Kaybolur içimdeki ukde.

Bu tarihten sonra Varlık Dergisi’nin orta sayfasında Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte 1941’de Garip’i oluşturacak şiirleri yayımlar.

Yolculuk Şiirleri

meğer ne tuhaf şeymiş
kavuşmak!
şimdi ben
uzak ülkelerin birinde
çocuk bahçelerine oturmuş,
ya da üçüncüsünde bir trenin
limon, üzüm, portakal
yerken yanımdakiler,
ya da
yağmurlu bir gece yarısı
bir garda
tren beklediğim zaman
kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum.

melih cevdet anday

“Orhan, sabahları beni evimden almaya gelir, ben de yola çıkarım. Daha karşılaşmadan, uzaktan işaret eder, eliyle, üç ya da dört diye gösterir. Bu, bugün bizimle ilgili üç yazı ya da dört yazı çıktı demektir… Orhan’la yolda yürürken, o yüz yıl sonrası­nı düşünüyor. ‘Bak şimdi, pencereden bakanlar, Orhan Veli’yle, Melih Cevdet yan yana yürüyor diyorlardır’ derdi. Oysa o sıralar kimse bizi tanımı­yor…”

“ Ben Tohum şiiriyle Garip’ten ayrıldım. İki arkadaşımda da bir isyan oldu. Oktay Rifat kapıyı kırar gibi açarak ‘Yapma Melih, böyle şiir yazma’ dedi. ‘Beraber başladık, beraber devam edelim’ dedi… Meğer önce o değiştirmek istermiş şiirini… Orhan Veli de ‘Yapma Melih’ diye tutturdu.”

Tohum

Dörtnala haberci ilkyazdan
Aşağıdan inceden beyazdan
Dumanı tüten sıcak tohum
Dolan kara toprağa dolan
Ulaş yeryüzüne ak tohum
Hey gücüne kurban olduğum
Dağ taş dinlemezim hey aman
Göster o gül yüzünü göster
Önce yeşil yeşil bak tohum
Sonra sarı sarı gülüver

Memet Fuat, Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nde şu değerlendirmeleri yapar: “Melih Cevdet, Yanyana’dan sonra altı yıl kitap yayımlamadı, dergilere şiir vermedi. İkinci Yeni akımının en coşkulu günlerini uzaktan izledi. 1962 yılının Aralık ayında ise Kolları Bağlı Odysseus yayımlandı. Rahatı Kaçan Ağaç (1946), Telgrafhane (1952), Yanyana (1956) açık, anlamını kolay ileten, tadına kolay varılan kitaplardı. Şiir okuru olmayanların da bir şeyler alabileceği, gündelik mantığın ötesine düşmeyen kitaplar. Oysa Kolları Bağlı Odysseus bambaşka bir anlayışla yazılmıştı. Kapalı, anlamını kolay iletmeyen bir şiirdi. Gündelik olaylara sıkı sıkıya bağlı, alaycı, yergici, kavgacı bir şiirin yürütücüsü olarak tanınan Melih Cevdet Anday şiir anlayışını temelinden değiştirmişti.”

melih cevdet anday

Kolları Bağlı Odysseus

Kürekçilerim hasatsız denizi
Köpürttüler kürekleriyle,
Tez yürüyüşlü gemi gün batarken
Ulaştı Sirenlerin adasına,
Yüreğim kopacak gibiydi
Kanatlanıp uçacak gibiydi, ama
Sirenlerin izi bile yoktu ortada.
Yalnız bir ezgi, ta derinden
Ta içerimden gelen bir ezgi
Başladı yavaş yavaş yükselmeye;
O yabansı, o büyülü türküleri ben
Söylüyordum sağır gemicilere
Yalnız ben duyuyordum Sirenleri.
Kirke, bilge tanrıça, selam sana!
Sağ salim geçtim kendimi.

Kolları Bağlı Odysseus’la birlikte mitolojiye yönelen Anday, bireyin ve insanın dünya karşısındaki duruşunu, ilkel insandan modern insana kadar sorgulamak ve ortak duruşları belirlemek ister.

“Şiir imge sanatıdır, ama imge yakalamaktan ibaret değildir. Kısa kı­sa imgelerden nefret ediyorum… Ben uzun şiirde birtakım temalar yakaladım. Temayı geliştirerek uzun şiir sürdürmek önemli. Kolları Bağlı Odysesus, Troya Önünde Atlar’ı örnek verebilirim. Övünmek gibi olmasın ama Türk şiirinde bunu eskiden beri yapan yok… İleride benim şiirim üzerine inceleme yapılacağına inanıyorum.”

Melih Cevdet’in romancılığı şairliğinin gölgesinde de kalsa da 1965’te yayımlanan Aylaklar adlı romanı dikkate değerdir. Roman, Osmanlı döneminde kalma bir konakta yaşayan ailenin etrafında çalışmayan, tembel, işsiz olan insanların yanında ailenin zaman içerisinde yaşadıkları sıkıntılar ve maddi manevi yıkılış sürecini anlatır.

“Bir romanda okumuştum, irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmağa alıştırıyordu kendisini. Hayat gümbür gümbür dönüyor, ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. Gerçekten büyük bir başarı. Yalnız o adamla benim aramda önemli bir ayrım var: O bunu çaba ile elde etmek istiyor, bense doğuştan öyleyim galiba. Doğuştan iradeliyim. Öyle mi? Yok, bununla kendimi kandıramam. Davranışlarımın içimden gelmesini beklememeliyim, çünkü içim yok benim. Belki kimsenin yok. Herkes, yalan yanlış, daha iyi bir dünyanın ardına düşmüş, o dünya için, boşuna da olsa çırpınıyor, çalışıyor. Üst yanı aylaklıktır.”

melih cevdet anday

1970 yılında yayımlanan Gizli Emir romanı ise varoluşçu bir bakış açısıyla insanın dünyada olmaya bırakılmışlığına anlam kazandıran beklemenin, umarak beklenti içinde olmanın sonsuz bir çileye dönüşmesini anlatır. Distopik bir roman özelliği gösteren Gizli Emir’de belirsiz bir zaman diliminde ve adı verilmeyen bir kentte, ne zaman başladığı bilinmeyen anarşi ve kaos ortamının içinde yaşayan insanların hayatlarından kesitler anlatılır.

“Artık hiçbir kentli, nasıl davrandığında ceza göreceğini, nasıl davranıldığında görmeyeceğini bilemiyordu. Böylece de herkes suçlu duruma düşüyordu ister istemez. Bu duruma alışıldığı için de kimse hakkını aramaya kalkmıyordu. Öyle ki, AYOT’a çağrılanlar ya da AYOT’ça tutuklananlar, çoğun, çağrılma ve tutuklanma nedenlerini sormuyorlardı. Ortada tümden suçlu bir kent halkı ve sürekli olarak onu yargılayan ve cezalandıran bir AYOT vardı.”

gizli emir - melih cevdet anday

1975’te yayımlanan Raziye ise İstanbul’dan ayrılarak güneyde yaşamaya başlayan bir siyasal sürgünün romanıdır. Roman şiir diliyle, roman dilinin karışımından doğan ilginç bir anlatımla, satırlardan satırlara, bölümlerden bölümlere akarken gözlere, belleklere büyüleyici doğal görünümleri, duygulara coşkular, hüzünler, tedirginlikler, anlamlar yollar. Gözlemler, saptamalar, izlenimler çarpıcıdır, şaşırtıcıdır.

“Böyle düşünürken, birden aşkımın yok olup gittiği sanısına kapıldım. Çünkü ben, bir şey olarak ortadan silinmiştim, bir cins adı, genel ad olarak kalmıştım: Bir insan, bir erkek… İsterseniz şunları da ekleyebiliriz: Daha genç ve talihli. Evet, böyle bir kızla uzak bir köyün bir evinde yalnız kalabilmek talihi kolay bulunur şey miydi? Ama benim yerime, aşağı yukarı benim yaşımda başka birini koydunuz mu, hiçbir değişiklik olmuyordu. Kız bu kez onu seviyor, onunla yatıyordu. Masal yok oluyordu ve kendisi ile birlikte beni de siliyordu. Ben silinince, aşkın da sığınacağı bir yer kalmaz elbet.”

raziye - melih cevdet anday

Melih Cevdet’in yazmış olduğu Mikadonun Çöpleri adlı oyun 1967-68 yılında Kent Oyuncuları tarafından sahneye konulur. İki kişilik bir oyundur. Bir kış gecesi, sabahın ikisinde, bir evde ilk kez karşı karşıya gelmiş olan bir kadın ile bir erkek şafağa dek konuşurlar. Tüm oyun sadece bu uzun diyaloğu içerir.

“Birçok ihtimali geçirmişsiniz aklınızdan. Ama saklıyorsunuz, sakladıkça da bütün o ihtimallerin yükünü benim üstüme yıkıyorsunuz. Anladınız mı konuşmak istememin nedenini? Bana sadece sokakta kalmış bir kadın diye bakamazsınız. Yetinemezsiniz bununla. Bir insanım ben, kedi. değilim.”

Anday, 1989’da Orhan Koçak’la yaptığı söyleşide şiirinin kaynaklarını sayarken: “Bir bakıma ben ustasız ozanım. Daha doğrusu ustaları sonradan bulmaya başladım. Bunlar dünya şiirinde en beğendiğim ozanlardı. Onlardan etkilendim. Hangi birini sayayım? Wallace Stevens, T. S. Eliot… Eski şiirimizi de bu arada sayabilirim” der.

melih cevdet anday

24 düşünce kitabı yayımlayan Anday, bilgilendirici yazılarında güzel sanatların her dalına değinmiştir. Özellikle resim ve müziğe ayrı bir yer vermiştir. Bunların dışında heykel ve mimari üzerinde durmuş gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında gördüğü sanatsal yapıları tanıtmaya çalışmıştır.

“Bir zamanlar Batı’nın musikisi de bugün bizim alaturka dediğimiz musikiye benziyordu. Tek sesliydi, keyif içindi. Mesela XV. Louis, yemeğini iştahla yemek için tatlı eserler besteletirdi. Musiki orada da, uzun zaman, kulağa hoş gelen sesler manasında anlaşıldı. Ama sonra sonra, türlü sebeplerle bu musiki gelişti. Çok sesli bir musiki oldu. Yeni aletler icat edildi. O aletler için yeni eserler yazıldı. Çeşitli kollar ortaya çıktı. Bugün bir senfoni musikisi, bir opera musikisi, bir konçerto musikisi, bir oda musikisi var.” (Açık Pencere, Toplu Yazılar I)

“Dünyada yanılmayan bir politikacı olmamıştır; üstelik politikacının yanılması, sanatçının yanılmasına benzemez, politikacı yanıldı mı, bunun acısını milyonlarca insan çeker. Oysa sanatta yanılma yanılmama söz konusu değildir. Yanılmış sayılan sanatçılarda sanat değildir ele alınan, o sanatçının toplumsal, siyasal düşünceleridir.” (Maddecilik ve Ülkücülük )

melih cevdet anday

Melih Cevdet Anday’ın günlükleri de kitap şeklinde yayımlanmıştır. Bir Defterden adıyla Anday’ın ölümünden sonra 2008’de kitaplaştırılmıştır. Kitap onun şair, tiyatrocu, romancı ve denemeci kimliğine dair çok şey anlatmasının yanında, sanatın niteliği ve işlevi üzerine düşüncelerini de içeriyor.

“Sabahleyin zar zor kalktım yatağımdan. Hava çok güzeldi. Gecenin korkunçluğundan olacak, bu güzel hava neredeyse mutluluk verdi bana diyeceğim. Bizim hanımın Arap kedisi geldi. Ona süt verdim. Sonra biraz okşadım ve kapının önüne bıraktım. Buruk bir çay içtim. Sonra Hesiodos Eseri ve Kaynakları adlı kitabı açıp oradan Homeros’un o harikulade şiirini, Zeus ile Hera’nın İda Dağı’ndaki sevişmelerini anlatan parçayı okudum. Onu buraya da alacağım:

Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı
Tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı taptaze
Lotos bir halı serdi toprakla aralarına
Safranlardan, sümbüllerden, tatlı bir halı
Uzanıverdi ikisi de halının üstüne
Sardı onları güzel bir altın bulut
Bulutun çiy damlaları akıyordu pırıl pırıl.”

1960 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya başlar, o yıldan itibaren vefatına kadar romanları, gezi yazıları ve anılarının yanı sıra denemelerini de bu gazetede yayımlar. 1964 – 1969 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği, 1979 – 1980 yıllarında da Paris Eğitim Müşavirliği görevlerinde bulunan Melih Cevdet Anday 2002 yılında hayata gözlerini kapar.

Kaynak
Edebiyatımızdan On İnsan Bin YaşamMelih Cevdet Anday Şiirinde ZamanYaşamsal Ve Metinler Arası Bağlamda Melih Cevdet Anday’ın Şiirinin Kaynakları Tatar Çölü ve Gizli Emir Romanlarında Bir Varoluş Biçimi Olarak Umut ve Umutsuzluk ParadoksuMelih Cevdet Anday’ın Düşünce Yazılarında Sanat, Yazın ve Dil


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir