Menu

Anadolu’nun Sesi Ruhi Su’nun Türküleri ve Hayatı

1912’de Van’da doğdu. Adı Mehmet’ti. Annesini babasını hiç tanımadı. Kendi anlatımıyla, Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biriydi.

Yalçın Küçük kitabında ailesini Ermeni tehcirinde yitirmiş bir çocuk olduğunu yazsa da, o dönemde Ruhi Su buna hiç yanıt vermedi. 1984 yılında Zeynep Oral’ın yaptığı röportajda şunları söyledi: “Kimselere anlatmadım. Öksüz olduğumu çok kimseye söyleyemedim. Toplumumuzda hala aşiret anlayışı var. İlk iş ‘Kimlerdensiniz?’ derler. Kendini yetiştirmiş olmanın önemi hala anlaşılamadı.”

ruhi su askeri okulda

Askeri Okulda

Van’dan Adana’ya getirilir, çocuğu olmayan, fakir bir ailenin yanına verilir. Onları, amcası ve yengesi bilir. Ancak yengesi onu sevmez ve istemez. Mehmet, o zamanki adıyla Dar-ül Eytam’a, öksüzler yurduna verilir. “Oyun denen bir şeyin var olduğunu o zaman öğrendim, içim içime sığmıyordu, şaşkındım.” der.

1925’te Ankara’da Müzik Öğretmen Okulu kurulunca, öksüz yurtlarında müziğe yetenekli çocukların, bu okula yollanması için bir bildiri yollanır. Okul arkadaşı Şaban’la birlikte sınava girerler, Mehmet sınavı kazanır. Müdür “Bu yıl Şaban’ı kazanmış gibi gösterelim. Sen nasılsa seneye yine sınava girersin, kazanırsın.” deyince kabul eder. Bir yıl sonra sınavı kazansa da öksüzler yurduna yeni bir bildiri gelir, “Okulu bitiren tüm çocuklar zorunlu olarak askeri okullara girecek” yazmaktadır. Bu nedenle, İstanbul Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ne gider.

ruhi su ogretmen okulunda

Öğretmen Okulu, 1932

İstanbul’daki Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ne gelince, arkadaşlarıyla birlikte isimlerini bırakarak kibar isimler almaya karar verir ve Ruhi ismini alır. Müziği çok sevdiği için askeri okuldan kaçar. Ama resmi yoldan başvurması söylenince askeri okulla bağının kopması için doktordan kendisini çürüğe çıkarmasını ister. “İltihabı yüzünden mektebe devam edemez” raporunu alınca, Müzik Öğretmen Okulu’na dilekçe yazar, “Yerimiz yok, alamayız” yanıtını alır. Çürüğe çıktığı için askeri okul ile de ilişiği kesilir, Adana Öksüzler Yurdu’na geri gönderilir. Adana Lisesi’ne başlar. Oradan da Öğretmen Okulu’na geçer.

Adana Öğretmen Okulu’ndayken aşık olduğu ebe-hemşire ile evlenir. Güngör adını koydukları bir oğulları olur. Eşi Ankara Numune Hastanesi’ne tayin olunca, tekrar Müzik Öğretmen Okulu sınavına girer ve kazanır. Müzik Öğretmen Okulu’nda da tek hece olduğu ve kolay söylendiği için Su soyadını alır, adı Mehmet Ruhi Su olur.

ruhi su

Ruhi Su’nun klasik müziğe adım atmasına vesile olan kişi, öksüzler yurduna bir keman aldırarak Su’yu kemana başlatan müzik öğretmeni Mehmet Tahir’dir. Su, konservatuarın opera bölümünde öğrenciyken, bir hocasının keman çalmasının ses tellerine zarar vereceğini ve sesinin zayıf çıkacağını, bir tercih yapması gerektiğini söylemesi üzerine, keman çalmayı bırakmak zorunda kalır. 1936’da Devlet Konservatuarı’nda Opera Sanatçısı olarak başlar.

Ruhi Su, operadaki görevi yanında 1942-1945 döneminde Ankara Cebeci İkinci Ortaokulu’nda ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmenliği yapar. Şan derslerinde halk türkülerini öğretir. Hasanoğlan Köy Yüksek Enstitüsü’nde çalıştığı yıllarda, aynı enstitüde müzik öğretmenliği yapan Aşık Veysel ile yakın dostluk kurar.

Ressam-şair Bedri Rahmi Eyüboğlu ve yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun kız kardeşi, Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger, Tuba Çandar’ın nehir söyleşi tekniğiyle hazırladığı Hitit Güneşi adlı anı kitabında şunları anlatır: ‘‘Ruhi çok değerli bir bas bariton. 1500 kişilik öğrenci korolarıyla harikulade işler yapıyor. Tamam da, üstüme bu kadar düşmesi anlaşılır gibi değil. Ben hayır dedikçe daha çok tutturuyor. Ben Eskişehir’de Çifteler Köy Enstitüsü’ne çalışmaya gidiyorum. O da geliyor oraya. Yetmezmiş gibi, gece geldi tabancayla kapıya dayandı. Kızlar yatakhanesinin kapısına. Sonunda İsmail Hakkı Tonguç’a kadar aksetti iş. Ve Ruhi Su Hasanoğlan’dan uzaklaştırıldı.”

ruhi su guzide noyon

1948-1949 Yarasa Opereti, Ruhi Su, Güzide Noyon

Ruhi Su, Ankara Devlet Operası ve Balesi’nde birçok ünlü operada rol aldı. Kısa süren opera yaşamında Mozart’ın Bastien ve Bastienne, Giuseppe Verdi’nin Maskeli Balo, Mozart’ın Figaro’nun Düğünü, Puccini Madama Butterfly, Puccini Tosca, Smetana’nın Satılmış Nişanlı, Beethoven’ın Fidelio gibi ünlü operalarda bas bariton rolleri oynadı. (Bas bariton, basın çıkamadığı ince tonlara çıkabilen, buna rağmen basın indiği kalın ve tok tonlara inemeyen sese verilen addır.)

Konservatuarda türkülerini dinleyen hocalarından Markovich, radyo müdürü Vedat Nemir Tör’e Su’dan övgüyle bahsedince, on beş günde bir Bas bariton Ruhi Su Türküler Söylüyor anonsuyla sunulan bir radyo programına başlar. 1943-45 yılları arasında çok ilgi gören programında Su’nun söylediği türkülerin çoğu Alevi deyişleri ve nefesleriydi. Ali İzzet’ten Bir Allah’ı Tanıyalım / Ayrı Gayrı Bu Din Nedir, Pir Sultan Abdal’dan Gelin Canlar Bir Olalım, Muhyi’den Zahit Bizi Tan Eyleme gibi nefesler söyleyen Ruhi Su’yu “Alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor” diye aleyhinde yapılan söylentiler nedeniyle, bir gün Mesut Cemil, “Ruhiciğim seni harcamayalım, bu programa bir müddet ara verelim” deyince, Su “Ben bu yolda harcanmaya hazırım” dediyse de, Cemil, Su’nun radyodaki işine son verir.

12 Kasım 1952’de Ankara’da tutuklandığında operadan ayrılmak zorunda kaldı. Ruhi Su, sosyalist dünya görüşü nedeniyle Türkiye Komünist Partisi üyesi olmaktan 1952-1957 yılları arasında 5 yıl hapiste, 20 ay da Konya Çumra’da emniyet gözetiminde kaldı. 1957’de hapisteyken söylediği Mahsus Mahal adlı türküsü kendisinden önce tutuklanan ikinci eşi Sıdıka Hanım’la ilgilidir, tabutluk diye bilinen hücrede hazırlamıştır.

Mahsus Mahal

Mahsus Mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır
İki elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir

Ruhi Su, türküler üzerinde en verimli çalışma dönemini cezaevinde geçirir. Bestelediği türkülerin çoğu bu döneme rastlar. Hasan Dağı türküsü de tutuklu olduğu dönemde, diğer mahkumlar gibi bir başka mahkumla birlikte bileklerinden zincire vurulmuş bir halde İstanbul’dan Ankara’ya götürülürken yazılmış bir ağıttır. Bu yolculukta mahkumlar tuvalete bile, bağlı olduğu diğer mahkumla gitmişti.

Hasan Dağı

Hasan dağı Hasan dağı
Eğil eğil, eğil bir bak
Sıkıyor zincir bileği
Jandarmada din iman yok
Gidiyor kalktı göçümüz
Gülmez, ağlamaz içimiz
İnsan olmaktı suçumuz
Hasan Dağı, insan olmak
Koçhisar üstünden bora
Gülek bir karanlık dere
Sıradağlar sıra sıra
Çukurova ana toprak

Su’ya, hapishanede bağlamasını vermezler. Bunun üzerine tutuklulardan Faik Şekeroğlu, o zaman kullanılan tahta paspas parçalarından ona bir bağlama yapar ve iki sene bu bağlamayla çalışır. Su, ancak iki sene sonra, izin çıkınca Ankara’dan bağlamasını getirtir.

1954’te cezaevinde Sıdıka Su ile Nevzat Hatko ve Behice Boran’ın şahitliğinde evlenirler. 1958 yılında her ikisi de tahliye olurlar. Oğulları Ilgın 1959’da doğar. İstanbul’da Taksim Belediye Gazinosu’nda program yapmaya başlar, Atıf Yılmaz’ın Karacaoğlan, Barbaros ve Lale Devri adlı filmlerinde Halk Müziği parçalarını seslendirir.

ruhi su ve oglu

Sıdıka Su, Ruhi Su, Ilgın Su

Ruhi Su 1950 yılında Nazım Hikmet’in Davet şiirini, Süvarinin Türküsü adıyla bestelemiştir. Nazım Hikmet şiirini besteleyen ilk sanatçıdır.

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim.

Nazım Hikmet

ruhi su ve aziz nesin

Aziz Nesin, Ruhi Su

1963’te Hikmet’in ölüm haberi geldiğinde ise Su, Karalı Bir Haber Düşmüş ağıtını, bir türkü ezgisini yorumlayarak söyler.

Ağıt

Karalı bir haber düşmüş geliyor
Bakır antenlere kardeş gümüş tellere
Ne bir ezan sesi ne çan çalıyor
Sabahın seheri kardeş, çıkmış yollara
Sabahın seheri Nazım Kardeş, çıkmış yollara
Her hali aklımda, aklımdan gitmez
Sol yanım unutsa kardeş sağım unutmaz
Böylesi bir cana ölüm kar etmez
Sürer tazelenir kardeş, gelir dallara
Sürer tazelenir Nazım Kardeş, gelir dallara
Dedim ki bozkırda bir sarı ota
Ateşin sönmeye kardeş, dumanın tüte
Ola ki bir sabah bir horoz öte
Bu bizim türkümüz kardeş, düşer dillere
Bu bizim türkümüz Nazım Kardeş, düşer dillere

Musiki Muallim Mektebi’ndeyken Su, okuldaki arkadaşlarıyla birlikte 1936 yılında bir Müzik Öğretmenliler Korosu kurar. Koronun adı döneme ait belgelerde Ses ve Tel Birliği Korosu olarak geçer. İkinci koro çalışması, 1944-47 yılları arasında, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde oluşturduğu korodur. Su, hayatı boyunca kısa dönemli koro çalışmaları yapmıştır. Ama onun en önemli korosu, 1975 yılında Dostlar Tiyatrosu bünyesinde, ilk üyelerini sınavla seçerek kurduğu Dostlar Korosu’dur. 1980 yılında, 12 Eylül döneminin baskıcı yönetimi altında çalışmalarına ara vermek zorunda kalır, bu suskunluk Su’nun 1985’teki ölümüne kadar sürer. Koro, 1987’de ise Ruhi Su Dostlar Korosu adını alır.

1978 yılında romatizma şikayeti ile gittiği hastanede kemik iliği kanseri başlangıcında olduğunu öğrendi. Askeri yönetim zamanı uzun süre yurt dışına tedavi için gitmesine izin verilmedi. Bir defaya mahsus olmak üzere pasaport çıkarıldı. Almanya’ya gittiğinde yapılan tedavi sonuç vermedi, 20 Eylül 1985’te hayatını kaybetti.

Kaynak
Türkülerin 100’ü: Ruhi SuBasbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor, Hitit Güneşi – Tuba Çandar


Facebook Yorumları

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir